Erzurum
Erzurum ilinin merkezi olan şehir
👁 1 görüntülenmeEtimoloji
Şehrin bilinen ilk adı, Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius'un (408-450) ismiyle ilişkili olan Theodosiopolis'ti. Ermeniler ise burayı Karin adıyla anmaktaydı. Romalıların istilasından önce Erzurum'un bulunduğu yerde Ermenilerin "Karin" diye adlandırdıkları bir şehir olduğu bilinir. Belâzürî, bölgeye egemen olan kişinin ölümü üzerine yerini alan Kali adlı eşi tarafından kurulduğu için Kalikale adı verilen şehre Arapların Kālîkalâ dediklerini söyler. 11. yüzyıldan sonra ise Türkler, Theodosiopolis için Erzen adını kullanmışlardır. Basılan Selçuklu paralarında şehrin adı "Erzenü'r-Rûm" (ارزن الروم), "Erzen-i Rûm" (ارزن روم) ve "Erz-i Rûm" (ارز روم) şeklinde yazıldığı görülmüştür. Daha sonra bu ad "Arz-ı Rûm" (ارض روم - ارضروم) olmuş ve son olarak bugünkü "Erzurum" şeklini almıştır. Hudûd el-âlem isimli kitapta; bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğu için, her taraftan gelen gazilerin nöbet tutarak şehri korudukları ve şehirde tüccarların çok olduğu bildirilmektedir.
Tarihçe
Tabiat şartlarının ve coğrafi konumunun uygun ve elverişli olması yanı sıra, önemli uygarlık ve medeniyet merkezi olarak bilinen yerlere yakınlığı, Erzurum'un Anadolu'da en eski yerleşim merkezlerinden birisi olmasını sağlamıştır. Günümüze kadar yapılan kazılar sonucu bulunan bazı taş araçlar Erzurum ve yöresindeki yerleşimin geçmişini 'yontma taş devri' ne kadar götürmektedir. Ayrıca Karaz, Pulur, Güzelova Höyük ve Sos Höyük buluntuları, Erzurum'un İlk Tunç Çağı'ında Karaz kültürünün merkezi konumunda olduğunu göstermektedir.
Erzurum'u da içine alan bölgede tarih boyunca Hurriler, Asurlular, Kimmerler, İskitler (Sakalar) hakimiyet kurmuşlardır. Persler tarafından MÖ 6. yüzyılda istilâ edilmiştir. Ancak MÖ 4. yüzyılda Persleri mağlup eden Makedonya Kralı İskender bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra İskender'in ölümü üzerine önce Seleukoslar ardından Romalıların eline geçmiştir. Roma İmparatorluğu'nun bölünmesi sebebiyle bölge MS 395 yılında, Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizanslılar) sınırları içerisinde kalmıştır. Erzurum, Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius'a (408-450) izafe edilerek Anadolu'ya yönelik İran saldırılarına karşı muhtemelen 415-422 yıllarında Theodosiopolis adıyla kurulmuştur. Theodosiopolis, Müslüman Komutan Ömer bin Hattab'ın komutasındaki İslam orduları tarafından 633 yılında fethedildi. Müslümanların eline geçen bölgenin nüfusu çok sürede hızla arttı ve 200 bin oldu. O dönemde dünyanın en büyük şehirleri arasında olan Erzurum daha sonra İslâm devletlerinin birbiriyle çekişip iç mücadeleye başlamaları ve sonuç itibarıyla zayıf düşmeleri neticesinde Bizanslılar diğer şehirleri ve Erzurum'u geri aldılar. 1048 yılında Selçuklu Hanedanı Pasinler Muharebesi'nde Bizanslıları mağlup ettiler. Böylece 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi'nden 22 yıl önce Erzurum'u, Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey ve Süleyman Şah'ın babası Şahzade Kutalmış Bey fethettiler. Bu süreçte Bizansla yapılan anlaşma üzerine Erzurum Bizans'a geri iade edildi. Selçuklu Sultanı Alp Arslan Sultan Alparslan Malazgirt zaferinden sonra Erzurum'un çevresini Emîr Saltuk'a iktâ olarak vermiş ve onun aynı yıl Erzurum'u fethetmesiyle şehirde Türk hâkimiyeti kesin olarak başlamış, Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı Saltuklular Beyliği'nin temelleri atılmıştır. Erzurum 1202 yılına kadar Saltuklu Beyliği'nin başşehri olmuştur. Saltuklu Beyliği, Büyük Selçuklu Devleti'nin 1157'de parçalanmasından sonra Anadolu Selçuklu Devletine bağlandı. 1202 yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. Süleyman Şah Saltukoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırarak Erzurum'u kardeşi Mugīsüddin Tuğrul Şah'a iktâ etti. Anadolu'nun en büyük Selçuklu medresesi olan Çifte Minareli Medrese bu dönemde Anadolu Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubad'ın kızı Hüdâvent Hatun tarafından inşa ettirildi.
