Yudum.NET Sohbete Katıl
ya da
Google ile giriş
Misafir olarak gir

Üç Yazıyla Yazılmış Bir Taş: Hiyeroglifin Kilidi Nasıl Açıldı?

1799'da Mısır'da bulunan bir granit parçası, aynı metni üç ayrı yazıyla taşıyordu. Bilinen yazıdan bilinmeyene giden köprü, on dört asırlık sessizliği bozdu.

Üç Yazıyla Yazılmış Bir Taş: Hiyeroglifin Kilidi Nasıl Açıldı?

Mısır hiyeroglifleri, yaklaşık MS 4. yüzyıla kadar kullanıldı. Tapınakların kapanması, yazıyı bilen rahip sınıfının dağılmasıyla birlikte bilgi de aktarılamaz oldu. Sonraki bin dört yüz yıl boyunca duvarlardaki işaretlere bakan herkes bir açıklama uydurdu: kimi onları büyülü semboller, kimi kutsal bilgeliğin resim yazısı sandı. Ortak yanılgı şuydu — herkes işaretlerin kavram taşıdığını varsayıyordu, ses değil.

Taşın bulunuşu

1799 yazında, Mısır'daki Fransız seferi sırasında Reşid (Rosetta) kasabası yakınında bir tahkimat onarımı sırasında koyu renkli, yazılı bir granodiyorit blok bulundu. Blok kırıktı: üst kısmı ve sağ alt köşesi eksikti. Üzerinde üç ayrı yazı bulunuyordu.

En üstte hiyeroglif (tapınak yazısı), ortada demotik (günlük Mısır yazısı), altta ise antik Yunanca. Metin, MÖ 196'da rahiplerin genç kral adına çıkardığı bir kararnameydi: vergi düzenlemeleri, tapınaklara yapılan bağışlar ve kralın onurlandırılmasına dair kararlar.

Yunanca okunabiliyordu. Elde, aynı içeriğin bilinen bir dildeki karşılığı vardı — bu, bir sözlük değil ama sözlüğe giden ilk sağlam köprüydü.

Neden hemen çözülmedi?

Çünkü üç metin birebir çeviri değildi; uzunlukları farklıydı, kimi ifadeler yalnız bir yazıda geçiyordu. Üstelik hiyeroglif bölümünün büyük kısmı kırıkta kaybolmuştu. En büyük engel ise zihinsel bir varsayımdı: işaretlerin ses değeri taşıyabileceği fikri uzun süre ciddiye alınmadı.

İlk ilerlemeyi kral adları sağladı. Hiyeroglifte kral adları bir çerçeve (kartuş) içine alınırdı. Yunanca metinde geçen adların hiyeroglif karşılıkları bu çerçevelerde aranabilirdi. Eğer bir ad yazılıyorsa, işaretler hece ya da ses göstermeliydi.

Champollion'un adımı

1810'lardan itibaren İngiliz ve Fransız araştırmacılar kartuşlardaki işaretleri seslerle eşlemeye başladı. Belirleyici adım 1822'de geldi: Jean-François Champollion, Kıpti dilini iyi bilmesinin de yardımıyla, hiyeroglifin karma bir sistem olduğunu gösterdi. Aynı metinde bazı işaretler ses (harf ya da hece), bazıları kavram, bazıları da okunmayan ama anlamı sınıflandıran belirleyiciler olarak kullanılıyordu.

Bu, kilidi açan cümledir. Bir işaretin ne olduğunu, tek başına değil, cümledeki işlevine bakarak anlarsınız.

Sonuç: bir uygarlık konuşmaya başladı

Rosetta Taşı'nın kendi içeriği sıradandır; önemi başka her şeyi okunur kılmasıdır. Çözümün ardından Mısır'daki on binlerce yazıt, papirüs, mezar duvarı ve ostrakon (yazılı çanak parçası) anlaşılır hâle geldi.

Ortaya çıkan tablo, "gizemli krallar ve tanrılar" klişesinden çok uzaktı: işçi listeleri, ücret kayıtları, mahkeme tutanakları, ilaç tarifleri, evlilik sözleşmeleri, komşu şikâyetleri, hatta işe gelmeyen işçilerin devamsızlık nedenleri ("annesi hasta", "bira yaptı"). Yazı çözülünce Mısır bir efsane olmaktan çıkıp gündelik hayatıyla görünür oldu.

Taş bugün nerede?

Fransız ordusunun teslim olmasının ardından imzalanan anlaşmalarla taş İngiltere'ye götürüldü ve 1802'den beri Londra'daki British Museum'da sergileniyor. Müzenin en çok ziyaret edilen eserlerinden biri. Mısır'ın iade talepleri zaman zaman gündeme geliyor ve müzelerdeki sömürge dönemi eserleri tartışması sürüyor.

Kalıcı ders

Bir dil, onu konuşan son kişiyle birlikte kaybolur; yazı da onu okuyabilen son kişiyle. Rosetta Taşı'nın verdiği şans, birinin aynı metni bir gün hâlâ okunabilecek başka bir dilde de yazmış olmasıydı. Bugün dijital biçimlerin ne kadar dayanacağını tartışırken akla gelen ilk örnek hâlâ bu granit blok.

Bu bilgi işine yaradı mı?
Paylaş

Benzer içerikler