Roma'da en ucuz daire en üst kattaydı: insulalar ve antik kiracının zor hayatı
Antik Roma'da halkın çoğu insula denen çok katlı kira binalarında yaşadı. Merdiven çıktıkça kira düşüyor, tehlike artıyordu. Juvenalis'ten Ostia kalıntılarına antik kiracının hayatı.
Bugün bir apartmanda en pahalı daire çoğunlukla en üst kattakidir: manzara, ışık, sessizlik. İki bin yıl önce Roma'da durum tam tersiydi. Merdiveni ne kadar çok çıkarsanız kiranız o kadar düşer, ama binadan sağ çıkma şansınız da o kadar azalırdı. Şair Juvenalis, MS 2. yüzyılın başında yazdığı üçüncü hicivde bunu acı bir şakayla özetler: alevler aşağıda başladığında en son yanacak kişi, kendisini yağmurdan yalnızca kiremitlerin koruduğu, güvercinlerin yumurtladığı çatı katındaki kiracıdır.
Romalıların insula dediği bu çok katlı kira binaları, kentte yaşayan sıradan insanların asıl yuvasıydı. Latincede "ada" anlamına gelen sözcük, sokaklarla çevrili bir bloğu ve o bloğu dolduran binayı anlatır. Kentin 4. yüzyıla ait bölge kataloglarında 42 ila 46 bin arasında insula sayılırken, tek ailenin oturduğu avlulu konak (domus) sayısı 1.790 civarındadır. Yani Roma, mermer tapınakların ve villaların kenti olarak hatırlansa da, halkının büyük bölümü kiracıydı.
İnsulaların hikâyesi bu yüzden yalnızca bir mimari tarih değil. Sınırlı arsa, durmadan gelen göç, kiradan gelir bekleyen ev sahipleri, ucuz malzeme ve geç gelen kurallar: Bugünün büyük kentlerinde konut üzerine konuşulan pek çok şey, Roma'da ilk kez bu ölçekte yaşandı.
Arsa dar, nüfus kalabalık: çözüm yukarı çıkmak
Neden yukarı? Bu soruya en açık cevabı, MÖ 1. yüzyılda yaşamış mimar Vitruvius verir. Mimarlık Üzerine On Kitap'ın ikinci kitabında, kamu yasalarının sokağa bakan duvarların bir buçuk ayaktan kalın yapılmasını yasakladığını anlatır. Bu kadar ince duvarla tek katlı geniş evler kurarak bu kalabalığı barındırmak mümkün değildi. Vitruvius'a göre zemin bu kadar insanı alamayınca, planda bulunamayan alanı yükseklikte aramak zorunlu hâle gelmişti.
Binaların zemin katı genellikle sokağa açılan dükkânlara (tabernae) ayrılırdı. Fırıncı, demirci, meyhaneci aşağıda çalışır; üst katlara dar merdivenlerle çıkılırdı. Daire anlamında kullanılan cenaculum sözcüğü, kat kat bölünmüş bu yaşam alanlarının adıydı.
Kira merdivenle ters orantılı
Bir insulada kimin nerede oturduğu, kabaca cüzdanının kalınlığını gösterirdi. Alt katlardaki daireler daha geniş ve daha pahalıydı; birkaç odası, belki pencereleri olan bu dairelerde varlıklı esnaf ya da orta hâlli aileler oturabilirdi. Yukarı çıktıkça odalar küçülür, tavanlar alçalır, kira düşerdi. En üstteki tek göz odalar en yoksulların payına düşerdi.
Bunun nedeni basitti: asansör yoktu. Suyu sokaktaki çeşmeden kova kova taşımak, odunu, yiyeceği, çocuğu her gün beş altı kat yukarı çıkarmak gerekiyordu. Üstelik bir şey ters gittiğinde, aşağı inmek için en uzun yol da en üst kattakilere kalıyordu. Ostia gibi daha iyi korunmuş kentlerdeki büyük insulalarda üst katlarda tuvalet, mutfak hatta borulu su izlerine rastlansa da, Roma'daki sıradan binaların çoğunda bu lüks yoktu.
Juvenalis'in Roma kiralarına dair sitemi de bu tabloyu tamamlar. Şaire göre Roma'da bir yıllığına kiraladığınız karanlık bir delik için ödediğiniz parayla Sora, Fabrateria ya da Frusino gibi taşra kasabalarında güzel bir ev satın alabilirdiniz.
