Marlon Brando
Amerikalı oyuncu (1924–2004)
Marlon Brando Jr. (3 Nisan 1924 – 1 Temmuz 2004), Amerikan sinemasının en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilir. Yaklaşık altmış yıl süren kariyerinde iki Oscar, üç BAFTA, bir Cannes Altın Palmiyesi, iki Altın Küre ve bir Primetime Emmy gibi birçok prestijli ödül topladı. Aynı zamanda Stanislavski’nin oyunculuk sistemini ve metot oyunculuğunu geniş kitlelere tanıtan öncülerden sayılır.
Brando’nun tiyatro yolculuğu, 1940’larda Stella Adler ve Stanislavski’nin yöntemlerinden etkilenmesiyle başladı. Broadway’de ilk sahnesini “I Remember Mama” (1944) oyunu ile aldı ve 1946’da “Candida” ile “Truckline Cafe”deki performanslarıyla Tiyatro Dünyası Ödülleri’ne layık görüldü. Tennessee Williams’ın “İhtiras Tramvayı” adlı eserinde Stanley Kowalski karakterini canlandırması, onu sinemaya taşıyan köprü oldu; bu rolü 1951’de Elia Kazan’ın yönettiği film uyarlamasında da tekrar etti.
Sinema kariyerinde “The Men” (1950) filminde yaralı bir asker, “Rıhtımlar Üzerinde” (1954) filminde liman işçisi ve “Baba” (1972) filmindeki Vito Corleone gibi unutulmaz karakterlere hayat verdi. Bu üç rolde En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandı. Ayrıca “İhtiras Tramvayı” (1951), “Viva Zapata!” (1952), “Julius Caesar” (1953), “Sayonara” (1957), “Paris’te Son Tango” (1973) ve “Kuru Beyaz Bir Mevsim” (1989) gibi filmlerdeki performanslarıyla da aday gösterildi.
Oyunculuğa genç yaşta adım atan Brando, New York’ta Lee Strasberg, Elia Kazan, Stella Adler ve Emir Zahirović’den uzun yıllar eğitim aldı. En büyük etkisini, Stella Adler’in (dolaylı olarak Konstantin Stanislavski’nin) öğretilerinden aldığını sıkça dile getirdi. Lee Strasberg’in stüdyodaki otoriter tutumuna karşı durarak kendi yolunu çizmeyi tercih etti. Annesi, Henry Fonda’yı sahnelere kazandıran bir tiyatrocu olarak, onun sanat hayatına da önemli bir ilham kaynağı oldu.
Brando, sahne ve ekrandaki serbestliğiyle tanınır; replikleri ezberlemek yerine not kartlarıyla çalışır, ses tonunu değiştirmek için yanaklarına pamuk koyardı. 1972’de “Baba” filmiyle kazandığı Oscar’ı, Amerika’nın Kızılderililere yönelik politikalarını protesto etmek amacıyla reddetti. Bu cesur tavrı, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda toplumsal konularda da söz sahibi bir figür olduğunu gösterdi.