Erzurum 1242 yılında Moğol ordusu kumandanı Baycu Noyan tarafından tahrip edildi ve halkının çoğu kılıçtan geçirildi. Anadolu Selçuklu Devleti 1243 yılında Kösedağ yenilgisinin ardından Moğollar’ın hâkimiyetini tanıyınca şehir bundan etkilendi. Anadolu'ya çeşitli vesilelerle akınlar düzenleyen Moğol ordularının uğrak yeri olması yüzünden çok zarar gördü. Halk başka yerlere göç etti. Şehir 1335'te İlhanlılar’ın parçalanmasının ardından en karışık dönemini yaşadı. İlhanlılar’ın bıraktığı boşluktan faydalanmak isteyen birtakım nüfuzlu beyler Erzurum ve çevresini mücadele sahası haline getirdiler. Erzurum 1360'ta Eretna Beyliği'nin ve onların Erzincan valisi olan Mutahharten'in nüfuzu altına girdi. 1385'te Karakoyunlu Türkmenlerinin eline geçen şehir, 1387'de bütün Doğu Anadolu ile birlikte Timur ordularınca istilâ edildi. Şehri tahrip eden ve halkın büyük kısmını katleden Timur 1400 ve 1402'de iki defa daha buraya geldi. Ankara Savaşı’ndan dönerken şehrin idaresini tekrar Mutahharten'e verdi. Mutahharten'in ölümünden sonra Yûsuf Ali adında bir Türkmen'i buraya kumandan tayin etti.
Timur 1405'te ölünce Erzurum'da Karakoyunlular'la Akkoyunlular arasındaki mücadele yeniden alevlendi. Bu iki Türkmen beyliği arasında 1435'te Karaz civarında cereyan eden kanlı savaşı Karakoyunlular kazandı. Karakoyunlular bölgede 15. asrın ortalarına kadar hüküm sürdüler. 1467'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın gerçekleştirdiği ani bir baskın sonucu Cihan Şah'ın ölümüyle Karakoyunlu Devleti yıkıldı, Erzurum Akkoyunluların eline geçti. Uzun Hasan’ın Erzurum üzerinde büyük etkisi oldu. Onun tarafından konulan ve halk arasında "Hasan Padişah Kanunu" olarak bilinen kanunnâme Osmanlı fethinden sonra da bir süre yürürlükte kaldı. Otuz beş yıl Akkoyunlu yönetiminde bulunan şehir 1480-1490 yıllarında Safevi propagandalarından bir hayli etkilendi. Safevî hükümdarı Şah İsmail, 1502'de Akkoyunlu Devleti'ni ortadan kaldırarak Erzurum'a hâkim oldu. Şehri tahrip ettiği gibi halkı Şiîliğe zorladığından Sünnî halk başka yerlere göç etti ve bu yüzden şehir ıssızlaştı. 1514'te Safevîler üzerine yürüyen Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşına gidip gelirken Erzurum'un çok yakınında konakladığı halde rivayete göre âdeta baykuş yuvası haline gelmiş olan kaleyi görmemek için şehre girmedi. Çaldıran Savaşı’ndan sonra Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmı Osmanlı yönetimine girdiği ve civarı ele geçirildiği halde Erzurum'un tam anlamıyla zaptı bölgedeki İran nüfuzunun tamamen kırılmasına kadar gecikti. Bu sırada Erzurum'un kimin elinde bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Yavuz Sultan Selim'in gönderdiği fetihnâmeden şehrin Sevindik Han adında birinin hâkimiyetinde olduğu anlaşılmaktadır. Padişahın istediği zahireyi göndermemesinden bu zatın daha sonra İran'a meylettiği tahmin edilmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman Erzurum'u kesin olarak Osmanlı topraklarına kattı. Onun döneminde yeniden imar edilen ve iskâna açılan Erzurum, İran üzerine yapılan seferler sırasında önemli bir askerî üs haline getirildi. Sultan Süleyman Irakeyn Seferi'ne çıkarken 5 Eylül 1534'te buraya geldi. 