Payandalara yaslanan bir kent
Yüksek, ucuz ve hızlı inşa edilen binaların bir bedeli vardı. Juvenalis aynı hicivde, soğuk Praeneste'de ya da Tibur'da kimsenin binasının çökmesinden korkmadığını, oysa Romalıların büyük bölümü ince payandalarla ayakta tutulan bir kentte yaşadığını yazar. Bina yöneticisi eski çatlağın üstünü kapatır ve kiracılara, yıkılmak üzere olan yapının içinde rahat uyumalarını söyler.
Bu yalnızca şair abartısı değildi. Coğrafyacı Strabon da Augustus'un kenti alevlere ve çöken binalara karşı korumak için önlem almak zorunda kaldığını anlatır. Hatip ve devlet adamı Cicero da bu dertten payını almış bir ev sahibiydi. MÖ 44'te dostu Atticus'a yazdığı bir mektupta, miras yoluyla eline geçen mülkte iki dükkânın çöktüğünü, kalanların da çatladığını, öyle ki yalnız kiracıların değil farelerin bile taşındığını anlatır. Ardından ekler: Başkaları buna felaket diyor, ben rahatsızlık bile saymıyorum. Mektubun devamında yeniden inşanın bu mülkü kârlı hâle getirebileceğini hesapladığı görülür. Kiracı için ev kaybı olan şey, ev sahibi için bir yatırım fırsatıydı.

Roma'nın içinde bu binalardan geriye pek az şey kaldı. Bugün görülebilen en bilinen örnek, Capitolium tepesinin eteğindeki Insula dell'Ara Coeli'dir. MS 2. yüzyıla tarihlenen beş katlı bu yapı, 1929-1933 arasındaki yıkım çalışmaları sırasında açığa çıktı; üst katları yüzyıllar boyunca sonraki binaların içine gömülü kalmıştı.
Kül alan evleri satın alan adam
Binaların sık sık alev alması, bazıları için büyük bir iş fırsatıydı. Plutarkhos, Roma'nın en zengin adamlarından Marcus Licinius Crassus'un yöntemini ayrıntısıyla anlatır: Crassus önce mimar ve inşaatçı olarak çalışan köleler satın aldı, sayıları beş yüzü geçti. Sonra alev alan evleri ve onlara bitişik olanları, panik içindeki sahiplerinden ucuza satın aldı. Plutarkhos'a göre Roma'nın büyük kısmı bu yolla onun eline geçti.
Plutarkhos'un anlatımı Crassus'a pek sempatiyle bakmaz ve "Roma'nın büyük kısmı" ifadesi bir abartı olabilir. Yine de tablo nettir: Tehlikeli binalar sahiplerine zarar değil, çoğu zaman gelir getiriyordu.
Kurallar geç geldi, yavaş işledi
Devletin müdahalesi ancak sorun herkesin gözüne battığında başladı. Aşağıdaki tablo, antik kaynakların aktardığı başlıca düzenlemeleri bir araya getiriyor:
| Dönem | Düzenleme | Kaynak |
|---|---|---|
| MÖ 1. yüzyıl | Kamu yoluna bakan duvarlar en fazla bir buçuk ayak kalınlığında | Vitruvius |
| Sezar dönemi | Kent sokaklarında yük arabalarına gündüz yasağı (inşaat ve çöp arabaları gibi istisnalar dışında) | Herakleia tabletlerindeki yasa metni |
| Augustus (MS 6) | Azatlı kölelerden kurulu, yedi birlikli kent itfaiyesi ve gece bekçileri: vigiles | Strabon; modern tarihçiler |
| Augustus | Kamu sokaklarındaki yeni binalarda yükseklik sınırı: 70 Roma ayağı (yaklaşık 20,7 metre) | Strabon |
| Nero (MS 64 sonrası) | Geniş caddeler, sınırlı yükseklik, ortak duvar yasağı, cephelere revaklar, ateşe dayanıklı taş, herkesin elinde söndürme aracı | Tacitus |
| Traianus | Yükseklik sınırı 60 Roma ayağına (yaklaşık 17,75 metre) indirildi | Geç antik özet tarihler |
Tacitus'un aktardığına göre Nero döneminde MS 64'teki büyük alevlerden sonra kent yeniden kurulurken kurallar ciddi biçimde sıkılaştı: Binalar ahşap kirişsiz, Gabii ya da Alba taşından yapılacak, iki bina ortak duvar paylaşmayacak, her biri kendi duvarıyla çevrilecekti. Tacitus, herkesin işine yarayan bu değişikliklerin bazı Romalılarca yadırgandığını da not eder: Eski dar sokaklar ve yüksek binalar, yazın kavurucu güneşe karşı gölge sağlıyordu.
Vitruvius ise işin malzeme tarafına parmak basar. Hızlı ve ucuz olduğu için yaygın olan dal örgüsü ve çamur sıvalı bölme duvarlar için "keşke hiç icat edilmeselerdi" der; ona göre bu duvarlar alev aldığında adeta meşale gibi yanıyordu.
