📖 Kimdir S Suriye
Suriye
KİMDİR?

Suriye

Batı Asya ülkesi

👁 1 görüntülenme
Suriye, resmî adıyla Suriye Arap Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz ve Levant'ta yer alan bir Batı Asya ülkesidir. Batıda Akdeniz, kuzeyde Türkiye, doğu ve güneydoğuda Irak, güneyde Ürdün ve güneybatıda İsrail ve Lübnan ile sınırlanan ve 14 vilayetten oluşan üniter bir cumhuriyettir. Şam, Suriye'nin başkenti ve en büyük şehridir. Suriye, 24,8 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık 57. ve Arap dünyasının ise en kalabalık 8. ülkesidir. Suriye 185.180 kilometrekarelik bir alana yayılmıştır ve bu da onu dünyanın 87. büyük ülkesi yapmaktadır.
Suriye güçlerinin başlıca eğitim, malzeme ve kredi kaynağı olan Sovyetler Birliği'nin dağılması, Suriye'nin modern askerî teçhizat edinme kabiliyetini yavaşlatmış olabilir. Suriye, karadan karaya füzelerden oluşan bir cephaneliğe sahiptir. Zisser'e göre 1990'ların başında Kuzey Kore'den 500 kilometre menzilli Scud-C füzeleri tedarik edildi ve 700 kilometreye kadar menzili olan Scud-D'nin Suriye tarafından Kuzey Kore ve İran'ın yardımıyla geliştirildiği iddia ediliyor.

Suriye, Körfez Savaşı'na katılmasının bir sonucu olarak Basra Körfezi'ndeki Arap devletlerinden önemli miktarda mali yardım aldı ve bu fonların önemli bir kısmı askerî harcamalara ayrıldı.

Dış ilişkiler

Ulusal güvenliğin sağlanması, Arap komşuları arasında nüfuzun artırılması ve Golan Tepeleri'nin geri alınmasının güvence altına alınması Suriye'nin dış politikasının temel hedefleri oldu. Suriye, tarihinin birçok noktasında Türkiye, İsrail, Irak ve Lübnan gibi coğrafi olarak kültürel komşularıyla şiddetli gerginlikler yaşadı. Suriye, 21. yüzyılda Arap Baharı ve Suriye İç Savaşı öncesinde bölgesindeki bazı devletlerle ilişkilerinde bir iyileşme yaşadı.

2011'de başlayan iç savaş ve buna bağlı olarak yaşanan ölümler ve insan hakları ihlallerinden bu yana Suriye, bölge ülkelerinden ve daha geniş anlamda uluslararası toplumdan giderek daha fazla izole edilmektedir. Aralarında İngiltere, Kanada, Fransa, İtalya, Almanya, Tunus, Mısır, Libya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İspanya ve Basra Körfezi'ndeki Arap devletlerinin de bulunduğu birçok ülke ile diplomatik ilişkiler kesilmiştir.

Suriye Arap Birliği'nden Cezayir, Mısır, Irak, Lübnan, Sudan ve Yemen ile diplomatik ilişkilerini sürdürmeye devam etmektedir. Suriye'nin sivillere yönelik şiddeti 2012 yılında Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan uzaklaştırılmasına neden oldu. Suriye, geleneksel müttefikleri İran ve Rusya ile iyi ilişkiler geliştirmeye devam etmektedir; bu iki ülke Suriye hükûmetini Suriyeli muhaliflerle olan çatışmalarında destekleyen az sayıdaki ülke arasındadır.

Suriye, AB ile komşularını yakınlaştırmayı amaçlayan Avrupa Birliği'nin Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) kapsamındadır.

