Marlon Brando
Amerikalı oyuncu (1924–2004)
👁 1 görüntülenmeBrando, 1940'larda Stella Adler ve Stanislavski'nin sisteminin etkisi altına girdi. Kariyerine, karakterleri ustalıkla yorumladığı için övgüler aldığı sahnede başladı. Broadway'deki ilk çıkışını I Remember Mama (1944) oyunuyla yaptı ve 1946'da Candida ve Truckline Cafe oyunlarındaki rolleriyle Tiyatro Dünyası Ödülleri'ni kazandı. Broadway'e Tennessee Williams'ın İhtiras Tramvayı (1947) oyunundaki Stanley Kowalski rolüyle döndü ve bu rolünü 1951'de Elia Kazan'ın yönettiği film uyarlamasında tekrarladı.
İlk filmini The Men (1950) filminde yaralı bir askeri canlandırarak yaptı ve suç draması Rıhtımlar Üzerinde (1954) filmindeki liman işçisi ve mafya destanı Baba (1972) filmindeki Vito Corleone rolleriyle En İyi Erkek Oyuncu dalında iki Akademi Ödülü kazandı. İhtiras Tramvayı (1951) filmindeki Stanley Kowalski, Viva Zapata! (1952) filmindeki Emiliano Zapata, Julius Caesar (1953) filmindeki Mark Antony, Sayonara (1957) filmindeki hava kuvvetleri pilotu, Paris'te Son Tango (1973) filmindeki Amerikalı gurbetçi ve Kuru Beyaz Bir Mevsim (1989) filmindeki avukat rolleriyle Oscar'a aday gösterildi.
Kariyeri
Küçük yaşta tiyatroya başlamış olan oyuncu, New York'ta Lee Strasberg, Elia Kazan, Stella Adler ve Emir Zahirovic'den senelerce oyunculuk dersi almıştır. Ancak kendi üzerinde en önemli etkiyi Stella Adler'in (dolaylı olarak ünlü Rus tiyatrocu Konstantin Stanislavski'nin) yaptığını ısrarla belirten Brando, Actors Studio'nun kurucularından olmasa da 1952'den itibaren stüdyonun dünya çapında ün kazanacağı dönemde başında bulanan Lee Strasberg'in kendini hocaların hocası gören kibirli tavrı karşısında hep muhalif olmuştur. Oyunculuk hayatı üzerinde, bir zamanlar Henry Fonda'yı sahnelere kazandıran tiyatrocu annesinin etkisi olduğunu da yadsımaz.
"Hâlâ Hollywood'da bulunmamın tek nedeni parayı reddedecek ahlaki cesaretimin olmayışıdır." diyecek kadar cesur, 1972'de Baba filmiyle aldığı Oscar ödülünü reddedecek kadar da asi biriydi. İkinci Oscar'ını kazandığında, Amerika'nın Kızılderililere karşı uyguladığı politikayı protesto etmek için ödülü almaya dahi gelmemiştir. On the Waterfront (Rıhtımlar Üzerinde) ile gösterdiği performansla tüm zamanların en iyi oyuncularından biri olduğunu kanıtladı; ama Brando'nun yakın dostu Elia Kazan'ın da bu başarıda rolü vardı. Elia Kazan film için başta Frank Sinatra ile anlaşmış olmasına rağmen, yapımcı Spiegel'in de etkisiyle Brando'yu başrole koymuştur. Kült filmler arasına giren bir diğer filmi olan "Last Tango in Paris" filminde Bernardo Bertolucci ile çalışmıştır. Filmlerinde kendine has bir tarzı vardı. Repliklerini ezberlemeyi reddederdi, küçük kâğıtlar kullanırdı. Bir filmde sesinin daha boğucu çıkması için yanaklarına pamuklar doldurdu. The Man (1950) filmindeki Ken Wilcheck rolü için haftalarca tekerlekli sandalyeli gazilerle birlikte olmuştu.
Brando ülkesinde Kızılderili ve siyahların hakları için aktif olarak çalışmıştı. Hollywood sinemasının Kızılderililere karşı tutumunu pek çok yollarla protesto etmiş, bu nedenle düşman edinmiştir. Oğlunun cinayet davasında mahkemede kendini 'ateist' olarak tanımlasa da, dini inancı bulunduğunu hayatının akışında pek çok yerde belirtmiş, özellikle Kızılderili manevi inançlarına kendini yakın hissettiğini belirtmiştir. Oğlu Michael Jackson'ın korumalarından biriydi. Uyuşturucudan kurtulmaya çalışan kızı intihar etti. 2001 yılında zatürreden dolayı hastaneye kaldırıldı. Empire dergisinin 'Film Tarihinin 100 Seksi Starı' listesine 14. sıradan seçilmişti.