Afrika
kıta
👁 2 görüntülenmeTüm kıtalar arasında en fazla genç nüfus Afrika'da bulunmaktadır. Afrikalıların %50'si 19 yaşının altındadır. Cezayir yüzölçümü olarak Afrikanın en büyük ülkesiyken, nüfus anlamında en büyük ülke ise Nijerya'dır. Özellikle Doğu Afrika'nın, insanoğlunun başlangıç noktası olduğu kabul edilir. Erken dönem büyük insansı maymunların yanı sıra, geç dönemdekileri yedi milyon yıl öncesinde olan Sahelanthropus tchadensis, Australopithecus africanus, A. afarensis, Homo erectus, H. habilis ve H. ergaster gibi türlerin evrimleşmesiyle oluştuğu kanıtlanan Homo sapiens yani modern insana dair bundan 200.000 yıl öncesine ait bulgular Etiyopya'da bulunmuştur. Afrika, çok çeşitli iklim bölgeleri bulunan ekvatorun her iki yanında ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında da bulunan tek kıtadır.
Afrika etnik, kültür ve dil olarak çok büyük bir çeşitliliğe ev sahipliği yapar. 19. yüzyıl sonlarında Avrupa ülkeleri tarafından sömürge haline getirilmiştir. Afrika'nın modern devletleri 20. yüzyıldaki dekolonizasyon sürecinden sonra ortaya çıkmıştır. Afrika ülkeleri kısmen 1881-1914 yıllarındaki Afrika Talanı sırasında şekillenmiştir.
Etimoloji
Afrika adı, Kartaca'ya ilk defa ayak basan Romalılarca "Afri" veya "Africani" denilen oymakların adından esinlenerek verilmiştir. Bu adın yerel Libya kabilelerini betimlemek için kullanıldığı düşünülse de, genellikle Fenikecede kullanılan afar yani toz kelimesi ile bağlantılıdır. Ancak 1981 yılında yapılan bir hipoteze göre bir Berberi kelimesi olan ve "deve" anlamına gelen ifriden gelir. Aynı kelime kuzeybatı Libya'da bulunan, orijinal ismi Yafran (veya Ifrane) olan aynı zamanda Trablusgarb ve Cezayir dolaylarındaki Banu Ifran kabilesine verilen isimdir.
Roma hâkimiyetindeyken Kartaca, bugün Libya'nın sahil kesimleri dolaylarındaki Afrika Pronconsularis eyaletinin başkentiydi. Latin son eki "-ica" bir alanı tanımlamakta kullanılır.
Antik Romalılara göre, Asya kelimesi Mısır'ın doğusunda kalan Anadolu ve ötesini ifade ederken, Afrika kelimesi Mısır'ın batısını tanımlamak için kullanılmaktaydı. Bu keskin çizgi Yunan coğrafyacı Ptolemy (85-165 MÖ) tarafından belirlenmiştir.
Diğer etimolojik hipotezler ise;
- Birinci yüzyıl Yahudi tarihçisi Flavius Josephus tarafından İncil Yaradılış 25:4'te ileri sürülen görüşe göre Afrika adı Libya'yı istila ettiği söylenen İbrahim peygamberin torunu Epher tarafından verilmiştir.
- Sevillalı Isıldore'in Etymologiae isimli eserinde belirttiğine göre Afrika adı Latin kökenli aprica, yani "güneşli" anlamına gelen kelimeden gelmektedir.
- Massey'in 1881 yılında ortaya attığı teze göre Afrika kelimesi, Mısır dilindeki af-rui-ka cümlesinden gelmektedir. Bunun anlamı "Ka'nın ağzına doğru dönmek" manasına gelir. Mısır felsefesinde "Ka", her insanın içinde olduğuna inanılan hayat özüdür ve "Ka'ya doğru dönmek", doğum yerine başlangıç yerine dönmek manasına gelir. Afrika, Mısırlılar için, soylarının geldiğine inanılan başlangıçtır.
