Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Bağdaş kurmuş bıyıklı bir şeytan: 1899'da kötülük fikrinin görsel tarihi

1899'da Chicago'da basılan bir kitap, Mısır'dan Japonya'ya şeytan tasvirlerini yan yana dizip kötülük fikrinin tarihini çıkarmaya çalıştı. Paul Carus'un o kitabı Türkçede hâlâ yok.

Bağdaş kurmuş bıyıklı bir şeytan: 1899'da kötülük fikrinin görsel tarihi
Kültür 7 Ekim 2026 6 dk okuma 5 okunma

Bağdaş kurmuş, göbekli bir figür. En üstte boynuzlu, sakallı bir yüz; iki yanında at başına benzeyen iki hayvan kafası; onların altında, gövdenin hemen üstünde patlak gözlü, iri bıyıklı ikinci bir surat. Figür kimseye bir şey yapmıyor, kimseyi kovalamıyor; sağ elini göğsüne koymuş, poz vermiş gibi duruyor.

Bu çizgi gravür, 1899'da Chicago'da basılan 496 sayfalık bir kitabın 442. sayfasında duruyor ve altındaki künye iki kelime: Turkish Devil. Kitabın yazarı Paul Carus resmi kendisi bulmamış; Fransız arkeolog ve sanat tarihçisi Adolphe Napoléon Didron'un Christian Iconography adlı eserinin ikinci cildinden, 122. sayfadan almış. Carus'un dipnotuna göre özgün minyatür, Napolyon'un Kahire'de eline geçen ve Paris'teki ulusal kütüphaneye verdiği bir Türkçe yazmadan geliyor. Dipnot resmin renklerini de tarif ediyor: eti zeytin yeşili, gözleri yeşil, göz bebekleri kırmızı, dili kırmızı; belinde yeşil bir kuşak, üstünde maviyle astarlanmış soluk mor şalvar, kolunda ve boynunda altın halkalar. Okur bunların hiçbirini göremez, çünkü sayfadaki baskı siyah beyazdır.

Kitabın adı The History of the Devil and the Idea of Evil — "Şeytanın ve Kötülük Fikrinin Tarihi". İlginç tarafı, şeytanın ne olduğuna dair bir hüküm vermemesi. Carus 18 bölüm boyunca Mısır'dan Akad'a, İran'dan Hindistan'a, Budist Asya'dan Kuzey Avrupa'ya kadar kötülüğün hangi surete büründüğünü sıraya diziyor ve bunu büyük ölçüde metinle değil resimle yapıyor. Kitabın başındaki resim listesi tek başına bir düzine sayfa sürüyor; Public Domain Review'ün sayımıyla üç yüzden fazla gravür var.

Bu bir inanç tartışması değil. 19. yüzyılın son on yılında yeni yeni kurulmakta olan karşılaştırmalı din tarihinin erken ve iddialı bir örneği: bir fikrin kültürden kültüre taşınırken kılık değiştirmesinin kaydı.

Kitabı yazan adam

Paul Carus 1852'de Almanya'nın Ilsenburg kasabasında doğdu, 1876'da Tübingen'de doktorasını aldı. Encyclopedia of Philosophy'deki biyografisine göre risalelerinde dile getirdiği dinî görüşler yüzünden Almanya'da sıkıştırılınca önce İngiltere'ye, sonra Amerika'ya gitti. Illinois eyaletinin La Salle kasabasında sanayici Edward C. Hegeler onun yazdıklarını fark etti ve kendi çıkardığı The Open Court dergisinin başına geçirdi. Carus daha sonra Hegeler'in kızı Mary ile evlendi, Open Court Publishing'in yayın yönetmeni oldu ve ikinci dergi The Monist'i de yönetti. Aynı kaynağa göre Carus'un yayınevi, Ernst Mach'ın Mekaniğin Bilimi gibi klasikleri de İngilizce okura o yıllarda kazandırdı.

Carus'un derdi tek cümleyle özetlenebilir: bilimle dini uzlaştırmak. Kendi felsefesine monizm diyordu — yani maddeyle ruhu, Tanrı'yla dünyayı iki ayrı töz saymayı reddediyordu. 1893'te Chicago'da toplanan Dünya Dinler Parlamentosu'nun ardından Budizmle yakından ilgilendi ve Japon düşünür D. T. Suzuki'nin Amerika'daki çeviri çalışmalarına yayınevinde kapı açtı.

Bu ilgi kitapta da görünür. Budizm bölümü kitabın en uzun bölümlerinden biri ve Carus oraya kendi evinden bir nesne koyuyor. 132. sayfadaki gravürün künyesi şöyle: "yazarın kendi koleksiyonundaki bir ahşap oymadan". Resimde Buda'nın adını tekrarlayıp duran bir şeytan var; elinde bağış listesi, yanında listeyi ve tası taşıyan küçük bir yardımcı. Carus figürün ne anlattığını da yazıyor: açgözlülük ve ikiyüzlülük.

Korku, tapınmadan önce gelir

Kitabın ilk büyük iddiası ikinci bölümde ve Carus bunu hiç dolandırmadan yazıyor: şeytana tapınma, dinin evriminde ilk aşamadır; çünkü biz kötüden korkarız, iyiden değil. Ona göre korku, tapınmanın ilk itici gücüdür ve bu yüzden hemen her inancın en eski katmanında iyi bir tanrı değil, güçlü ve kötü bir figür durur.

Tezin dayanağı dönemin antropoloji okumaları: Theodor Waitz, John Lubbock ve "animizm" terimini yerleştiren Edward B. Tylor. Aynı bölümde Carus, Herbert Spencer'a da itiraz ediyor. Spencer dini "Bilinemez olan"a dayandırıyordu; Carus bilinmeyenin değil korkulanın tapınma doğurduğunu söylüyor ve bir Alman atasözüyle karşılık veriyor: bilmediğim şey beni ısıtmaz.

Aynı sayfaya dizilmiş şeytanlar

Kitabın yöntemi son bölümde en görünür hale geliyor. 440 ile 442. sayfalar arasında Carus dört gravürü peş peşe koyuyor: bir Mısır şeytanı; Poitiers Missali'nden, cehennemin ağzına zincirlenmiş bir Şeytan; bir İran şeytanı; ve o Türk şeytanı. Dördü de aynı yerden, Didron'un derlemesinden geliyor. Söylemek istediği şey resimlerin kendisinde: figür kostüm değiştiriyor, işlev yerinde kalıyor.

Didron'un derlemesinde Mısır şeytanı diye geçen gravür; Carus bunu kitabının 440. sayfasına koydu.
Didron'un derlemesinde Mısır şeytanı diye geçen gravür; Carus bunu kitabının 440. sayfasına koydu. — Adolphe Napoléon Didron, Public domain (Wikimedia Commons)
Aynı derlemedeki İran şeytanı: boynuzlu, ayak ve el parmaklarında pençeler, kollarında ve boynunda halkalar.
Aynı derlemedeki İran şeytanı: boynuzlu, ayak ve el parmaklarında pençeler, kollarında ve boynunda halkalar. — Adolphe Napoléon Didron, Public domain (Wikimedia Commons)

Burada kitabın en zayıf tarafı da ortaya çıkıyor. Carus gravürlerin neredeyse tamamını özgün eserlerden değil, kendisinden önceki Avrupalı derlemecilerden alıyor: Didron, François Lenormant, Bernard Picart, Charles Coleman, W. J. Wilkins, Emil Schlagintweit, Albert Grünwedel, George Smith. Yani elimizdeki şey nesnelerin kendisi değil, nesnelerin 19. yüzyıl Avrupa'sında çıkarılmış kopyalarının kopyası. Türk şeytanının yazmaya dair künyesi de Didron'un verdiği bilgidir; Carus onu olduğu gibi aktarıyor, bu yazı hazırlanırken bağımsız olarak doğrulanamadı.

Kötülük bir varlık mı, bir direnç mi

Carus'un asıl sorusu son bölümün adında: iyi ile kötünün felsefi problemi. Cevabı iki adımlı.

Birinci adım: ikilik, yani düalizm, insan düşüncesinde zorunlu bir evredir ama son durak değildir. Kitabın daha ilk sayfalarında şöyle kuruyor: tek tanrıcılık ile tek şeytancılık aynı anda ve aynı birleştirme eğiliminden doğdu, birlikte bir düalizm meydana getirdiler, düşünce olgunlaştıkça bu da aşılacak. Carus'a göre kişi olarak tasarlanan Tanrı bir benzetmeden ibarettir; geleceğin Tanrısı kişisel değil, kişi-üstü olacaktır.

İkinci adım daha ilginç, çünkü birincisini kısmen kesiyor. Carus kötülüğün "sadece bir yokluk" olduğunu kabul etmiyor. Son bölümde kötülüğü mekanikten ödünç aldığı bir terimle tanımlıyor: direnç. Yüksek bir hayatın evrimi ancak büyük zorlanmayla mümkündür, diyor; aşılması gereken zorluklara mekaniğin dilinde "direnç gücü" denir ve bu güç evrenin kuruluşunda zorunlu, hatta yararlı bir unsurdur. Direnç olmasaydı evrim de ilerleme de ideal de olmazdı. Cümleyi şöyle bağlıyor: iyi, ancak kötü olduğu için iyidir.

Yani Carus'un tezi "şeytan yoktur" değil. Tezi şu: kişi olarak şeytan, insan düşüncesinin aşacağı bir evredir; ama o kişinin adını taşıdığı şey — acı, eksiklik, direnç — gerçektir ve gereklidir. Carus bu bölümde ciddiyetini de bozuyor: hayattan hicvi, şakayı ve diğer "şeytanlıkları" çıkarırsak hayat en güzel kokulu tadını kaybeder, diyor; yalnız erdemlerden kurulu bir insan ise dünyanın en katlanılmaz sıkıcısı olurdu. Kitap, şeytanın varlığının bile Tanrı'nın varlığıyla dolu olduğunu söyleyen bir cümleyle bitiyor.

Kitabın dönemsel sınırları

Carus'un çerçevesi yazıldığı yıllara ait ve bugün artık kullanılmıyor. Tylor'dan devraldığı basamaklı şema — vahşi, yarı medeni, medeni — kitabın her yerinde. Carus animizmi "vahşinin animizmi" diye anıyor ve onu "yarı medeni dönemin daha gelişmiş insanı" için bir hata sayıyor. Kültürleri tek bir merdivene dizen bu bakış, 20. yüzyıl antropolojisinin terk ettiği şeyin ta kendisidir. Kitabı bugün okumanın yolu da buradan geçiyor: veriye, yani resimlere ve kaynak künyelerine bakıp, onları sıraya dizen merdiveni bir kenara koymak.

Aynı şema kitabın bir başka iddiasını da taşıyor. Carus, cadılık inancının terk edilmesini bir ilerleme eşiği sayar: cadılık mümkün değilse mucize yapan bir Tanrı da düşünülemez, bu vazgeçiş "daha soylu bir dinî inancın" önünü açtı ve Tanrı'yı doğa yasalarının kırılmasında değil evrenin düzeninde aramaya başladı. Bu bir olgu tespiti değil, Carus'un kendi programı; kitabı okurken ikisini ayırmak gerekiyor.

Türkçede nerede duruyor

Türkçe okur bu alanı başka bir isimden tanıyor: Jeffrey Burton Russell'ın dört ciltlik Kötülüğün Tarihi dizisi çevrildi ve hâlâ satılıyor. Carus'un 1899 tarihli kitabının ise Türkçe bir baskısına rastlanmıyor. Oysa hem metin hem gravürlerin tamamı kamu malı: kitap İnternet Arşivi'nde, California Üniversitesi kütüphanelerinin taramasıyla, sayfa sayfa serbestçe okunabiliyor.

Carus kitabı yazarken şeytanın bir olgu olmaktan çıkıp bir simgeye dönüşmekte olduğunu düşünüyordu. Bu konuda kısmen haklı çıktı; figür gerçeklik iddiasını büyük ölçüde bıraktı. Ama simge, onun beklediğinden çok daha dayanıklı çıktı — boynuz, pençe ve kuyruk hâlâ dolaşımda, üstelik artık yazmalarda değil afişlerde ve ekranlarda. Belki de asıl soru Carus'un sorduğu değil: bir fikir gerçeklik iddiasını kaybettiğinde, resimleri neden hayatta kalıyor?

Fotoğraf: Adolphe Napoléon Didron, Public domain, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.