Uluslararası anlaşmazlıklar

1939 yılında, Suriye hâlâ bir Fransız mandasıyken Fransızlar İskenderun Sancağı'nın İkinci Dünya Savaşı'nda bir dostluk antlaşmasının parçası olarak Türkiye'ye katılmasına ilişkin bir plebisite izin verdi. Bu sayede Türkiye'nin Hatay ili kuruldu. Fransızların bu hamlesi Suriye'de çok tartışıldı ve sadece beş yıl sonra Suriye bağımsız oldu. Türkiye'nin İskenderun Sancağı'nı ilhak etmesine rağmen Suriye hükûmeti, 1949'daki kısa bir dönem hariç, bağımsızlıktan bu yana bölge üzerindeki Türk egemenliğini tanımayı reddetti.

Suriye'nin Golan Tepeleri bölgesinin batıdaki üçte ikisi 1967'den beri İsrail'in işgali altındadır ve 1981'de İsrail tarafından fiilen ilhak edildi; doğudaki üçte birlik kısım ise Suriye'nin kontrolündedir ve UNDOF, Mor Hat ateşkesini uygulamak için arada bir tampon bölge oluşturmaktadır. İsrail'in 1981 tarihli Golan ilhak yasası uluslararası hukukta tanınmamaktadır. BM Güvenlik Konseyi 497 (1981) sayılı kararıyla bu yasayı "hükümsüz ve geçersiz ve uluslararası hukuki etkisi olmayan" bir yasa olarak kınadı. O tarihten bu yana Genel Kurulun "İşgal Altındaki Suriye Golan'ı" ile ilgili kararları İsrail işgali ve ilhakının gayrimeşruluğunu teyit etmektedir. Suriye hükûmeti bu toprakların geri verilmesini talep etmeye devam etmektedir. Suriye'nin Golan'da elinde kalan tek toprak, terk edilmiş Kuneytire şehrini, vilayetin fiili başkenti Madinat el-Baas'ı ve Beer Ajam ve Hader gibi çoğunlukla Çerkeslerin yaşadığı birçok küçük köyü içeren bir şerittir. Mart 2019'da ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhakını tanıyacağını açıkladı.

1976 yılının başlarında Suriye Lübnan'a girerek yirmi dokuz yıllık askerî varlığını başlattı. Suriye, Filistinli milislere karşı Lübnanlı Hristiyan milislere yardım etmek üzere dönemin Maruni Hristiyan Cumhurbaşkanı Süleyman Franjieh'in daveti üzerine Lübnan'a girdi. Takip eden 15 yıllık iç savaş boyunca Suriye, Lübnan'ı kontrol etmek için savaştı. Suriye Ordusu, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinin ardından iç ve dış baskılara yanıt olarak 26 Nisan 2005 tarihine kadar Lübnan'da kaldı.

Bir diğer ihtilaflı bölge ise Lübnan-Suriye sınırı ile İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nin kesiştiği noktada yer alan Şebaa çiftlikleridir. Yaklaşık 11 km uzunluğunda ve 3 km genişliğindeki çiftlikler, 1981 yılında Golan Tepeleri'nin geri kalanıyla birlikte İsrail tarafından işgal edildi. Ancak Suriye ordusunun ilerleyişinin ardından İsrail işgali sona erdi ve Suriye çiftlikler üzerinde fiili egemen güç hâline geldi. Ancak İsrail'in 2000 yılında Lübnan'dan çekilmesinin ardından Hizbullah çekilmenin tamamlanmadığını çünkü Şebaa'nın Suriye değil Lübnan topraklarında olduğunu iddia etti. Birleşmiş Milletler, 81 farklı haritayı inceledikten sonra, terk edilmiş tarım arazilerinin Lübnan'a ait olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı. Bununla birlikte, Lübnan bölgenin kendine ait olduğunu iddia etmeye devam etti.

İnsan hakları

Suriye'deki insan hakları durumu, 2010 yılında ülkenin sicilini "dünyanın en kötüleri arasında" olarak nitelendiren İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi bağımsız kuruluşlar arasında uzun zamandır önemli bir endişe kaynağı olmuştur. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen Freedom House, yıllık Dünya Özgürlük araştırmasında Suriye'yi "Özgür Değil" olarak derecelendirmiştir.