- Michèle Fruyt tarafından ortaya atılan bir diğer hipoteze göre, İtalya'da bulunan Umbria bölgesi kökenli "yağmurlu rüzgâr" anlamına gelen Latinceyle bağlantılı "africus" yani "güney rüzgârı" kelimesinden gelmektedir.
Tarih Öncesi
Afrika, birçok paleoantropolog ve arkeolog tarafından Dünya üzerinde insanlarca yerleşilmiş ilk yer olarak kabul edilmiştir. 20. yüzyılın ortalarındayken antropologlar, en erkeni yedi milyon yıl öncesine ait olduğu düşünülen birçok fosil kanıtı keşfetmişlerdi. Bunlar arasında Ardipitecus, Australopithecus ve Homo türlerindeki insan ataları yer almaktadır. Afrika arkeolojisinde dönemler Erken, Orta ve Geç Taş Çağları olmak üzere üçe ayrılır. Tüm insanlığın tarih öncesi gibi, Afrika'nın tarih öncesinde de ulus devletler mevcut değildi. Bunun yanında Khoi ve San gibi avcı ve toplayıcı grupların yerleşik hayata geçtiği görülür.
Medeniyetin doğuşu
Sahra'nın büyüklüğü tarihsel olarak son derece değişken olmuştur, alanı küresel iklim koşullarına bağlı olarak hızla dalgalanmış ve zaman zaman yok olmuştur. Buzul Çağı'nın bitmesiyle, yani MÖ 10.500 civarlarında, Sahra yeşil ve bereketli bir vadiydi. Ancak MÖ 5000 civarlarında iklimi kuraklaştı ve Sahra bölgesi oldukça sıcak ve kavurucu bir hal aldı. Bu sebepten Sahra bölgesindeki nüfus, Nil nehri bölgesine doğru artmaya başladı. Bu insanlar bu bölgede sürekli ve yarı sürekli olarak yerleşime geçmeye başladılar.
Afrika'da büyükbaş hayvanların evcilleştirilmesi tarımdan daha önce olmuştur. Aşağı yukarı MÖ 6000'de Kuzey Afrika'da büyükbaş hayvanlar çoktan evcilleştirilmişti. Nil - Sahra bölgesinde insanlar birçok hayvanı evcilleştirdiler. Bugünkü Cezayir'den Nubiya'ya kadar olan bölgede eşek ve vida boynuzlu keçiler de evcilleştirilmekteydi.
MÖ 4.000'e geldiğimizde, Sahra'nın iklimi çok hızlı bir şekilde kuraklaşmaya başladı. Bu iklim değişikliği bölgedeki göllerin ve nehirlerin büyük oranda küçülmesine ve büyük çapta çölleşmeye yol açtı. Bu durum elverişli arazi miktarının azalmasına ve tarım ile uğraşan kesimin Batı Afrika'ya doğru göç etmesine neden oldu.
M.Ö. 4000'li yıllarda Sahra iklimi çok hızlı bir şekilde kuraklaşmaya başladı. Bu iklim değişikliği göllerin ve nehirlerin önemli ölçüde küçülmesine ve artan çölleşmeye neden oldu. Bu da yerleşimlere elverişli arazi miktarını azalttı ve çiftçilik topluluklarının Batı Afrika'nın daha tropikal iklimine göç etmesini teşvik etti.
MÖ birinci milenyumda, demir işlemeciliği Kuzey Afrika'da başladı ve ardından Sahra altı Afrika'ya doğru hızla yayıldı.
MÖ 500'e gelindiğinde Batı Afrika'da metal işçiliği olağan hâle gelmişti. M.S. ilk yüzyıla kadar diğer bölgeler demir işçiliği hakkında herhangi bir şey bilmemesine rağmen, Batı ve Kuzey Afrika'da demir işlemeciliği o tarihten 500 yıl öncesinde bile kullanılıyordu. MÖ 500'lere ait Mısır, Kuzey Afrika, Nabiya ve Etiyopya'dan gelmiş bakır objeler, Batı Afrika'daki kazılarda bulunmuştur. Bu durum Sahra ötesi ticaret ağının bu tarihlerde kurulmuş olduğunu göstermektedir.