1554'te de Nahcıvan Seferi dönüşünde yirmi dört gün kadar burada kaldı. Erzurum, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir eyalet merkezi olarak çok gelişti. Trabzon - Tebriz ticaret yolu üzerinde olması ve kalesinden dolayı serhat şehri statüsüne sahip oluşu Erzurum'u, Osmanlıların İran'a yaptığı seferlerin askeri üssü konumuna getirdi. Günden güne gelişerek ticaret, kültür, sanat, sanayi ve askeri merkez haline geldi. Daha sonraki dönemlerde de İran savaşları sırasında Osmanlı ordularının toplandığı, erzak ve mühimmatın depolandığı başlıca ikmal ve hareket üssü olma özelliğini korudu. 1578'de Şark seferi serdarı Lala Mustafa Paşa Erzurum'da iki kış geçirdi. Ondan sonra serdar olan Koca Sinan Paşa, Ferhad Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşa da karargâhlarını burada kurdular. İran ile 1590'da yapılan Ferhad Paşa sonunda bölge geçici bir süre için emniyete kavuştu. Ancak yine de bir serhad şehri olan Erzurum'un devamlı tehdit altında kalması, burada muhafaza için sürekli olarak fazl amiktarda yeniçeri bulunmasını gerektirdi. İçkale'yi hâkimiyetlerine alan yeniçeriler 1591 yılında şehirde bazı karışıklıklara yol açtılar. 1591 yılında Erzurum halkı ile Yeniçeriler arasında meydana gelen olaylara yönetimin müdahalesi gerekli oldu. Ancak bu olaylar başka isyanların çıkmasına da zemin hazırladı. Bölgede sayıları artan yeniçeriler ile Erzurum halkı arasında vergilerle alakalı problemler yaşandı. Erzurum'a yerleşmiş olan Yeniçerilerden şikayetçi olan halk, bazı Yeniçerileri orada öldürdü. Haberin İstanbul'a ulaşmasından sonra Yeniçeriler tepkilerini gösterdiler. Bu olaylar üzerine Osmanlı Veziriâzamı Ferhad Paşa görevinden alındı ve Erzurum'a heyet gönderildi. Gönderilen bu heyet bir kale içinde birçok Erzurumluyu asarak idam ettirdi. Birkaçı da İstanbul'a gönderilerek çengellere vurulup idam edildi. Yeniçerilerin zulüm ve yolsuzlukları halkın nefretini daha da arttırdı. Bu sırada Celâlî ayaklanmaları da Anadolu'yu kasıp kavurmaktaydı. Erzurum Celâlîler'in ve yeniçeri düşmanlarının başlıca merkezi haline geldi. Eski bir Celâlî olan Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa, 1622'de II. Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesi üzerine onun kanını dava ederek Erzurum’daki yeniçerileri öldürttü ve büyük bir isyan başlattı. Ancak Yeniçeriler diz kapağındaki yanık üzerinden tanınmaya çalışılınca ilgisiz halk da "Yeniçeri" denilerek öldürülüyordu.