Gürültü, pencereden düşen kaplar ve uykusuzluk
İnsulada hayat yalnızca tehlikeli değil, yorucuydu da. Gündüz yasağı yüzünden yük arabaları geceleri işliyordu. Juvenalis, Roma'da pek çok hastanın uykusuzluktan öldüğünü, kiralık odaların uykuya izin vermediğini yazar ve meşhur cümlesini ekler: Bu kentte uyumak büyük servet ister. Dar ve kıvrımlı sokaklardan geçen arabaların gürültüsü ve sürücülerin bağrışları geceyi doldururdu.
Sokakta yürümenin de kendi riski vardı. Juvenalis'in anlattığına göre yüksek pencerelerden çatlak, kırık kaplar düşer, kaldırım taşına çarpıp iz bırakırdı. Roma hukuku bu sorunu ciddiye almıştı. Praetor, yani yargı işlerinden sorumlu yüksek memur, "atılan ya da dökülen şeyler" için özel bir hak arama yolu tanımıştı (actio de effusis vel deiectis). Bu yola göre bir binadan sokağa atılan ya da dökülen bir şey birine zarar verirse, kusuru kimin işlediği bilinmese bile o yerde oturan kişi sorumlu tutulurdu. Bugünkü anlamıyla kusursuz sorumluluğun erken bir örneği sayılan bu kural, çok katlı yaşamın doğrudan bir sonucuydu.
Ostia: insulanın daha iyi yüzü

Roma'daki insulaların büyük bölümü yok olup gittiyse, nasıl göründüklerini bugün nereden biliyoruz? Cevabın önemli bir kısmı, Tiber'in denize döküldüğü yerdeki liman kenti Ostia'da yatıyor. Zamanla terk edilen ve üstüne yeni bir kent kurulmayan Ostia'da tuğla cepheli insulaların alt katları, merdivenleri, avluları ve kimi zaman ikinci katları hâlâ ayakta.
En çok ziyaret edilenlerden biri, adını avlusundaki pişmiş toprak Diana kabartmasından alan Caseggiato di Diana'dır. Ostia kazıları üzerine kapsamlı bir kaynak olan Ostia Antica sitesine göre bina genellikle MS 150 civarına tarihleniyor. Sokağa bakan cephesinde dükkânlar dizilir, ilk katın önünü dar bir balkon süsler. Avluda mermer havuzlu büyük bir çeşme, girişin yakınında tonozlu ortak bir tuvalet vardır; sonraki bir dönemde odalardan ikisi Mithras tapınağına dönüştürülmüştür. Bir metreye yaklaşan duvar kalınlığı, binanın epey yüksek olduğunu düşündürüyor.
Ostia'nın bazı insulaları geniş, birkaç odalı, mozaik döşeli daireleriyle varlıklı konutları aratmaz. Ama burada bir uyarı gerekiyor: Ostia'da ayakta kalan binalar, büyük olasılıkla dönemin en sağlam yapılarıdır. En özensiz, en çürük binalar ilk çöken ve iz bırakmadan kaybolanlardı. Arkeoloji, geçmişin en dayanıklı iskeletini korumaya yatkındır; bu yüzden Ostia'ya bakıp Roma'nın sıradan kiracısının yaşamını fazla iyimser hayal etmek kolaydır.
latintutorial kanalının yayımladığı İngilizce video, insulaların yapısını ve içindeki yaşamı kısaca anlatıyor:
Açık kalan soru: Kaç kişi, kaç metrekare?
İnsulalar hakkında bildiklerimizin büyük kısmı, kiracıların kendisinden değil, onlara yukarıdan bakan yazarlardan geliyor: zengin bir hatip, senatör bir tarihçi, kent hayatından yakınan bir şair. Bir odada kaç kişinin yaşadığı, ortalama kiranın bir işçinin gelirinin ne kadarını götürdüğü, binaların ne sıklıkla çöktüğü gibi sorulara kesin cevap vermek hâlâ zor. Kataloglardaki insula sayısının neyi saydığı bile tartışmalı: Tek bir binayı mı, yoksa bir binadaki ayrı kiralık birimleri mi?
Belki de insulaların en kalıcı mirası, bu sorunun kendisidir. Kalabalık bir kentte herkese çatı sağlamak ile o çatının altında güvenle uyumak arasındaki gerilim, Juvenalis'in hicvinden bu yana pek değişmedi. Değişen, en üst kattaki dairenin artık en ucuz değil, çoğu zaman en pahalı daire olması.
Fotoğraf: Dennis G. Jarvis, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons