Diyabet
Kandaki glikoz seviyesinin aşırı artmasından kaynaklanan metabolik bozukluk
Diyabet ya da tıbbi adıyla diabetes mellitus, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan, kan şekerinin anormal derecede yükselmesiyle karakterize bir metabolik bozukluktur. Kanda glukoz düzeyinin kontrolü, pek çok hormon ve kimyasal madde arasındaki karmaşık dengeye dayanır; bu dengeyi sağlayan en önemli hormon, pankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülindir. Diyabet, insülin üretimindeki yetersizlik ya da vücudun insülini etkili kullanamaması sonucu oluşan yüksek kan şekeri durumunu tanımlayan bir terimdir.
Bu hastalık iki ana şekilde ortaya çıkar: Birinci tipte (Tip 1) pankreas yeterli insülin üretemezken, ikinci tipte (Tip 2 ve gebelik diyabeti) vücut insüline karşı direnç geliştirmektedir. Her iki durumda da kan şekeri yükselir ve bu durum idrar çıkışının artması, susuzluk hissi, görme bozukluğu, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk ve enerji dengesinde değişiklikler gibi belirtilere yol açar. Diyabet vakalarının yalnızca yüzde 1‑5’i, tek bir gen mutasyonundan kaynaklanan monojenik hastalıklardır; buna örnek olarak genç yetişkinlerde görülen MODY verilebilir.
1921’de insülinin tedaviye girilmesinden bu yana diyabetin tüm tipleri kontrol altına alınabilir hâle gelmiştir, fakat tamamen iyileşme sağlayan bir tedavi yöntemi henüz yoktur. Tip 1 diyabette insülin, şırınga, pompa ya da kalem aracılığıyla düzenli olarak verilir. Tip 2 diyabet ise diyet, şeker düşürücü ilaçlar ve gerektiğinde insülin takviyesiyle yönetilir.
Kontrolsüz diyabet, akut komplikasyonlar (hiperglisemi, ketoasidoz, nonketotik hiperglisemik koma) ve kronik sorunlara (kardiyovasküler hastalıklar, böbrek yetmezliği, retinal hasar, periferik nöropati, mikrovasküler bozukluklar) yol açabilir. Özellikle ayaklarda gelişen dolaşım bozuklukları yara iyileşmesini geciktirerek amputasyon riskini artırır. Hastalığın etkili bir şekilde yönetilmesi, kan basıncının kontrolü ve yaşam tarzı değişiklikleri (sigara bırakma, kilo kontrolü) bu riskleri önemli ölçüde azaltır.