Abaza Paşa'nın ilerleyişi, IV. Murad'ın tahta çıkarılmasından sonra sevkedilen kuvvetlerce durdurulunca Abaza Paşa Erzurum'da kaleye kapandı. Bir uzlaşı sonrası tekrar Erzurum Beylerbeyiliğine getirildiyse de aynı şiddetle davranmaya devam etti. 1626'daki bir sefer nedeniyle kendisinden yardım istenmesine rağmen bunu bir tuzak sanarak emrindekilerle Erzurum Kalesi'nden çıkıp orduya saldırdı. Esir aldığı Yeniçerilerin boyunlarını vurdu ve Dişlenk Hüseyin Paşa'yı öldürdü. Esir aldığı yayabaşı ve bölükbaşılarından dördünü dörder parça ettirip Erzurum Kalesi burçlarına astırdı. Ayrıca Erzurum taraflarında ne kadar Yeniçeri ve topçu bulduysa onların da tamamını öldürdü. Doğu seferine çıkan Halil Paşa, Ağustos 1627'de Erzurum'da Abaza Paşa ile müzakerelerde bulduysa da bundan bir sonuç alamadı. Bunun üzerine Erzurum'u kuşattı. Erzurum kuşatması kasım ayında kaldırıldı. 1628'de ise Hüsrev Paşa'nın düzenlediği sefer sonunda teslim olan Abaza Paşa, IV. Murad tarafından affedildi.
İran tehdidinin artması üzerine Revan Seferine çıkan IV. Murad Temmuz 1635'te Erzurum'a da uğrayarak bir hafta burada kaldı ve birtakım imar faaliyetlerini başlattı. Savaşlar yüzünden tekrar Erzurum'a yerleştirilen yeniçeriler halk üzerindeki baskılarına yeniden başladılar. Bir taraftan bunların zulmü, diğer taraftan idarecilerin yüklediği kanunsuz vergiler halkın merkeze başvurmasına yol açtı. IV. Mehmed’e gönderdikleri bir arzuhalde haksız olarak kendilerinden toplanan vergilerin hafifletilmesini, bu yapılmadığı takdirde şehri terkedeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine haksız uygulamaların yasaklandığına dair gönderilen fermanın bir sureti, 21 Mayıs 1670'te Lala Mustafa Paşa Camii son cemaat yerinin sağındaki mihrap üzerine yazdırıldı. Bu tür adalet fermanlarına rağmen Erzurum'da kanunsuzluğun önü alınamadı.
18. yüzyılın ilk yarısındaki İran savaşları Erzurum'un stratejik önemini yeniden ön plana çıkardı. Bu savaşlar sırasında Ruslar da ilk defa Güney Kafkasya'da Osmanlılar'a rakip olarak ortaya çıkmışlardı. 19. yüzyılda şehrin askeri önemi daha da arttı. Ancak bu sıradaki askeri durum çok zayıftı. Bir savaş çıktığı takdirde şehri savunacak yeterli asker mevcut değildi. Yeniçeriler ise askerliklerini unutmuşlar, çiftçilikle uğraşıyorlardı. Bu durumdan faydalanmak isteyen İran 30.000 kişilik bir ordu ile Erzurum üzerine yürüdü. Fakat orduda çıkan kolera salgını yüzünden barış istemek zorunda kaldı. 28 Temmuz 1823'te imzalanan Erzurum Antlaşması ile savaş son buldu ve İran aldığı yerleri geri verdi. İran saldırısı, Erzurum'da Müftü Salih Vak'ası olarak bilinen ve İran yanlısı bir grubun teşvikiyle ortaya çıkan olaylara yol açtı; ancak çıkan karışıklıklar bastırıldı, asayiş yeniden sağlandı. Ayrıca Galib Paşa'nın valiliği sırasında 1826'da yeniçeri teşkilâtı herhangi bir olay çıkmaksızın kaldırıldı. Fakat askerî bakımdan oldukça zayıflayan şehir Ruslar’ın tehdidi altına girdi.