Kuzeydoğu Afrika
MÖ 3500'den itibaren, nomlar (nomarklar tarafından yönetilen) birleşerek Kuzeydoğu Afrika'da Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarını oluşturdular. MÖ 3100 civarında Yukarı Mısır, Mısır'ı 1. hanedan altında birleştirmek için Aşağı Mısır'ı fethetti ve birleştirme ve asimilasyon süreci MÖ 2.686'da Eski Mısır Krallığı'nı kuran 3. hanedan zamanında tamamlandı. Kerma Krallığı bu dönemde ortaya çıktı ve Nübye'de baskın güç haline gelerek, Nil'in 1. ve 4. kataraktları arasındaki Mısır kadar büyük toprakları yönetti.
MÖ 3300'ler civarında, Antik Mısır'da Firavun medeniyetindeki okur yazarlığın artmasıyla birlikte Kuzey Afrika'daki ilk tarihsel kayıtlar ortaya çıkmıştır. Dünyanın en erken ve en uzun süreli yaşayan medeniyetlerinden biri olan Antik Mısır, MÖ 330 yılına kadar çevresindeki diğer bölgeleri de etkiledi.
Afrika'nın Avrupalılarca keşfi, Romalılar ve Antik Yunan ile birlikte başlamıştır. MÖ 322'de Büyük İskender Mısır'ı Pers işgalinden kurtardı ve burada, ölümünden sonra Ptolemaios Krallığı'nın başkenti olacak olan İskenderiye'yi oluşturdu. Roma İmparatorluğu'nun Akdeniz şeridi boyunca Kuzey Afrika'yı fethinin ardından bölge, hem ekonomik hem de kültürel olarak Roma sistemine dâhil olmuştur. Roma yerleşkeleri bugünkü modern Tunus'ta ve o hat boyunca ortaya çıkmıştır. Bölgede Hristiyanlığın yayılması da MS 340'lı yıllara kadar sürmüştür.
7. yüzyılın başlarında Hilâfet önce Mısır'a girdi ve ardından da Kuzey Afrika'ya yayıldı. Kısa dönemde, yerel Berberi kabileleri Müslüman Arap kabileleriyle bütünleştiler. Emevilerin başkenti olan Şam 8. yüzyılda düşünce, İslami merkez Akdeniz'de kayarak Kuzey Afrika'daki Kayravan'a geçmiştir.
9. ve 18. yüzyıllar arası
Kolonileşme dönemi öncesi Afrika'da takriben 10.000'den fazla farklı devlet ve politika, pek çok kurum ve kurallara göre nitelendirilmiştir. Bunların içerisinde Buşmalar gibi küçük avcı toplayıcı gruplar, Bantu dillerini konuşan daha büyük ve yapılanmış aile klanları, çok daha büyük olan Afrika Boynuzu'ndaki klanlar ve bunun yanında Akanlar, Yorubalar ve İbolar gibi otonom şehir devletleri veya krallıklardan oluşan birçok farklı oluşum mevcuttur. 9. yüzyılda Batı Afrika'dan gelen Hausa Krallığı gibi bir dizi hanedan devletleri, Sahra altı bölgesindeki savanaları aşarak bugünkü Sudan'ın ortalarına vardılar. Gana, Gao ve Kanem Krallığı bunların en güçlüleriydi. Gana 11. yüzyılda geri dönse de, Mali Krallığı Sudan'ın doğusunu 13. yüzyıla kadar muhafaza etti. Kanem Krallığı ise 11. yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler.