Yetkililer, demokrasi ve insan hakları aktivistlerini tutuklamak, internet sitelerini sansürlemek, blog yazarlarını gözaltına almak ve seyahat yasağı uygulamakla suçlanıyor. Keyfi gözaltılar, işkence ve kayıplar yaygındır. Suriye anayasası cinsiyet eşitliğini garanti altına alsa da eleştirmenler kişisel kanunların ve ceza kanununun kadınlara ve kız çocuklarına karşı ayrımcılık yaptığını söylüyorlar. Ayrıca, sözde 'namus cinayetleri' için de hoşgörü tanınmaktadır. Birleşmiş Milletler, 9 Kasım 2011 itibarıyla Devlet Başkanı Beşşar Esad'a karşı ayaklanma sırasında ölen 3500'den fazla kişinin 250'den fazlasının iki yaşından küçük çocuklar olduğunu ve 11 yaşından küçük erkek çocuklarının güvenlik güçleri tarafından toplu tecavüze uğradığını bildirdi. Başkan Esad yönetimine muhalif kişiler, 12 Temmuz 2012 tarihinde Hama'da hükûmet güçleri tarafından gerçekleştirilen bombardımanda çoğu sivil 200'den fazla kişinin katledildiğini ve yaklaşık 300 kişinin yaralandığını iddia etmektedirler.

Ağustos 2013'te hükûmetin sivillere karşı kimyasal silah kullandığından şüpheleniliyordu. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, ülkede kimyasal silah kullanıldığının "inkar edilemez" olduğunu ve Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın güçlerinin kendi halkına karşı "ahlaki bir müstehcenlik" işlediğini söyledi. Kerry, "Hata yapmayın, Başkan Obama, dünyanın en savunmasız insanlarına karşı dünyanın en iğrenç silahını kullananların hesap vermesi gerektiğine inanmaktadır. Bugün hiçbir şey bundan daha ciddi değildir ve hiçbir şey bundan daha ciddi bir incelemeye tabi tutulmamaktadır." dedi.

Çoğu anayasal korumayı fiilen askıya alan Olağanüstü Hâl Kanunu 1963 yılından 21 Nisan 2011 tarihine kadar yürürlükte kaldı. Hükûmet bu kanunu Golan Tepeleri konusunda İsrail ile devam eden savaş sebebiyle gerekçelendirmişti.

Ağustos 2014'te BM İnsan Hakları Şefi Navi Pillay, uluslararası toplumu, 30 Nisan 2014 itibarıyla 191.369 kişinin ölümüyle sonuçlanan ve Pillay'a göre çatışmanın tüm taraflarının cezasız kaldığı savaş suçlarının işlendiği 3 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşla mücadelede "felç" olmakla eleştirdi. Azınlık Nusayriler ve Hristiyanlar, İslamcılar ve Suriye İç Savaşı'nda savaşan diğer gruplar tarafından giderek daha fazla hedef alınmaktadır. Nisan 2017'de ABD Donanması, ABD hükûmetine göre Suriyeli sivillere yönelik kimyasal silah saldırısında kullanıldığı iddia edilen bir Suriye hava üssüne füze saldırısı düzenledi.

Kasım 2021'de ABD Merkez Komutanlığı 2019 yılında Suriye'de sivillerin ölümüne neden olan bir hava saldırısını "meşru" olarak nitelendirdi. Bu kabul, New York Times'ın bir soruşturmasında ordunun onlarca sivilin ölümünü gizlediğinin ortaya çıkmasının ardından geldi.

İdari bölümler

Suriye 14 ile, bunlar da 61 ilçeye ve bunlar da kendi içlerinde nahiyelere bölünmüştür.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi

Rojava olarak da bilinen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY), Suriye'nin kuzeydoğusunda yer alan de facto bir özerk bölgedir. Afrin, Cezire, Fırat, Rakka, Tabka, Menbic ve Deyrizor bölgelerinde kendi kendini yöneten alt bölgelerden oluşmaktadır. Bölge 2012 yılında, devam eden Rojava çatışması ve resmî askerî gücü Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) de yer aldığı daha geniş Suriye İç Savaşı bağlamında fiili özerkliğini kazandı.