Erzurum, 1829, 1878 ve 1916 'da üç defa Rus istilâsına uğradı. Bu istilâlar geçici oldu ancak Ruslar çok büyük tahribatlara sebep oldu. 1828'de patlak veren Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Kafkas cephesinde General Paskeviç kumandasındaki Rus ordusu 20 bin civarında mütevazı bir güce sahip olmasına rağmen başarılı bir harekâta imza attı. Ardahan, Posof, Kars gibi merkezler de sırayla Rusların eline geçmiş ve Gürcistan'daki Türk ve Müslüman Gürcü unsurları Çoruh Vadisi üzerinden Anadolu'ya göçmeye başlamıştı. Ruslar 8 Temmuz 1829 günü Ermeniler'in gösterileri arasında şehre girdi. Erzurum Osmanlı yönetimine geçtikten sonra ilk defa istilâya uğramış oluyordu. Ruslar burayı harekât üssü haline getirmeye çalışırken 14 Eylül 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması gereğince şehri geri vermek zorunda kaldılar. Üç aylık Rus işgali Erzurum'a büyük zararlar verdi. Müslüman halkın bir kısmı başka yerlere göç ettiği gibi Ruslar çekilirken çoğu sanat erbabı olan Ermeniler'i de birlikte götürdüler. Şehri yağmalayan ve pek çok nadide sanat eserini de beraberlerinde götüren Ruslar, İçkale'yi tahkim etmek üzere taş ihtiyacını gidermek için birtakım cami, türbe ve binaları da yıktılar.
3 Haziran 1850'da Erzurum'da büyük bir deprem oldu. Toplam 600 kişinin hayatını kaybettiği depremde 1462 ev, 867 dükkân tamamen yıkıldı. 1200'den fazla ev oturulamayacak hale geldi. Yirmi altı cami ve mescidle altmış medrese ve mektep, altmış iki han ve hamam ya tamamen ya da kısmen tahrip oldu. Erzurum'da ilk köklü tedbirlere 1864'ten sonra girişildi. Bu tarihte ilk defa telgraf hattı çekildiği gibi çevreyle irtibatı sağlayan yollar yapıldı.
93 Harbi sırasında 1877'de Erzurum tekrar Rus tehdidiyle karşı karşıya geldi. Kafkas cephesinde Ahmed Muhtar Paşa, Rusları doğuda birkaç defa bozguna uğratmasına rağmen, Rusların sürekli takviye almaları sebebiyle sonuç Rusların lehine gelişmiştir. Ahmed Muhtar Paşa, Rus General Arşak Ter-Gukasov'u Karayazı yakınlarında vuku bulan Halyaz Meydan Muharebesi'nde (21 Haziran 1877); Rus Başkomutanı Melikof'u da Zivin Meydan Muharebesi'nde (25-26 Haziran 1877) mağlup etti. Rus Çarı, bu yenilginin üzerine General Melikof'u azletti ve akabinde Ahmed Muhtar Paşa, Rus ordusu ile Kars ve Gümrü arasında Gedikler Meydan Muharebesi'nde üçüncü defa karşılaştı ve Rus ordusunu mağlubiyete uğrattı. Yahniler Meydan Muharebesi'ni 34 bin Türk askeri, 74 bin Rus askerini mağlup ederek kazandı. Ruslar çok sayıda kuvvet yığınca Ahmed Muhtar Paşa, ordusunu Erzurum'a çekti. 8-9 Kasım 1877'de Ruslar, Erzurum'u almak için hücuma geçtiler. Şehrin eteklerine kadar gelen, Aziziye tabyalarını ele geçiren ve şehir merkezine saldırmaya hazırlanan Ruslara karşı, Nene Hatun ve Erzurum halkı, tabyadan kalan askerlerle birleşip karşı saldırıya geçti. Geceden başlayıp sabaha kadar süren bir savaşın ardından büyük bir zafer kazanıldı ve Ruslar, Aziziye Tabyalarını boşaltıp kentten geri çekildiler. Anak savaşla alınamayan şehir 31 Ocak 1878'deki Edirne Mütarekesi ile Ruslar'a teslim edildi ve 13 Temmuz 1878 tarihine kadar şehri işgal altında tuttular. Ruslar şehri 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile boşalttı. Antlaşma gereğince Ruslar elviye-i selâseyi (Kars, Ardahan ve Batum) aldıkları için Rus sınırı Erzurum'un 100 km. yakınına getirilmiş oldu. Antlaşmaya doğu vilâyetlerinde Ermeniler lehine ıslahat yapılmasına dair hüküm konulması da Erzurum için felâketli günlerin başlangıcı oldu.