Batı Afrika'nın ormanlık alanlarında, kuzeydeki Müslüman kabilelerin küçük etkisiyle birlikte yeni bağımsız krallıklar türedi. İboların kurduğu Nri Krallığı bunların ilkiydi. 9. yüzyılda ortaya çıkan Nri krallığı, günümüz Nijerya'sındaki en eski kabilelerden biridir. Bu kabileye ait ortaya çıkarılan bronz buluntular 9. yüzyıla aittir.
Ife kenti, tarihsel olarak Yorubalar tarafından kurulan ilk şehir devletlerden bir tanesidir. Başında "oba" denilen ve Yoruba dilinde "kral" anlamına gelen bir yönetici bulunur. Ife özellikle içerisindeki bronz işlemeleriyle birlikte Afrika'nın en önemli dini ve kültürel merkezlerinden birisidir.
Sahra'daki Berberi sülalesinden gelen Murabıtlar buradan yayılarak kuzeydoğu Afrika ve 11. yüzyılda İber Yarımada'sına kadar ulaşmıştılar. Ardından Banu Hilal ve Banu Malik gibi Arap bedevileri, Arap yarımadasından Mısır'a göç etmişlerdir. 11. ve 13. yüzyıl arasında gerçekleşen bu olay sonucunda Araplar ve Berberiler yerel kültürleri Araplaştırarak ve yerel kültürleri birleşik İslam kültürü ile emerek bölgede büyük değişikliklere yol açmışlardır.
Mali Krallığı'nın bozulmasını takip eden süreçte, Sonni Ali (1464-1492) adındaki yerel lider, Sahra ötesi ticaret ağını kontrol ederek Songhay İmparatorluğu'nu oluşturdu. Sonni Ali 1468'de Timbuktu'yu ve ardından 1473'te Djenne'yi kuşattı. Ticaret gelirleri ve Müslüman tüccarları örgütleyerek güçlü bir imparatorluk oluşturdu. Onun halefi Ture Muhammed(1493-1528) İslamiyeti resmî din hâline getirdi. 15. yüzyıla kadar, Hause Krallığı'na ait küçük şehirler bölgedeki ticaret ağında etkili olarak çeşitli taşımacılık ve üretim yaptılar.
Köle ticaretinin yükselişi
Kölelik, Afrika'da uzun süre uygulanmıştır. 7. ve 20. yüzyıl arasında Arap köle tüccarları yaklaşık olarak 18 milyon köleyi Afrika'dan Sahra ötesine ve oradan da Atlantik Okyanusu rotasını izleyerek sattı. 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar 7-12 milyon insan bu yolu izleyerek yeni dünyaya satıldı.
Batı Afrika'da, 1820'li yıllarda bu ticaretin reddedilmesinin ardından büyük ekonomik sorunlar görüldü. İngiliz Kraliyet Donanması'nın Batı Afrika'daki varlığının artışıyla birlikte, bu bölgedeki devletler yeni ekonomik sisteme dahil olmaya zorlandılar. Bu durum Avrupa ve Amerika'da kölelik karşıtı hareketlerin artışına ve köle ticaretinin büyük oranda düşmesine neden oldu. Batı Afrika'daki İngiliz birlikleri 1808 ve 1860 yılları arasında yaklaşık 1600 köle gemisine el koydu ve kaçırılmış olan 150,000 Afrikalıyı serbest bıraktı.
Bu eylemler aynı zamanda İngilizlerin kaçak köle ticaretini önleme çabalarının da bir sonucudur, hatta bu sebepten Lagos Kralı 1851'de İngilizler tarafından devrilmiştir. Böylelikle kölelik karşıtı sözleşmeler 50'den fazla Afrikalı ülkenin de imzasıyla kabul edildi. Batı Afrika'nın büyük güçleri bu değişime uyum sağlayabilmek için farklı yolları denemişlerdir. Bugün Batı Afrika'nın temel ihraç maddeleri olan kakao, hurma yağı, altın ve kereste ticaretinin başlangıcıdır.
Kolonileşme
19. yüzyılın sonrasında, Avrupa'nın emperyal güçleri kıta üzerinde büyük bir yarış içerisinde koloniler kurmak için mücadele ettiler. Bu süreçte Afrika'da sadece iki tane tam bağımsız devlet kalmıştı, Etiyopya ve Liberya. Mısır ve Sudan bu dönemde resmî olarak hiç kolonileşmedi fakat 1882'deki İngiliz işgaliyle 1922'ye kadar işgal altında kaldı.
Berlin Konferansı
1884-85'te toplanan Berlin Konferansı Afrika'nın etnik grupları için oldukça önemli bir dönüm noktasıdır. Belçika Kralı II. Leopold'un çağrısıyla ve Avrupa'nın Afrika üzerinde egemen olan güçlerinin katılımı ile toplanmıştır. Bu toplantı sonucunda Afrika üzerindeki mücadeleye bir son verilerek Afrika'nın politik bölgeleri ve nüfuz alanları kabul edildi.
Bağımsızlık mücadeleleri
Bağımsızlık mücadeleleri II. Dünya Savaşı'nın bitimine kadar sürdü ve bu mücadele sonunda hemen hemen tüm koloniler bağımsızlıklarını elde ettiler. Ancak II. Dünya Savaşı'ndan sonra büyük bir ivme kazandı. Özellikle büyük Avrupalı devletlerin geçirdikleri yıkıcı savaş sonrası bölgeye yeterince eğilememesi bu süreci hızlandıran en büyük etkendir. 1951'de Libya, İtalya'dan bağımsızlığını kazandı. 1956'da da Tunus ve Fas, Fransa'dan bağımsızlığı kazandılar. Mart 1957'de bu süreci Gana izleyerek Sahra Altı Afrika'da bağımsızlığını kazanan ilk devlet oldu. Sonraki on yılda ise diğer devletler sırasıyla bağımsızlıklarını kazandılar.
Özellikle Portekiz'in Sahra altı Afrika'dan çekilmesi 16. yüzyıldan 1975'e kadar sürmüştür. Rodezya, 1965'te tek taraflı olarak Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı. Ancak Rodezya, 1980'e kadar siyah milliyetçilerin gerilla savaşının beyaz azınlık yönetimini devirmesinin ardından Zimbabve olarak tanınabildi. Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki apartheid rejimi ise 1994'e kadar sürdü.
Kolonileşme sonrası
Bugün Afrika'da 54 adet bağımsız devlet var fakat bu devletlerin birçoğu özellikle istikrarsızlık, yolsuzluk, otoriter rejimler ve şiddet ile mücadele ediyor. Bu ülkelerin birçoğu başkanlık sistemi ile idare edilmekte. Ancak birçok ülkenin demokratikleşme süreçleri askerî darbeler, cuntalar ve askerî diktatörlüklerle sekteye uğramaktadır.
İstikrarsızlık, birçok etnik grubun marjinalize olmasına ve liderlerinin isteği doğrultusunda çeşitli gruplara eklenmesine yol açıyor. Birçok lider bu tarz şiddetlenen çatışmalardan nemalanmakta. Askerî gruplar birçok ülkede etkin bir şekilde yönetimde yer almakta. Afrika'da 1960 ve 1980 arasında 70'ten fazla darbe ve 13 ülke liderinin suikasta uğradığı görüldü. Avrupalı emperyalistlerce belirlenen sınırlar birçok ülke ve grup için sıkıntılar yaratmaya devam ediyor.
Soğuk Savaş sırasında Uluslararası Para Fonu bölgedeki istikrarsızlığı gidermeye yönelik çalışmalar yaptı. Bir ülke ilk defa bağımsızlığını kazandığında, iki süper güçten bir tanesi ile ittifak kurmaya çabalamıştır. Kuzey Afrika'daki birçok ülke Sovyet yardımlarından yararlanırken, Orta ve Güney Afrika Batı Bloku tarafından desteklendi.