Bazı dış ilişkilere sahip olmakla birlikte, bölge Katalonya Parlamentosu dışında Suriye hükûmeti de dâhil olmak üzere herhangi bir devlet tarafından resmî olarak özerk olarak tanınmamaktadır. KDSÖY, diğer parti ve örgütlerle diyaloglarında evrensel demokratik, sürdürülebilir, özerk çoğulcu, eşit ve feminist politikaları için yaygın bir desteğe sahiptir. Kuzeydoğu Suriye çok etnikli bir bölgedir ve büyük etnik Kürt, Arap ve Süryani nüfusu ile daha küçük etnik Türkmen, Ermeni, Çerkes ve Yezidi topluluklarına ev sahipliği yapmaktadır.

Bölge yönetiminin destekçileri, adem-i merkeziyetçiliği, toplumsal cinsiyet eşitliğini, çevresel sürdürülebilirliği, sosyal ekolojiyi ve dinî kültürel ve siyasi çeşitliliğe çoğulcu hoşgörüyü teşvik eden anarşist, feminist ve özgürlükçü sosyalist bir ideolojiye dayanan doğrudan demokratik hedefleri olan resmî olarak laik bir yönetim olduğunu ve bu değerlerin anayasasına, toplumuna ve siyasetine yansıdığını belirtmekte ve bunun doğrudan bağımsızlıktan ziyade bir bütün olarak federalleşmiş bir Suriye için bir model olduğunu ifade etmektedirler. Bölge yönetimi ayrıca bazı partizan ve partizan olmayan kaynaklar tarafından otoriterlik, Suriye hükûmetine destek, Kürtleştirme ve yerinden etme ile suçlandı.

13 Ekim 2019'da SDG, Türkiye ve Türkiye destekli Suriyeli muhaliflerin sınır ötesi saldırısının bir parçası olarak Türkiye'nin bu şehirlere yönelik bir saldırısını caydırmak amacıyla Suriye Ordusu ile SDG'nin elindeki Menbic ve Kobani şehirlerine girmesine izin veren bir anlaşmaya vardığını duyurdu. Suriye Ordusu ayrıca SDG ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde Suriye-Türkiye sınırı boyunca konuşlandı ve Ayn İsa ve Tel Tamer gibi SDG'nin elindeki bazı şehirlere girdi. İkinci Kuzey Suriye Tampon Bölgesi'nin oluşturulmasının ardından SDG, Suriye hükûmeti ile SDG arasında siyasi bir çözüme ulaşılması hâlinde Suriye Ordusu ile iş birliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı.

Tarım reformu

Suriye'de birbiriyle ilişkili üç programdan oluşan tarım reformu tedbirleri uygulamaya konuldu: Tarım işçileri ile toprak sahipleri arasındaki ilişkileri düzenleyen mevzuat; özel ve devlet arazilerinin mülkiyetini ve kullanımını düzenleyen ve köylülerin ekonomik örgütlenmesini yönlendiren mevzuat ve tarımsal üretimi devlet kontrolü altında yeniden düzenleyen tedbirler. Toprak mülkiyetindeki yüksek eşitsizlik seviyelerine rağmen bu reformlar, 1958'den 1961'e kadar toprağın yeniden dağıtımında, bağımsızlıktan bu yana Suriye tarihindeki diğer tüm reformlardan daha fazla ilerleme kaydedilmesini sağladı.

İlk yasa (134 sayılı kanun; 4 Eylül 1958'de kabul edildi) köylülerin mobilizasyonu ve köylü haklarının genişletilmesi konusundaki endişelere yanıt olarak çıkarıldı. Bu yasa, ortakçıların ve tarım işçilerinin toprak sahipleri karşısındaki konumlarını güçlendirmek için tasarlanmıştı. Bu yasa, özellikle kadınlar ve gençler için çalışma koşullarının düzenlenmesine, çalışma saatlerinin belirlenmesine ve ücretli işçiler için asgari ücret ilkesi ile ortakçılar için hasadın adil bir şekilde paylaştırılmasına olanak tanıyacak yeni yasaların uygulanacağını duyuran Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığının kurulmasına yol açtı. Ayrıca, ev sahiplerini hem yazılı hem de sözlü sözleşmelere uymakla yükümlü kılmış, toplu pazarlığı tesis etmiş, işçi tazminatı, sağlık, barınma ve istihdam hizmetleri için hükümler içermiştir. 134 sayılı Kanun sadece işçileri korumak için tasarlanmamıştı. Aynı zamanda toprak sahiplerinin kendi sendikalarını kurma haklarını da kabul ediyordu.

İnternet ve telekomünikasyon

Suriye'de telekomünikasyon İletişim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından denetlenmektedir. Buna ek olarak, Syrian Telecom devlet internet erişiminin dağıtımında ayrılmaz bir rol oynamaktadır. Suriye Elektronik Ordusu siber uzayda hükûmet yanlısı askerî bir grup olarak hizmet vermektedir ve uzun süredir hacktivist grup Anonymous'un düşmanı olarak kabul edilmektedir. İnternet sansürü yasaları nedeniyle Mart 2011 ile Ağustos 2012 arasında 13.000 internet aktivisti tutuklandı.

Ekonomi

2015 itibarıyla Suriye ekonomisi, azalan gümrük ve gelir vergileri gibi doğası gereği güvenilmez gelir kaynaklarına dayanmakta ve bu kaynaklar büyük ölçüde İran'dan alınan kredilerle desteklenmektedir. İran'ın Suriye İç Savaşı sırasında Suriye'ye yılda 6 milyar ile 20 milyar ABD doları arasında harcama yaptığına inanılıyor. Suriye ekonomisi %60 daraldı ve Suriye lirası %80 değer kaybetti; ekonomi kısmen devlete ait, kısmen de savaş ekonomisi hâline geldi. Devam etmekte olan Suriye İç Savaşı'nın başlangıcında Suriye, Dünya Bankası tarafından "alt orta gelirli ülke" olarak sınıflandırılmıştı. 2010 yılında Suriye petrol ve tarım sektörlerine bağımlı kaldı. Petrol sektörü ihracat gelirlerinin yaklaşık %40'ını sağlıyordu. Kanıtlanmış açık deniz sondajları, Suriye ve Kıbrıs arasındaki Akdeniz tabanında büyük miktarda petrol bulunduğunu gösterdi. Tarım sektörü GSYH'nin yaklaşık %20'sine ve istihdamın %20'sine katkıda bulunmaktadır. Petrol rezervlerinin önümüzdeki yıllarda azalması beklenmektedir ve Suriye şimdiden net petrol ithalatçısı hâline gelmiştir. İç savaşın başlamasından bu yana ekonomi %35 oranında küçüldü ve Suriye lirası savaş öncesi değerinin altıda birine düştü. Hükûmet İran, Rusya ve Çin'den gelen kredilere giderek daha fazla bel bağlamaktadır.

Ekonomi, protestocuları yatıştırmak ve döviz rezervlerini korumak için sübvansiyonları artıran ve ticaret kontrollerini sıkılaştıran hükûmet tarafından büyük ölçüde düzenlenmektedir. Uzun vadeli ekonomik kısıtlamalar arasında dış ticaret engelleri, azalan petrol üretimi, yüksek işsizlik, artan bütçe açıkları ve tarımda yoğun kullanım, hızlı nüfus artışı, endüstriyel genişleme ve su kirliliği nedeniyle su kaynakları üzerinde artan baskı yer almaktadır. UNDP 2005 yılında Suriye nüfusunun %30'unun yoksulluk içinde yaşadığını ve %11,4'ünün geçim seviyesinin altında yaşadığını açıkladı.

Suriye'nin küresel ihracattaki payı 2001 yılından bu yana kademeli olarak azaldı. Kişi başına reel GSYİH büyümesi 2000-2008 döneminde yılda sadece %2,5 oldu. İşsizlik oranı %10'un üzerinde seyretmektedir. Yoksulluk oranları 2004'te %11'den 2007'de %12,3'e yükseldi. 2007 yılında Suriye'nin başlıca ihracat kalemleri arasında fenetilin hapları (captagon olarak bilinen yasadışı bir uyuşturucu), ham petrol, rafine ürünler, ham pamuk, giysi, meyve ve tahıl yer almaktadır. Suriye'nin ithalatının büyük bölümünü sanayi için gerekli hammaddeler, taşıtlar, tarım ekipmanları ve ağır makineler oluşturmaktadır. Petrol ihracatından elde edilen gelirler ve Suriyeli işçilerden gelen işçi dövizleri hükûmetin en önemli döviz kaynaklarıdır.

Siyasi istikrarsızlık gelecekteki ekonomik kalkınma için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Yabancı yatırımlar; şiddet, hükûmet kısıtlamaları, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası izolasyon nedeniyle kısıtlanmaktadır. Suriye ekonomisi ayrıca devlet bürokrasisi, düşen petrol üretimi, artan bütçe açıkları ve enflasyon nedeniyle de sekteye uğramaktadır.

2011'deki iç savaştan önce hükûmet, ekonomisini çeşitlendirmek ve petrol ile tarıma olan bağımlılığını azaltmak için turizm, doğal gaz ve hizmet sektörlerine yeni yatırımlar çekmeyi umuyordu. Hükûmet çoğu piyasayı liberalleştirmeyi amaçlayan ekonomik reformlar yapmaya başladı, ancak bu reformlar yavaş ve geçici oldu ve 2011'de çatışmaların patlak vermesinden bu yana tamamen tersine döndü.

Suriye'de devam eden iç savaş nedeniyle 2012 yılı itibarıyla Suriye'nin toplam ihracatı üçte iki oranında azaldı, 2010 yılındaki 12 milyar ABD doları değerinden 2012 yılında sadece 4 milyar ABD doları değerine düştü. Suriye'nin GSYİH'si 2011 yılında %3'ün üzerinde azaldı ve 2012 yılında da %20 oranında azalması beklenmekteydi.

2012 yılı itibarıyla, Suriye'nin özellikle petrol ve turizm sektörleri harap oldu, devam eden iç savaş nedeniyle 5 milyar ABD doları kaybedildi. Devam eden iç savaş nedeniyle ihtiyaç duyulan yeniden yapılanma 10 milyar ABD dolarına mal olacaktır. Yaptırımlar hükûmetin mali kaynaklarını tüketmiştir. ABD ve Avrupa Birliğinin 2012 yılında yürürlüğe giren petrol ithalatı yasaklarının Suriye'ye ayda yaklaşık 400 milyon dolara mal olduğu tahmin edilmektedir.

Turizmden elde edilen gelirler dramatik bir şekilde düştü, savaştan önce %90 olan otel doluluk oranları Mayıs 2012'de %15'in altına indi. Turizm sektöründe çalışanların yaklaşık %40'ı savaşın başlangıcından bu yana işlerini kaybetmiştir.

Mayıs 2015'te IŞİD, Suriye hükûmetinin son önemli gelir kaynaklarından biri olan fosfat madenlerini ele geçirdi. Bir sonraki ay IŞİD Şam'a giden ve Şam ve Humus'ta ısınma ve elektrik üretiminde kullanılan bir doğalgaz boru hattını havaya uçurdu; bir analist "IŞİD'in şu an için oyununun adı rejimin kilit kaynaklarını engellemek" dedi. Buna ek olarak, IŞİD Şaer gaz sahasına ve bölgedeki diğer üç tesise -Hayan, Cihar ve Ebla- yaklaşıyordu; bu batı gaz sahalarının kaybı İran'ın Suriye hükûmetini daha fazla sübvanse etmesine neden olma potansiyeline sahipti.

Suriye, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın ortakları ve akrabaları tarafından yönetilen ve giderek büyüyen bir yasadışı uyuşturucu endüstrisine ev sahipliği yapıyor. Bu sektörde ağırlıklı olarak Arap dünyasında popüler olan ve bağımlılık yapan bir amfetamin olan captagon üretiliyor. 2021 yılı itibarıyla yasadışı uyuşturucu ihracatı ülkenin yasal ihracatını gölgede bırakarak New York Times'ın Suriye'yi "dünyanın en yeni narko-devleti" olarak adlandırmasına yol açtı. Uyuşturucu ihracatı Suriye hükûmetinin döviz kazanmasına ve Batı yaptırımlarını aşmasına olanak sağlıyor.

Petrol endüstrisi

Suriye'nin petrol endüstrisi keskin bir düşüşe maruz kaldı. Eylül 2014'te IŞİD 80.000 varil/gün (13.000 m3/gün) ile hükûmetin 17.000 varil/gün (2.700 m3/gün) üretimine kıyasla daha fazla petrol üretiyordu ve Suriye Petrol Bakanlığı 2014'ün sonunda petrol üretiminin 9.329 varil/gün'e (1.483,2 m3/gün) düştüğünü açıkladı; IŞİD o tarihten bu yana bir petrol sahasını daha ele geçirdi ve petrol üretiminin 6.829 varil/gün (1.085,7 m3/gün) olacağı tahmin edildi. Suriye İç Savaşı'nın üçüncü yılında Ekonomi Bakan Yardımcısı Selman Hayan, Suriye'nin iki ana petrol rafinerisinin %10'dan daha az kapasiteyle çalıştığını belirtti.

Tarihsel olarak ülke, 1960'ların sonlarından beri kuzeydoğuda bulunan sahalardan ağır dereceli petrol üretmiştir. 1980'lerin başında, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor yakınlarında hafif dereceli, düşük sülfürlü petrol keşfedildi. Suriye'nin petrol üretim oranı 1995'te günde 600.000 varile (95.000 m3/gün) (bpd) yakın bir zirveden 2012'de 182.500 varil/gün'ün (29.020 m3/gün) altına düşerek dramatik bir şekilde azalmıştır. 2012 yılından bu yana üretim daha da düşerek 2014 yılında günlük 32.000 varile (5.100 m3/gün) (bpd) ulaşmıştır. Resmî rakamlar 2015 yılı üretimini günlük 27,000 varil (4,300m³/gün) olarak vermektedir ancak bu rakamlar ihtiyatla karşılanmalıdır çünkü isyancıların elindeki bölgelerde şu anda üretilen petrol miktarını tahmin etmek zordur.

Ayaklanmadan önce Suriye'nin petrol ihracatının %90'ından fazlası AB ülkelerine, geri kalanı ise Türkiye'ye yapılıyordu. Petrol ve gaz gelirleri 2012 yılında toplam GSYH'nin yaklaşık %20'sini ve toplam hükûmet gelirlerinin %25'ini oluşturdu.

Ulaşım

Suriye'de dört uluslararası havalimanı (Şam, Halep, Lazkiye ve Kamışlı) bulunmakta olup, bunlar Syrian Air için merkez görevi görmekte ve çeşitli yabancı taşıyıcılar tarafından da hizmet verilmektedir.

Suriye'deki yüklerin büyük bir kısmı, Türkiye'deki muadili olan Devlet Demiryolları ile bağlantılı olan Suriye Demiryolları tarafından taşınmaktadır. Nispeten az gelişmiş bir ülke için, Suriye'nin demiryolu altyapısı birçok ekspres servis ve modern trenlerle iyi korunmaktadır.