1890 Haziran'ında Erzurum'da bir kiliseye arama yapmak için girilmek istenince, Osmanlı askerleri ile Ermeniler arasında çatışma yaşandı. Çıkan çatışma 20 Ermeni ve 3 askerin ölümüyle sonuçlandı. II. Abdülhamid döneminde (1890'lar) aralarında Erzurum'un da bulunduğu bir bölgede varlık gösteren Hamidiye Alayları özellikle Ermenilere karşı katliamlara girişti. 1895'te hedef haline gelen çok sayıda Ermeni esnafın dükkânı yağmalandıktan sonra yakıldı ve esnaf Ermeniler hırpalandı veya öldürüldü. Bunu, Ermeni mahallelerine yönelme ve öldürme, yağma, tecavüz, kadın kaçırma ve zorla müslümanlaştırma takip etti. 15 Mayıs 1915'te, Erzurum'daki bir Alman yetkili çevre köylerdeki Ermeni ahalisinin sürgününü ilk kez rapor etti. Daha sonra da sürülenlerin yoksulluk sıkıntısından söz etti. 2 Haziran'da ise Erzurum'daki konsolos yardımcısı Max Erwin von Scheubner-Richter, "sevkiyata dair bütün gerekli malzemeler, her türlü alet, edevat, taşıma araçlarının yok denecek kadar az" olduğundan söz etti ve "bunun sonucu sürgüne gönderilenlerin yarısından azı gönderildikleri yere canlı olarak ulaşacaktır" diye bir saptamada bulundu.
27 Şubat 1918 günü Ermeni çeteler Erzurum'un Alaca köyünde Türkleri öldürdü ve Erzurum'da Türk çarşıları yakılmaya başlandı. 26-27 Şubat 1918 gecesi Erzurum'da 3.000 ila 8.000 Müslüman öldürüldü. Rus Yarbay Tverdohlebof, Şubat 1918 sonlarında Erzurum'a yakın köylerdeki Türklerin "ortadan kaybolduklarını", 1917 yılı ilkbaharında Ermeni çetelerin bölge halkının elindeki silahları toplamak amacıyla halka zulmettiğini ve işkence yaptığını belirtir. Daha sonra Rus ordusu çekildikçe katliamların daha da arttığı, Erzurum'a çekilirken yoldaki Türk köylerinde halkın öldürüldüğünü, Ilıca'da kaçamayan sivil halktan yaklaşık 800 müslüman Türkün öldürüldüğü Rus subaylar Yarbay Tverdohlebof ve Yarbay Grizyanov ve bazı akademisyenler tarafından belirtilmektedir.
Türk ordusu 15'inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir, Erzurum'da Ermeni çeteleri ile girdiği muharebe sonucunda galip geldi ve Erzurum'u işgalden kurtardı (12 Mart, 1918). Göç eden Erzurumlular, kısa süre sonra tekrar Erzurum'a dönmeye başladılar. Türk İstiklâl Harbi 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da toplanan ve Erzurum Kongresi'nde alınan kararlar ile fiilen ve hukuken başlatılmış oldu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk 23 Nisan 1920'de, Ankara'da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında, Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve hükûmet başkanlığına seçilmiştir.
Erzurum, cumhuriyet döneminde de il oldu ve hızlı bir şekilde gelişmeye başladı. Günümüzde Doğu Anadolu Bölgesi'nde en gelişmiş ve en büyük şehirdir. Şehirlerarası trafik plâka numarası 25, telefon kodu 442'dir.
Erzurum, 2 Eylül 1993'te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazandı. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek 20 kilometre yarıçaplı bir dairenin sınırlarına genişletildi. 2008 yılında çıkarılan 5747 sayılı kanun ile ilde yeni ilçeler kuruldu. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.