Özellikle Etiyopa'da büyük bir açlık mevcut. Bazıları bu durumun Sovyet politikaları tarafından kötüleştirildiğini düşünmektedir. En kırıcı savaşlardan bir tanesi Kongo'da İkinci İç Savaş sırasında yaşanmıştır. 2008'de 5.4 milyon insan bu savaşta ölmüştür. 2003'ten beri süren Darfur'daki savaş büyük insanlık suçlarını içermektedir. 1994'te Ruanda'da yaşanan soykırım 800.000 insanın katledilmesiyle sonuçlanmıştır. Özellikle bu süreçte AIDS bölgenin mücadele ettiği en büyük sorunlardan bir tanesidir.
Bütün bunlara rağmen 21. yüzyılda yaşanan çatışmalar büyük bir azalma eğilimi göstermektedir. Angola'da yaşanan iç savaş 30 yıl sürdükten sonra 2002'de sona ermiştir. Bu azalma birçok yerde komünist düzendeki ekonomik yapılanmadan açık pazar ekonomilerine geçişi hızlandırmaktadır. Özellikle bölgede yaşanan istikrardaki yükselme Afrika ülkelerine yapılan dış yatırımları artırmaktadır. Özellikle Çin bu yatırımlarda başı çekmektedir. 2011'de bazı Afrika ekonomileri en hızlı büyüyen ekonomilerden bazıları olmuştur. İletişim devriminin bölgede yoğunluk kazanması ile birlikte Afrika dünyayla bağlantı düzeyini gün geçtikçe artırmaktadır.
Coğrafya
Afrika, Dünya'nın en büyük kara kütlesinden güneye doğru olan üç büyük çıkıntısından en büyüğüdür. Avrupa'dan Akdeniz ile ayrılan Afrika, kuzeydoğu ucunda 163 km genişliğinde Süveyş Kıstağı ile Asya'ya bağlanmıştır (Süveyş Kanalı ile bölünmüştür).
Jeopolitik olarak, Mısır'ın Sina Yarımadası Süveyş Kanalı'nın doğusu da genellikle Afrika'nın bir parçası olarak kabul edilir.
Kıta doğuda Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ile komşudur. Babülmendep Boğazı Arap Yarımadasına 18 km yaklaşır. Kıtanın güneyi yine Hint Okyanusu, batısı Atlas Okyanusu ile çevrilidir. Kıta kuzeybatıda Avrupa'dan 14 km genişliğindeki Cebelitarık Boğazı ile ayrılır.
Afrika kuzey-güney doğrultusunda Tunus'taki Beyaz Burun (37° 22' 20 K Paraleli) ile Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki Agulhas Burnu (34° 50'28 G Paraleli) arasında 8.025 km boyunda, doğu batı doğrultusunda ise; Somali'deki Ras Hafun Burnu (51° 25' 27 D Meridyeni) ile Senegal'deki Yeşil Burun Adaları (17° 31' 17 B Meridyeni) arasında 7.416 km genişliğindedir.
Afrika'nın kapladığı alan bakımından en büyük ülkesi Cezayir, en küçük ülkesi ise kıtanın doğusundaki Seyşeller takım adalarıdır. Ana karada ise en küçük yüzey alanı olan ülke Gambiya'dır.
Jeolojik olarak Arap Yarımadası,Zagros Dağları ve Anadolu platosunun birbirini tetiklemesi ile Afrika Platosu, Avrasya ile çarpışmaktadır. En yüksek noktası Kilimanjaro Dağı (5.895 m) olmakla birlikte en alçak noktası Assal Gölüdür (-156 m). Sahra Çölü hem tüm Afrika'nın hem de tüm dünyanın en büyük çölüdür. Hâlâ da genişlemeye devam etmektedir.
Afrika Levhası
Afrika Levhası, ekvator ve ana meridyen arasındaki büyük bir tektonik levhadır. Afrika kıtasının büyük bir kısmını (en doğu kısmı hariç) ve kıta ile batı ve güneydeki bitişik okyanus kabuğunu içeren büyük tektonik bir plakadır. Batıda Kuzey Amerika Plakası ve Güney Amerika Plakası (Orta Atlantik Sırtı ile ayrılmış); doğuda Arap Plakası ve Somali Plakası; kuzeyde Avrasya Plakası, Ege Denizi Plakası ve Anadolu Plakası; ve güneyde Antarktika Plakası ile sınırlıdır.
60 milyon yıl ile 10 milyon yıl önce arasında Somali levhası, Doğu Afrika rifti boyunca Afrika plakasından ayrılmaya başladı.
Afrika kıtası hem Afrika hem de Somali levhasının kabuklarından oluştuğundan, bazı literatürde Afrika Levhasını kıtanın bütününden ayırmak için Nubya Levhası olarak da bahsedilir.
Jeolojik olarak Afrika, Arap Yarımadası; İran'ın Zagros Dağları ve Afrika levhası'nın Avrasya ile çarpıştığı yer olan Türkiye'nin Anadolu Platosu'nu kapsar. Kuzeyindeki Afrotropikal bölge ve Saharo-Arap çölü bölgeyi biyocoğrafik olarak ve Afro-Asya dil ailesi ise dilsel olarak kuzey bölgesini birleştirir.
İklim
,
Afrika iklimi bölgeden bölgeye değişir. En yüksek tepelerinde yarı Arktik iklimi görülür. Kıtanın kuzeyinin büyük bölümü çöl ve kuraktır, orta ve güney bölgeleriyse savanları ve yağmur ormanlarını barındırır. Geçiş bölgelerinde bitki örtüsü sahel ve bozkır gibi değişik şekillerdedir.
Afrika dünyanın en sıcak kıtasıdır, kurak alanlar ve çöller yüzeyinin %60'ını kaplar. Günümüze kadar ölçülmüş olan en yüksek sıcaklık 58 °C olarak 1922'de Libya'da ölçülmüştür.
Hayvan Çeşitliliği
Afrika dünyanın en fazla ve en yoğun vahşi hayvan kombinasyonlu nüfusuna sahiptir. Bütün bu hayvanlar vahşi yaşamlarında ve özgür biçimde yaşar. Kedigiller, otoburlar, sürüngenler ve yağmur ormanlarındaki yüzlerce tür tamamıyla vahşi bir doğanın içerisinde doğal yaşamlarını sürdürür.
Ekoloji
Birleşmiş Miletler Çevre Programı'na(UNEP) göre Afrika, ormanların zarar görmesinde en çok etkilenen ikinci kıtadır. Pensilvanya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Merkezi'ne göre, Afrika'nın çayır alanlarının %31'i ve ormanlık alanlarının %19'u bozulmuş olarak sınıflandırılmaktadır. Bunun yanı sıra, Afrika her yıl dört milyon hektar ormanını kaybetmektedir. Bu oran dünyanın geri kalanı ile karşılaştırıldığında, ortalama ormansızlaşma oranının iki kat üzerindedir. Bazı kaynaklar ormansızlaştırmanın, Batı Afrika'daki bakir ormanların %90'ını yok ettiğini öne sürmektedir. İnsanoğlunun görülmeye başlandığı zamandan beri, yani 2000 yıllık süreçte, Madagaskar kendi orijinal ormanlarının %90'ını yitirmiştir. Afrika'nın tarım topraklarının %65'i erozyona maruz kalmaktadır.
Biyoçeşitlilik
Afrika'da 3.000'den fazla korunan alanının yanında 198 deniz koruma alanı, 50 biyosfer rezerv ve 80 sulak rezerv vardır. Önemli yaşam alanı tahripleri, nüfus artışı ve kaçak avcılık Afrika'nın biyolojik çeşitliliğini düşürmektedir. İnsan zararları, toplumsal kargaşalar ve yerel olmayan türlerin kıtaya getirilmesi Afrika'daki bioçeşitliliği tehdit etmektedir. Bu durum idari ve finansal sorunların yanında yetersiz personel sebebi ile şiddetlenmektedir.
Afrika'da Petrol Rezervi
Afrika'nın 2018 yılında kanıtlanmış petrol rezervi dünyadaki diğer tüm ülkelere oranla %7,2'dir. 2018 yılında Afrika'nın kanıtlanmış doğal gaz rezervi dünyaya oranla %7,3 olarak kayıtlara geçmiştir.
Su kaynakları
Su geliştirme ve yönetimi Afrika'da sınır ötesi su kaynaklarının (nehirler, göller ve su havzaları) çokluğu nedeniyle karmaşıktır.
Sahra Altı Afrika'nın yaklaşık %75'i, birden fazla sınırı geçen 53 uluslararası nehir havzası su toplama alanına girmektedir.
Siyaset
Afrikalı devletler özellikle 21. yüzyılda artan istikrarla birlikte birbirleri arasında daha sağlam ve önemli politik bağlar kurmaktadırlar. Bu bağlar çeşitli işbirliği ve uluslararası örgütler vasıtasıyla, ülkelerin hem bölgesel hem de uluslararası bağlantılarını güçlendirmektedir. Bu örgütlerin en önemlisi Afrika Birliği'dir.
Afrika Birliği
Afrika Birliği, tüm Afrika'daki 55 ülkeyi (Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti'ni ülke olarak sayarsak 56) bünyesinde barındıran dünyanın önemli uluslararası örgütlerinden biridir. Örgütün merkezi Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da bulunmaktadır. Burası aynı zamanda Afrika Birliği'nin de başkenti olarak kabul edilir. Birlik, 26 Haziran 2001 yılında genel merkezini açmıştır ancak birliğin resmen kuruluş tarihi 9 Temmuz 2002'dir. Afrika Birliği, kendisinden önce gelen Afrika Birliği Örgütü'nün yerine oluşturulmuş ve bundan daha geniş ve kapsamlı bir yapısı olması amaçlanmıştır. Temmuz 2004'te, Afrika Birliği'nin Pan-Afrika parlamentosu Güney Amerika'da Mitrand'a taşınmıştır. Fakat İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu Addis Ababa'da kalmıştır. Bu düzenlemelerin sebebi birliğin merkezi bir yapılanma yerine, daha dağıtılmış ve diğer ülkelerde paylaşılmış bir biçimde olmasını amaçlamasından kaynaklanmaktadır. Afrika Birliği kendi içinde bir anayasal anlaşmaya tabiidir. Bu anayasal metin Afrika Ekonomi Birliği'ni dönüştürerek, federalize bir milletler topluluğu oluşturmayı amaçlamaktadır. Afrika Birliği, kendisine ait yasama, yürütme ve yargı organlarından meydana gelir. Pan-Afrika Parlamento'su başkanı aynı zamanda Afrika Birliği'nin başı ve temsilcisidir. Bu başkan, parlamento tarafından çoğunluğun desteğini alarak seçilir. Yetki ve görevleri Birlik anayasal metninde ve meclis iç tüzüklerinde belirtilmesinin yanı sıra, devralınan Afrika Birliği Örgütü'nün öngördüğü eski sözleşme ve anlaşmalarca da belirlenir. Afrika Birliği Hükûmeti, tüm birliğin bölgesel, devletsel ve yerel otoritelerin yanı sıra kurumun iletişim halinde olduğu yüzlerce örgütle olan ilişkilerini de sürdürmekle görevlidir.
Afrika Birliği, kıtanın kendi içinde ve dışında uygulamak ve sürdürmek istediği istikrarı ve ekonomik işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle hâlen Afrika'nın çeşitli bölgelerinde görülen yüksek insan hakları ihlallerine karşı da önlemler almaktadır. Özellikle Kongo DC, Sierra Leone, Liberya, Sudan, Zimbabve ve Fildişi Sahili'nde rapor edilen birçok insan hakları ihlali birlik bünyesinde çözülmeye çalışılmaktadır.