Daniel Day-Lewis
İngiliz oyuncu
Londra'da doğup büyüyen Day-Lewis, üç yıl boyunca devam ettiği Bristol Old Vic Tiyatro Okulu'na kabul edilmeden önce Ulusal Gençlik Tiyatrosu'nda sahne aldı. Bristol Old Vic'teki geleneksel eğitimine rağmen, rollerine sürekli bağlılığı ve araştırmasıyla tanınan bir metot oyuncusu olarak kabul edilir. Özel hayatını koruyan oyuncu, nadiren röportaj vermekte ve çok az sayıda kamuoyu önüne çıkmaktadır.
Day-Lewis, 1980'lerin başlarında tiyatro ve film arasında gidip geldi, Royal Shakespeare Company'ye katıldı ve Romeo ve Juliet'te Romeo Montague ve Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda Flüt rollerini oynadı. Londra'daki Ulusal Tiyatro'da 1989'da Hamlet'te başrolü oynarken, Hamlet'in babasının hayaletinin göründüğü bir sahnede fenalaşarak sahneyi yarıda bıraktı ve bu sahnedeki son görüntüsü oldu. Gandhi (1982) ve The Bounty (1984) filmlerindeki yardımcı rollerinin ardından, My Beautiful Laundrette (1985), Manzaralı Oda (1985) ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (1988) filmlerindeki çığır açan performanslarıyla beğeni kazandı.
Sol Ayağım (1989), Kan Dökülecek (2007) ve Lincoln (2012) filmlerindeki rolleriyle Akademi Ödülleri kazandı. Oscar'a aday gösterilen diğer rolleri ise In the Name of the Father (1993), New York Çeteleri (2002) ve Phantom Thread (2017) filmleridir. Diğer önemli filmleri arasında Son Mohikan (1992), Masumiyet Çağı (1993), The Crucible (1996) ve The Boxer (1997) sayılabilir. 1997'den 2000'e kadar oyunculuktan emekli oldu ve İtalya'da ayakkabı ustası çırağı olarak yeni bir meslek edindi. Oyunculuğa geri dönmesine rağmen 2017 yılında tekrar emekli olduğunu açıkladı. Aktör, Ekim 2024'te oğlu Ronan Day-Lewis'in ilk uzun metrajlı filmi Anemone için yeniden oyunculuğa geri döndü.
Yaşam öyküsü
İlk yılları
29 Nisan 1957'de İngiltere'de doğdu. Gerçek adı Daniel Michael Blake Day-Lewis'dir. Sanatçı bir aileden geliyordu. Babası Cecil Day-Lewis, İngiltere hükûmetince devlet törenleri için şiir yazması için atanan bir şairdi. İkinci evliliğini yaptığı aktris Jill Balcon'dan dünyaya gelen Daniel Day-Lewis'in dedesi Sir Michael Balcon da İngiliz sinemasının en önemli isimlerinden biriydi ve ünlü yapım şirketi Ealing Studios'un başındaydı. Büyük ablası Tamasin Day-Lewis ise belgesel filmi yapımcısıydı.
Daniel 2 yaşındayken, Day-Lewis ailesi Londra’dan, Greenwich’teki Croom's Hill’e taşındı. Çocukluk yılları bu kentte geçen Daniel, 15 yaşındayken babasını kaybetti. O doğduğunda 53 yaşında olan babası, Daniel’le sağlık sorunları yüzünden pek ilgilenememişti. Daha sonraları Daniel, babasıyla daha yakın bir ilişki kuramadığı için pişman olacaktı.
Greenwich’teki çocukluk yıllarında arkadaşlarına gösterişli biri olduğunu düşündüğü için kabadayılık yapan Day-Lewis’in, bölgenin farklı aksanını ve özelliklerini benimsemesi uzun sürmedi. Daniel Day-Lewis daha sonraları bu dönemle ilgili olarak, kural, kanun tanımayan bir çocuk olduğunu, marketlerden eşya çaldığını söyleyecekti.
1968’te Day-Lewis ailesi, zapt etmekte güçlük çektikleri oğullarını, Kent şehrindeki Sevenoaks Boarding School’a gönderdiler. Okulundan nefret eden Daniel, o dönemde daha sonraları tutkusu haline gelicek 2 konuyla ilgilenmeye başladı: Ağaç işçiliği ve oyunculuk. “Cry, The Beloved Country” adlı oyunda canlandırdığı ufak rol için yüzünü siyaha boyaması gerekmişti. Dolayısıyla onun beyaz perdede göründüğü ilk rolü Cry, The Beloved Country değil, John Schlesinger'ın yönetmenliğini yaptığı Sunday Bloody Sunday(1971) oldu. Böylelikle, Daniel henüz 14 yaşındayken, ilk sinema deneyimini yaşadı. Oyunculuk yapmanın cennette olmak gibi bir his olduğunu söylüyordu.
