Köşe Yazısı

Galeride Bekleyen Fotoğraflar

Telefonda binlerce fotoğraf birikiyor ama neredeyse hiçbirine bir daha bakmıyoruz. Çekmenin bu kadar kolaylaştığı bir zamanda fotoğrafın değeri nereye gitti?

kereM
Bu yazıyı yazankereM

3 Kasım 20264 dk okuma

Ben Mehmet, aka kereM, Eskişehir'de yaşıyorum, gitar çalmayı ve iyi bir kahve içmeyi severim, buraya yeni insanlarla tanışmak için geldim.

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

Dün telefonumun galerisini açtım ve en başa kadar kaydırmaya karar verdim. Sayaç on iki binin üzerinde bir rakam gösteriyordu. Yarım saat kaydırdım, ancak iki yıl öncesine varabildim. Bu yarım saatte bir şey anladım: bu fotoğrafların çoğunu çektiğim günden beri ilk kez görüyordum.

Fotoğrafa meraklı biri olarak bunu itiraf etmek kolay değil. Fotoğrafın bakılmak için çekildiğine inanırım. Ama galerimde bakılmayı bekleyen binlerce kare var. Çekiyorum, kaydediyorum ve unutuyorum. Galeri bir arşiv değil, bir depo olmuş.

Reklam

Otuz altı pozun disiplini

Babamın eski fotoğraf makinesiyle çektiğim ilk filmi hatırlıyorum. Otuz altı poz. Her kareyi düşünerek çekiyordun çünkü film pahalıydı, banyo pahalıydı ve kaç tanesinin çıkacağını bilmiyordun. Bir tatil, bir düğün, bir bayram bir filme sığardı. Filmi banyoya verir, bir hafta beklerdin.

O fotoğraflar eve geldiğinde bir tören olurdu. Zarf açılır, kareler tek tek elden ele geçer, herkes kendini arardı. Kötü çıkanlara gülünür, iyi çıkanlar albüme girerdi. Bugün o albümler annemin dolabında duruyor ve her bayram biri onları çıkarıyor. Benim on iki bin fotoğrafımı ise kimse çıkarmıyor.

Kolaylığın bedeli

Bugün bir manzaraya bakarken telefonu çıkarmak refleks hâline geldi. Bir kere çekmiyoruz, beş kere çekiyoruz. Birini seçip ötekilerini silmek aklımıza gelmiyor. Telefon zaten yer açmamızı istediğinde hatırlıyoruz fotoğrafları, o da silmek için.

Porsuk kenarında yürürken aynı köprüyü kaç kez çektiğimi saydım. Yüz kırkın üzerinde. Mevsim mevsim, saat saat. Bunların içinde gerçekten iyi olan belki beş tane var. Ötekiler o beş taneyi bulmayı zorlaştırıyor. Bolluk, seçmeyi unutturmuş.

Belgelemek ile hatırlamak

Bir de şunu fark ettim: bazı fotoğrafları bakmak için değil, kaydetmek için çekmişim. Bir otoparkın kat numarası, bir menü, bir faturanın köşesi, bir dükkânın çalışma saatleri. Galeriler artık hafızamızın bir parçası gibi çalışıyor. Ama bu fotoğraflar, gerçekten hatırlamak istediğim anların arasına karışıyor. Bir doğum günü pastasının hemen ardından bir apartmanın zil paneli geliyor.

Daha da ilginci, çektiğim bazı anları hiç hatırlamıyorum. Fotoğraf orada, ben oradaymışım ama aklımda hiçbir iz yok. Belki o an fotoğrafı çekmekle meşguldüm. Telefonun ekranına bakarken, önümdeki şeye bakmayı unutmuşum.

Kendime bir oyun

Bu yüzden kendime küçük bir oyun kurdum. Her ayın sonunda o ay çektiğim fotoğraflardan sadece on tanesini seçiyorum. Bunları ayrı bir albüme koyuyorum. Gerisini silmiyorum, bu henüz yapamadığım bir şey, ama en azından on tanesini ayırıyorum. Seçmek için bütün ayın fotoğraflarına bakmak zorunda kalıyorum. Ve böylece ilk kez gerçekten bakıyorum.

İlk ay bu iş zor geldi. On tane çok az gibiydi. İkinci ay seçerken bir şey değişti: çekerken de seçmeye başladım. Bir manzaraya bakarken "bu ayın on tanesinden biri olur mu?" diye düşündüm. Çoğu zaman olmayacağını anladım ve telefonu cebimde bıraktım. O manzarayı sadece izledim.

Eskişehir'in aynı köşeleri

Seçmeye başlayınca galerimdeki tekrarları daha net gördüm. Odunpazarı'nın aynı sokağı, Adalar'daki aynı gondol, Kentpark'ın aynı yürüyüş yolu. Sanki şehri değil, şehrin kartpostalını çekmişim. Oysa beni asıl şaşırtan fotoğraflar hep o kartpostal karelerinin arasında saklı. Bir otobüs durağında uyuklayan kedi, bir pazar tezgâhında üst üste dizilmiş ayva, bir apartman penceresinde kurumaya bırakılmış biberler.

Bu küçük kareler kimsenin "Eskişehir" diye paylaşacağı fotoğraflar değil. Ama yıllar sonra bu şehri hatırlamak istediğimde aklıma ilk onların geleceğini biliyorum. Fotoğrafçılıkta söylenen bir söz var: en iyi fotoğraf makinesi yanında olandır. Ben buna bir şey eklemek istiyorum: en iyi fotoğraf, bir daha bakılandır.

Yılda bir baskı

Yılın sonunda bu on iki albümden en sevdiğim otuz altı fotoğrafı bastırmayı düşünüyorum. Otuz altı, babamın filmi gibi. Bir zarfın içine koyup bayramda masaya bırakacağım. Kim ne yapar bilmiyorum. Belki kimse bakmaz. Ama belki biri o zarfı açar, kareleri elden ele geçirir ve kendini arar.

Bu fikri bir arkadaşıma anlattığımda güldü, sonra kendi galerisini açtı. Kırk bin fotoğraf. "Hiçbirine bakmıyorum" dedi, "ama silmeye de korkuyorum." Sanırım hepimiz aynı yerdeyiz. Fotoğraflar bizim için artık anı değil, sigorta gibi. Belki bir gün lazım olur diye saklıyoruz, ama o gün hiç gelmiyor.

Galerimi kapattığımda sayaç hâlâ on iki binin üzerindeydi. Hiçbirini silmedim. Ama bu ayın albümünde şimdiden üç fotoğraf var. Biri, kasımın ilk sisinde Porsuk'un üstündeki köprü. Yüz kırk birinci kez çektim, bu kez seçtim.

💬 Bu yazıyı yorumlaNe düşündüğünü yaz, aşağıdaki yorumlara katıl.Yorum yaz →
Yazıyı beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook

✍️ kereM — diğer yazıları

Tümü →

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →