Baba Yaga neden süpürgeye değil havana biner? Cevap köy evinin eşyalarında
Slav masallarının cadısı Baba Yaga süpürgesini binek değil iz silgisi olarak kullanır, kendisi havanla uçar. Arşiv kayıtları bu tercihin köy ritüellerine ve önce tokmağa dayandığını gösteriyor.
Gece çökmüş, Vasilisa ormanın ortasındaki kulübenin önünde titriyor. Önce ağaçlar çatırdıyor, kuru yapraklar eziliyor; sonra ev sahibesi görünüyor. Aleksandr Afanasyev'in derlediği "Güzel Vasilisa" masalında Baba Yaga'nın gelişi tek bir kalıp cümleyle anlatılır: havanın içinde gelir, tokmakla sürer, süpürgeyle izini siler. Ertesi sabah avluya çıkıp ıslık çalar, havan, tokmak ve süpürge önünde belirir; havana oturur ve yine aynı biçimde yola koyulur.
Batı Avrupa'nın cadısı süpürgesine ata biner gibi biner. Slav masallarının en tanınmış cadısının da süpürgesi var, ama üstüne oturmuyor; onu arkasını temizlemek için kullanıyor, kendisi ise tahıl dövülen bir havanın içinde yolculuk ediyor. Bu tuhaf tercihin nereden geldiği sorusu masalın süsünden fazlasını anlatıyor: halkın hayal gücü uçan cadıları hangi eşyalardan, hangi gerçek görüntülerden kurmuştu?
Mental Floss'ta yayımlanan kısa bir yazı soruya iki cevap veriyor: bazı anlatımlara göre Baba Yaga kurbanlarını havanda ezer ve aynı aleti taşıt olarak da kullanır; görüntü ise asıl 19. ve 20. yüzyıl ressamlarıyla, özellikle İvan Bilibin'in 1900 tarihli resimleriyle yerleşmiştir. Rus folklor araştırmacılarının arşiv taramaları daha karmaşık ve daha ilginç bir tablo çiziyor.
Havan, tokmak ve süpürge: üç eşyanın Rusçası
Masaldaki üç eşyanın Rusça adları stupa, pest ve pomelo. Rusça sözlük tanımına göre stupa, tahtadan, taştan ya da metalden yapılmış, içinde bir şeyin tokmakla dövüldüğü ağır bir kap. Yani mutfak tezgâhındaki küçük havandan çok, Türk Dil Kurumu sözlüğünün "taştan veya ağaçtan yapılmış büyük havan" diye tarif ettiği dibeğe yakın bir eşya. Pest bu kabın tokmağı. Pomelo ise ucuna bez sarılmış bir sopa, kaba bir süpürge.
Baba Yaga'nın kendisi yazıya geç girdi. Mental Floss'un aktardığına göre adı ilk kez 1755'te Mihail Lomonosov'un Rusça dilbilgisi kitabında geçiyor; araştırmacılar ise figürün sözlü gelenekte çok daha eski olduğunu düşünüyor. Afanasyev'in halk masalları derlemesi 19. yüzyılın ortasında yayımlandı. Bilibin bu yüzden görüntüyü icat etmedi, onlarca yıldır basılı duran kalıbı resme döktü.
Süpürge vardı, ama binek değildi
Sorunun en derli toplu cevabını Rus folklor araştırmacısı Andrey Toporkov, 1989'da Russkaya Reç (Rus Dili) dergisinde yayımlanan "Baba Yaga'nın havanı nereden?" başlıklı yazısında veriyor. Toporkov'un ilk tespiti, havanın Baba Yaga'ya özgü olmadığı. 19. yüzyılın etnografya kayıtlarında Doğu Slav cadıları da havanla uçuyor. Toporkov'un 1839 tarihli bir Poltava kaydından aktardığına göre Ukraynalı köylüler, hastalanıp ata binemeyen cadının rahat yolculuk için bir darı havanına oturduğunu ve önüne iki yarasa ya da vampir koştuğunu anlatıyordu. Orel yöresinden bir kayıtta da cadıların vazgeçilmez eşyaları sayılırken havan, tokmak ve süpürge yan yana geçiyor; cadılar süpürgeyle, fırın çatalıyla ya da havanla uçup geliyor, ellerinde de tokmak oluyor.
