Türkiye'de sansür
Türkiye’de sansür, devletin siyasi ve toplumsal gerekçelerle geleneksel medya, internet ve sosyal medya üzerinde uyguladığı yasak ve kısıtlama politikalarını ifade eder. Günümüzde bu kısıtlamalar, “Türklüğe hakaret” sayılan kanun maddeleri ve “siyasi aşırılık” olarak nitelendirilen söz ve yazılara yöneltilen yasal düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2017 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre ülke, 180 ülke arasında 155. sırada yer alıyor ve gazeteciler “dünyanın en büyük cezaevi” olarak nitelendiriliyor. Bu durumun altında yatan nedenler, baskıcı kanunlar, geniş ve belirsiz yasal çerçeveler ve terörle mücadele yasası gibi kanunların sorgulanması gerektiği yönündeki eleştirilerle açıklanıyor.
İfade özgürlüğü, anayasal sınırlamalar ve çeşitli kanunlarla sınırlandırılmıştır. 2 Temmuz 2020’de, Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın yeni doğan çocuğuna yönelik hakaret olayının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sosyal Medya Yasası”nı duyurdu. Bu teklif 29 Temmuz 2022’de kanun hâline geldi ve 31 Temmuz 2020’de Resmî Gazete’de yayımlandı. Ardından, 18 Ekim 2022’de “Dezenformasyon Yasası” olarak da bilinen “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi; basın, yayın, habercilik, gazetecilik ve sosyal medyayı kapsayan düzenlemeler içeriyordu ve farklı kesimler tarafından tartışma konusu oldu.
Osmanlı dönemine bakıldığında, 1820’lerde devlet basının önemini fark etti. 1 Kasım 1831’de II. Mahmud’un fermanıyla yayımlanan ilk Türk gazetesi Takvim-i Vekayi, dış haberler, resmi açıklamalar ve ticari duyurulardan oluşuyordu. 1840’da William Churchill’in Türkçe çıkardığı Ceride-i Havadis yarı resmi bir yayın olarak devlete paralel bir ses sundu. 1857’de, muhalif bir yayın henüz ortaya çıkmadığı için çıkarılan Matbuat Nizamnâmesi, izinsiz matbaa açanlara ve hükümete karşı eleştiri yapanlara hapis, para ve matbaa kapatma cezaları getirdi.
1860’larda ise özel sermayeli Türkçe gazeteler ortaya çıktı. 21 Ekim 1860’da Agah Efendi’nin Tercüman-ı Ahvâl adlı gazetesi yayımlanmaya başladı ve bu süreçte devletin resmi görüşünün dışına çıkan bir kamuoyu şekillendi. Abdülaziz döneminde, hükümeti eleştiren yazılar nedeniyle gazete iki hafta kapatıldı. 27 Haziran 1862’de yayımlanan Tasvir-i Efkâr ise parlamenter sistemi savunuyor ve padişahın doğum günleri gibi kutlamalarda övgü mesajları vermeyi reddediyordu; bu da basının kontrol altına alınması çabalarının erken örneklerinden biri oldu.