Kasım 1942'de çıkarılan Varlık Vergisi Yasası'yla birlikte Türkiye'de özellikle gayrimüslimleri etkileyen bir süreç yaşandı. Belirlenen borçları bir ay içinde ödemeyenler, Erzurum ve Aşkale Çalışma Kampı'na gönderilerek çeşitli işlerde çalıştırıldılar. Erzurum'daki çalışma kamplarına ve yollanarak çeşitli işlerde çalıştırıldılar. Ocak 1943'teki ilk kafile gönderilecekleri çalışma kampları için Aşkale'ye doğru trenle gitti. Aşkale'ye ilk gelen gayrimüslim kafilelerin sayısı nedeniyle yer sıkıntısı ortaya çıkınca, daha sonra yola çıkan kafileler Erzurum'a gönderildi. Aşkale ve Erzurum'da kalan mükellefler, Ağustos 1943'te yük vagonlarına bindirilerek Eskişehir'e gönderildi. Varlık Vergisi mükellefi olan gayrimüslimler, Aşkale'de karayolundaki karları temizlemiş, Erzurum'da karayollarının kardan kapanmasını önlemiş, şehrin sokaklarını süpürmüşlerdi. Çoğu ileri yaştaki 20'yi aşkın gayrimüslim mükellef ise Erzurum'da öldü. Varlık Vergisi mükellefi olan gayrimüslimlerden ödeyemeyecekleri kadar ağır vergiler talep edilmesi nedeniyle tepki çeken Varlık Vergisi, gerek yurt içinde gerek yurt dışında çeşitli eleştirilere yol açtı.
Coğrafya
Erzurum'un çevresi dağlarla çevrilidir. Erzurum yüksek bir yaylanın güneybatı kesiminde yer alır. Şehir merkezi, Palandöken Dağı'nın batı ve güney eteklerinde kuruludur. Şehrin batısı ve kuzeyi açık olup ova niteliğindedir. Erzurum, Anadolu'da deniz seviyesinden 1.959 metre yükseklikte bulunan tek büyük yerleşim yeridir. Yerleşme alanı, kimi bölümlerde 2.000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge, kuzeyde Dumlu Dağı, güneyde ise Palandöken Dağı ile çevrilidir. Erzurum'dan geçen İpek Yolu ve kentin verimli ovaları, bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır.
Coğrafi konum
Aşkale
İklim
Nüfus
2008 yılında merkez ilçe Palandöken ve Yakutiye ilçelerine ayrılmıştır ve Aziziye ilçesi de büyükşehir sınırlarına girmiştir. Bu ilçelerle birlikte il merkezi nüfusu aşağıdaki gibidir.
2012 yılında ilin tamamı büyükşehir sınırlarına girmiştir.
Eğitim
Erzurum'da yüksek öğretim alanında, Atatürk Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi eğitim vermektedir.
İlk ve orta seviyede eğitim-öğretim Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda yapılmaktadır.
Yaygın eğitim ise Halk Eğitim Merkezi aracılığıyla yürütülmektedir.
Yöresel Kültürü
Atlı cirit oyunu, Erzurumluların en belirgin kültürel oyunlarındandır ve ata sporu olarak bilinir. Bu yöresel spora olan ilgileri ile Erzurum halkının, yiğitliğe, güce ve savaşçı bir ruha sahip olduğu anlatılmaktadır. Çay kültürü Erzurum halkının karakteristik özelliklerinden biridir. Türkiye'de çay Karadeniz'de üretilir, doğu Anadolu'da ise tüketilir. Tüketen şehirlerin başında da Erzurum gelmektedir. "Çay koymak" yerine "çay dökmek" veya "çay tazelemek" gibi kültürel deyimler kullanılır. Erzurum'da çay ikram edildiğinde kabul etmemek ayıp kabul edilebilmektedir.
Kardeş şehirler
Erzurum'un on şehirle kardeş şehir anlaşması bulunmaktadır.