2 yıl sonra hep okumak istediği Petersfield'daki Bedales School'a yazıldı. 1975'te mezun olduktan sonra ele avuca sığmaz karakteri değişen ve daha ciddi davranmaya başlayan Day-Lewis, profesyonel olarak National Youth Theatre'da çalışmaya başladı. Sahnede oldukça başarılı olmasına rağmen, perde arkasını rahatsız edici bulduğu için, doğramacı olmaya karar verdi. Ancak 5 yıllık çıraklık dönemi için yaptığı müracaat kabul edilmeyince Bristol Old Vic Theatre School'a kaydoldu. Eğitimine devam ettiği 3 yıl süresince de okulun tiyatrosunda oynuyordu. Day-Lewis, daha sonraları In The Name Of The Father' da başrolü paylaşacağı Pete Postlethwaite'ın da yedek oyuncusuydu.
Kariyeri
1980'ler
On bir yıl aradan sonra ilk defa kamera karşısına geçtiği film 1982 yapımı Gandhi oldu. Ancak filmografisinde ufak tefek rollerden sıyrıldığı ilk film "The Bounty" ydi. "My Beautiful Laundrette" ve "A Room with a View"(1985) filmlerinde gösterdiği performanslarla, New Yorklu film eleştirmenleri, "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" oskarını Daniel Day Lewis'in hak ettiği yorumunda bulundular.
1987'de yönetmen Peter Kaufman tarafından Milan Kundera'nın aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan The Unbearable Lightness of Being'de Juliette Binoche ve Lena Olin'le başrolleri paylaştı.
1989'da yönetmenliğini Jim Sheridan'ın yaptığı ve sadece sol ayağını kullanarak yaşamını devam ettiren bir yazarı canlandırdığı My Left Foot, Daniel Day Lewis'e en iyi erkek oyuncu oskarını kazandırdı. Bu zor rolün üstesinden başarıyla gelen aktör, artık Hollywood'un da yeni favorisiydi.
1990'lar
1993'te çok sevdiği İrlanda'ya taşındı. İrlanda vatandaşlığına geçtiğini açıkladı.
The Last of the Mohicans, The Age of Innocence, In the Name of the Father filmlerindeki birbirinden başarılı oyunculuğuyla dünyanın en iyi aktörlerinden biri haline geldi. Ona sık sık İngiltere'nin Robert De Niro'su deniyordu, ancak konuyla ilgili olarak bir röportajında, De Niro'nun onun şampiyonu olduğunu belirtti.
Özel hayatıyla ilgili konuşmayı sevmeyen aktör, büyük aşkı ve çocuğu Gabriel-Kane Day-Lewis'in annesi Fransız aktris Isabelle Adjani ile uzun yıllar beraberdi. Ayrılma kararını Adjani hamileyken, ona faksla bildiren Daniel Day Lewis, bu ilişki için “Dünyanın en inişli çıkışlı ilişkisi” yorumunu yaptı.
1996'da The Crucible filmi için beraber çalıştığı yazar Arthur Miller'ın kızı Rebecca Miller'la tanıştı. Kısa bir süre sonra evlenen çiftin Ronan Day-Lewis ve Cashel Day-Lewis isimlerinde iki erkek çocuğu oldu.
Day-Lewis, 1997'de The Boxer filminin çekimleri bittikten sonra eski tutkusu olan ağaç işlemeciliği yapmak için İtalya'nın Floransa kentine taşındı. Artık oyunculuk yapmayı pek istemediğini açıklayan aktör, ayakkabı tamirciliğiyle ilgileniyordu.
2000'ler
2002'de, çekimlerinin İtalya'da gerçekleşmesi koşuluyla, Martin Scorsese onu yeni filminde başrolü oynaması için ikna etti. Gangs of New York filminde canlandırdığı Bill 'The Butcher' Cutting rolü, birçok dergi tarafından tüm zamanların en iyi performanslarından biri olarak nitelendirildi. Film 10 dalda oskara aday olarak gösterildi.
Daniel Day Lewis, 2008'de There Will Be Blood filmindeki Daniel Plainview rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında ve 2013'te Lincoln filmindeki Abraham Lincoln rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar aldı.
Ödülleri
Başlıca oyunculuk ödülleri arasında üç Akademi Ödülü ve altı adaylık, dört BAFTA Ödülü ve altı adaylık, diğer önemli ödüller üç Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülü ve altı adaylık, iki Altın Küre Ödülü ve sekiz adaylık, üç Aktörler Birliği Ödülü ve beş adaylık ile üç Uydu Ödülü ve dört adaylık gösterilir. Genel olarak kariyerinde 212 adaylık alan 139 oyunculuk ödülü kazandı.