Yani Slav köylüsünün hayal gücünde süpürge ile havan rakip değil, aynı alet takımının parçaları. Toporkov'un deyişiyle cadılar uçmak için genellikle köy evinin en sıradan eşyalarını kullanır: süpürge, ocak demiri, ekmek küreği. Vladimir yöresinden 1914'te yayımlanan bir derlemede Baba Yaga'nın havanla gittiği, tokmakla sürdüğü, önündeki yolu da süpürgeyle süpürdüğü anlatılıyor. Aynı derlemedeki başka bir anlatımda ise daha hızlı gitmek için süpürgeyle kendi arkasını kamçılıyor.
Cadı sanılan kadınlar, gerçek ritüeller
Toporkov'a göre bu eşyaların öne çıkması tesadüf değil, çünkü köy hayatında bunlar yalnız temizlik ya da yemek için kullanılmıyordu. Pek çok eski ayinde kadınlar tam da cadılar gibi davranıyordu: süpürgeye ya da ocak demirine biniyor, soyunuyor, saçlarını çözüyordu. Toporkov, 19. yüzyıl ortasında Kaluga yöresinde kaydedilen bir sahneyi örnek veriyor. Köyde hayvan ölümleri başlayınca kadınlar alacakaranlıkta çıplak ve saçları çözük toplanıyor; önde süpürgeye binmiş bir dul, arkasında sabanı yöneten hamile bir kadınla köyün çevresine karık açıyor, fırın çatalları ve tavalarla gürültü çıkararak dans ediyorlardı. Toporkov'a göre yoldan geçen birinin bu manzarayı cadı toplantısı sanması işten bile değildi; uçan cadının taşıtı da bu yüzden uydurma değil, gerçek izlenimlere dayanıyordu.
Havan ve tokmak da bu ritüel dünyanın parçasıydı. Toporkov'un derlediği inanışlara göre hastalık havanda "dövülerek" yok edilebilir, hasta bir hayvan da aynı yolla sağlığına kavuşturulabilirdi. Toporkov, 1980'de Belarus'un Gomel bölgesindeki Rudnya köyünde dinlediği bir anlatıyı da aktarıyor: eskiden yaz ortasındaki İvan Kupala gecesi, ineklerin sütünü çalan cadıya sancı versin diye süt süzgeci kaynatılır, döküm tencereyi karıştıran kız da bu sırada bir havanın içinde otururmuş.
Önce tokmak geldi
Toporkov'un asıl iddiası sorunun yönünü değiştiriyor: ona göre Baba Yaga'nın tercihini belirleyen havan değil, tokmak. Çünkü tokmak bir taşıt olduğu kadar vurmaya da yarayan bir alet. Kuzey Rusya'nın Olonets yöresinden derlenen bir masalda Baba Yaga havanıyla yaşlı bir adamın yanına gelip ona söyleniyor, sonra tokmakla vurup yere seriyor; aynı derlemede tokmağın darbesiyle kahramanın taşa döndüğü de anlatılıyor. Brest bölgesinden bir Belarus masalında ise Baba Yaga'nın eline düşen çocuk onun demir tokmağını ele geçiriyor ve cadıyı o tokmakla öldürüyor.
Tokmak başka figürlerin de elinde. Grodno yöresindeki Belaruslara göre Baba Yaga bütün cadıların başıydı ve ayakları yerine demir tokmaklar vardı; ormanda yürürken ağaçları kırarak kendine yol açıyordu. Pinsk yöresindeki inanışta su perilerinin, Rusça adıyla rusalkaların, vazgeçilmez eşyası tokmaktı. Mogilev'de çocuklar tarlalarda ve bostanlarda dolaşan Demir Kadın'la korkutulurdu: anlatıya göre bu kısa boylu, demir memeli yaşlı kadın oraya yalnız giren çocuğu demir çengeliyle yakalar, demir havanına atar, döver ve yerdi. Bunu kayda geçiren derlemeci E. R. Romanov, Demir Kadın'a inancın çocuklarda bilinen bir cadı masalıyla canlı tutulduğunu not etmiş; Toporkov'a göre bu, cadının ya da Baba Yaga'nın rol aldığı masalın ta kendisi.
Mental Floss'un "kurbanlarını havanda ezer" açıklaması en çok bu Mogilev kaydıyla örtüşüyor; ama oradaki figür Baba Yaga'nın kendisi değil, ona akraba bir umacı. Toporkov'un vardığı sonuç da başka. Tokmak, kadınların ve kadın mitolojik figürlerinin elinin altındaki ev aleti olduğu için kavgada ilk kapılan şeydi; iki ucu sivri, ortasından tutulan büyük tokmaklar da gerçekten tehlikeliydi. Toporkov bu yüzden önce tokmağın cadının ve Baba Yaga'nın eline geçtiğini, havana ise sonradan bindiklerini düşünüyor.
Bu görüntünün basılı izleri de var. Toporkov'un, 19. yüzyıl koleksiyoncusu Dmitri Rovinski'nin halk resimleri kataloğundan aktardığına göre 18. yüzyıl ortasında Moskova'da "Baba Yaga timsahla dövüşüyor" adlı bir halk baskısı, Rusça adıyla lubok, satın alınabiliyordu. Resimde Baba Yaga bir domuzun sırtında oturuyor, bir elinde dizgin, öbüründe tokmak tutuyor. Havan ortada yok.

Bilibin'in fırçası, Musorgski'nin piyanosu
Bugün tanıdığımız görüntüyü sabitleyen, Mental Floss'un da altını çizdiği gibi, Bilibin'in 1900 tarihli "Güzel Vasilisa" resimleri oldu. Bilibin'in kırmızı şapkalı mantarlarla dolu orman zemininde çizdiği Baba Yaga masaldaki kalıba sadık: uzun bir tahta havanın içinde, elinde tokmak, beyaz saçları rüzgârda, süpürgesi arkasında.
Müzikteki karşılığı daha eski. Modest Musorgski 1874'te bestelediği Bir Sergiden Tablolar adlı piyano dizisini, bir yıl önce genç yaşta ölen dostu, mimar ve ressam Viktor Hartmann'ın anısına açılan sergiden esinlenerek yazdı. Japonya Piyano Öğretmenleri Derneği'nin (PTNA) müzik ansiklopedisindeki açıklamaya göre "Tavuk Ayaklı Kulübe" bölümüne ilham verdiği düşünülen Hartmann çizimi, tavuk ayakları üstünde duran bir cadı kulübesi biçiminde bir saat tasarımıydı; Musorgski buna havanla yolculuk eden Baba Yaga'yı ekledi.
Müzik tarihçisi Marina Frolova-Walker, Londra'daki Gresham College'da 2020'de verdiği konferansta bölümün evden çok Baba Yaga'nın uçuşunu anlattığını söylüyor: dev bir havana binmiş, havada tokmakla yön veren bir cadı. Frolova-Walker, eleştirmen Vladimir Stasov'un anılarından bir ayrıntı da aktarıyor: Hartmann bir kostüm balosuna kırmızı örgüleri arkasında uçuşan bir Baba Yaga kılığında katılmıştı. Frolova-Walker'a göre Musorgski bu hikâyeyle Hartmann'ı Baba Yaga'nın yardımına layık kahramanlardan biri yapıyor; cadı onu yeraltı mezarlarının derinliğinden alıp çan sesleriyle dolu son bölüme taşıyor.
Danimarka'daki Louisiana Modern Sanat Müzesi'nin Louisiana Music Videos kanalında yayımladığı kayıtta piyanist Andreas Haefliger bu bölümü çalıyor:
Aynı cadının iki yüzü
Andreas Johns'un 2004'te Peter Lang yayınevinden çıkan Baba Yaga: Rus Halk Masalının Çift Anlamlı Annesi ve Cadısı kitabının tanıtımı, figürü aynı üçlüyle tarif ediyor: tavuk ayakları üstünde duran ve yürüyen bir kulübede yaşar, havan ve tokmakla yolculuk eder, izlerini süpürgeyle siler. Yayınevinin "Baba Yaga üzerine şimdiye dek yayımlanmış en kapsamlı çalışma" diye tanıttığı kitap, Baba Yaga'nın kimi masalda zarar veren, kimisinde yardım eden, yani özünde iki yönlü bir figür olduğunu vurguluyor.
Çevirmen Sibelan Forrester ise 2013'te Mississippi Üniversitesi Yayınları'ndan çıkan Baba Yaga masalları derlemesinin girişinde dikkati eşyaların kime ait olduğuna çekiyor. Sara Waldron'ın Kanada'daki St. Francis Xavier Üniversitesi arşivinde yer alan tezinde aktardığına göre Forrester, havan ve tokmağın kadının alet takımının temel parçaları olduğunu, otları yemek ya da ilaç için hazırlamakta, tahılı lapa ya da ekmek için kırmakta kullanıldığını hatırlatıyor. Waldron buradan yola çıkarak Baba Yaga'nın kadını eve bağlayan ev işi aletlerini birer taşıta çevirdiğini yazıyor.