Suriye'deki karayolu ağı 69.873 kilometre uzunluğunda olup, 1103 kilometresi otoyollardan oluşmaktadır. Ülkede ayrıca 900 kilometrelik gezilebilir ancak ekonomik açıdan önemli olmayan su yolları bulunmaktadır.

Su temini ve sanitasyon

Suriye, kıt su kaynaklarına sahip yarı kurak bir ülkedir. Suriye'de en fazla su tüketen sektör tarımdır. Evsel su kullanımı toplam su kullanımının sadece %9'u kadardır. İç savaştan önce Suriye için büyük bir zorluk, kentsel ve endüstriyel su talebinin hızla artmasına yol açan yüksek nüfus artışıydı (2006 yılında büyüme oranı %2,7 idi).

Demografi

İnsanların çoğu Fırat Nehri vadisinde ve kıyı dağları ile çöl arasında verimli bir şerit olan kıyı ovası boyunca yaşamaktadır. İç savaştan önce Suriye'deki genel nüfus yoğunluğu kilometre kare başına yaklaşık 99 idi. ABD Mülteciler ve Göçmenler Komitesi tarafından yayınlanan 2008 Dünya Mülteci Araştırması'na göre, Suriye yaklaşık 1.852.300 kişilik bir mülteci ve sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. Bu nüfusun büyük çoğunluğu Irak'tan (1.300.000) gelmekteydi, ancak Filistin (543.400) ve Somali'den (5.200) gelen büyük nüfuslar da ülkede yaşamaktaydı.

BM'nin "çağımızın en büyük insani acil durumu" olarak tanımladığı Suriye İç Savaşı'nın patlak verdiği Mart 2011'den bu yana, 2014 itibarıyla nüfusun yarısını oluşturan yaklaşık 9,5 milyon Suriyeli yerinden edildi; 4 milyonu ise mülteci olarak ülke dışında kaldı. BM, 2020 yılı itibarıyla 5,5 milyondan fazla Suriyelinin bölgede mülteci olarak yaşadığını ve 6,1 milyon kişinin de ülke içinde yerinden edildiğini tahmin etmektedir.

Etnik gruplar

Suriyeliler, Lübnanlılar, Filistinliler, Ürdünlüler ve Yahudiler gibi yakın komşularıyla yakın akraba olan genel olarak yerli bir Levanten halkıdır. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'na göre Suriye'nin nüfusu 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 24.300.000 kişidir.

Kürtler

Suriye'deki en büyük ikinci etnik grup Kürtlerdir. Nüfusun yaklaşık %9 ile %10'unu ya da yaklaşık 1.5 milyon ile 2 milyon kişiyi (40.000 Yezidi dâhil) oluşturmaktadırlar. Kürtlerin çoğu Suriye'nin kuzeydoğusunda yaşamakta ve çoğu Kürtçenin Kurmançça varyantını konuşmaktadır.

Türkmenler

Üçüncü en büyük etnik grup ise Türkçe konuşan Suriye Türkmenleridir. Toplam nüfusları hakkında güvenilir tahminler bulunmamakla birlikte, tahminler birkaç yüz bin ile 3,5 milyon arasında değişmektedir.

Süryaniler

Dördüncü en büyük etnik grup Süryanilerdir (%3-4).. Yerli Süryaniler ve Batı Aramice konuşanların sayısı yaklaşık 400.000 kişidir; Batı Aramice konuşanlar çoğunlukla Malule, Jubb'adin ve Bakh'a köylerinde yaşarken, Süryaniler çoğunlukla kuzey ve kuzeydoğuda (Humus, Halep, Kamışlı, Haseke) ikamet etmektedir. Birçoğu (özellikle Süryani grubu) konuşma ve yazı dili olarak birkaç Neo-Arami lehçesini hâlâ korumaktadır.

📚 Kaynak: Bu içerik Vikipedi (Wikipedia)'den alınmıştır. İçerik CC BY-SA lisansı altındadır.
← Tüm Kişiler