Hazır çözüm dururken kendi sunucunu yazmak mantıklı mı? Yirmi sekiz yıl sonra hâlâ aynı cevabı veriyorum.
Columns
Pieces on technology, life and culture from our writers.
Mesajın okunduğunu görmek rahatlatıyor mu, yoksa yeni bir sorumluluk mu yüklüyor?
Aynı sokak, farklı şarkı, bambaşka bir şehir. Müzik yürüyüşü neden bu kadar değiştiriyor?
Şehrin bir vardiyası var ve çoğumuz onu hiç görmüyoruz. Altı ile sekiz arasında kim çalışıyor?
Gurbette doğan çocuk Türkçeyi öğreniyor ama başka bir yerden öğreniyor. O aksan neyin izi?
Halı sahada hiçbir yere yazılmayan ama herkesin bildiği kurallar vardır. Onları kim koydu?
Yudum'un hikâyesi bir yazılım hikâyesi değil, bir oda hikâyesi. Neden hâlâ buradayız?
Her gün geçtiğin sokağı en son ne zaman gerçekten gördün? Fotoğraf makinesi insana bakmayı yeniden öğretiyor.
Bazı şeylerin çevirisi yok: çay ısrarı, komşuya giden tabak, "eyvallah". Gurbette en zoru dili değil, kültürü anlatmak.
Yıllardır aynı saatte, aynı sahada buluşan adamların hikâyesi. Skor unutuluyor, o bir saat kalıyor.
Her olaya dakikalar içinde görüş bildirmek zorunda hissediyoruz. Oysa "bilmiyorum" demek, düşünmenin başladığı yer.
Aramak ne zaman kabalık sayılmaya başladı? Sesli mesajın kolaylığıyla, birinin sesini canlı duymanın kıymeti arasında sıkışıp kaldık.
Kapı önü sohbetleri, tuz isteme bahaneleri, mahalle bakkalı... Kaybolduğunu sandığımız komşuluğun aslında nereye taşındığını yazdım.
Üç dakikalık bir melodinin insanı gözyaşına boğması tesadüf değil. Müziğin hafızayla ve duygularla kurduğu gizli bağı yazdım.
On altı milyonluk şehirde insan nasıl yalnız kalır? Şehir yalnızlığı üzerine ve küçük toplulukların iyileştirici gücüne dair bir yazı.