Batı'nın süpürgesi de evden çıktı
Batı Avrupa'daki süpürgeli cadının hikâyesi de benzer bir mantık taşıyor. Iowa State Üniversitesi'nden tarihçi Michael D. Bailey'nin The Conversation'da yazdığına göre din bilginleri, engizisyoncular ve sivil yetkililer cadıların uçuşunu ilk kez 1400'lerin başında yazıya geçirdi. Uçan cadıların bilinen en eski resmi, Fransız şair Martin Le Franc'ın Le Champion des Dames (Kadınların Savunucusu) adlı uzun şiirinin 1451 tarihli bir el yazması kopyasında yer alıyor.
Bailey'nin dikkat çektiği nokta şu: sopa ve süpürge sıradan ev işlerinin aletleriydi. Yani Batı'da da cadıya verilen taşıt evden ve avludan geliyor. Bailey ayrıca Le Franc dahil o dönemde cadılık üzerine yazanların çoğunun cadıların gerçekten uçtuğundan kuşku duyduğunu ekliyor.
İki gelenek arasındaki fark bu yüzden "süpürge mi, havan mı" sorusundan çok, hangi ev aletinin öne çıktığı sorusu. Batı'nın resim geleneği süpürgeyi binek yaptı. Doğu Slav anlatıları ise süpürgeyi, ocak demirini, havanı ve tokmağı bir arada tuttu; masalın en ünlü cadısı da dibeğe benzeyen ağır bir kabın içine yerleşti.
Türk masallarında Baba Yaga'nın yerini kim tutuyor?
Baba Yaga Türkçede yabancı bir isim değil; Türk akademisi de son yıllarda figürle ilgileniyor. Duygu Özakın 2022'de Motif Akademi Halkbilimi Dergisi'nde Baba Yaga'yı anne arketipi bağlamında inceledi. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nin açık arşivindeki 2023 tarihli bir makale de figürün iki yönlülüğünü Propp'un sınıflandırmasıyla ele alıyor.
Karşılaştırmaya en yakın duran çalışma Milli Folklor dergisinin 2025 tarihli 145. sayısında. Zherdieva ve Dalkılıç, Rus folklorcu Vladimir Propp'un masalların erginlenme törenlerinden, yani gençlerin yetişkinliğe geçiş ritüellerinden türediği tezinden yola çıkıyor. Makalenin İngilizce özetine göre Propp'un okumasında masal kahramanının gittiği büyülü dünya ölüler diyarı, orman iki dünya arasındaki sınır, Baba Yaga da öteki dünyanın bekçisi; Türk masallarında bu rolü dev anası üstleniyor. Yazarlar iki figürün aynı karakter olmadığını, benzer işlevler taşıdığını vurguluyor.
Bu benzerlik havanı açıklamıyor. Bu yazı için taradığımız kaynaklarda Anadolu masallarındaki dev anasının ya da Albastı gibi figürlerin bir ev aletine binip uçtuğuna dair bir kayda rastlamadık. Benzerlik taşıtta değil, masaldaki görevde.
Kesin cevap neden yok?
Toporkov'un "önce tokmak" tezi geniş bir arşiv birikimine dayanıyor, ama bir kronoloji değil, bir çıkarım. Sözlü gelenek yazıya ancak 18. ve 19. yüzyılda geçtiği için havanın Baba Yaga anlatısına tam olarak ne zaman girdiğini gösteren bir belge yok. Toporkov'un örnekleri de Rusya, Ukrayna ve Belarus'un farklı köylerinden derlenmiş dağınık kayıtlar; yöreden yöreye değişen bir figür için tek bir kök aramak yanıltıcı olabilir. Johns'un kitabının adındaki "çift anlamlı" sözcüğü bu açıdan yalnız Baba Yaga'nın karakterine değil, kökenine de uyuyor.
Bir dahaki sefere Baba Yaga'yı süpürgeyle çizen birini görürseniz yanılmış sayılmaz: süpürge Afanasyev'in masalında da orada, Bilibin'in resminde de. Yalnız görevi farklı. Cadı havanla uçuyor, süpürge de arkasından geçtiği yolu siliyor.
Fotoğraf: Ivan Bilibin, Public domain, Wikimedia Commons