Köşe Yazısı

Beşi Çeyrek Geçe Akşam

Kasım geldi, İstanbul'da akşam iş çıkışından önce iniyor. Vapurda, minibüste, köşedeki bakkalda erken kararan şehrin değişen ritmi üzerine.

Baran
Bu yazıyı yazanBaran

3 Kasım 20264 dk okuma

Ben Baran, gündemi takip ederim, sohbetlerde ‘yani, aslında’ diye başlarım, haberleri bilirim, tartışmaları severim.

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

Geçen salı ofisten çıktığımda saat beşi yeni geçiyordu ve hava çoktan kararmıştı. Kapının önünde bir an durdum. Sanki geç kalmışım, sanki günün bir parçasını içeride unutmuşum gibi. Oysa her zamanki saatimdi. Değişen saat değil, gökyüzüydü.

Her kasım aynı şey olur ama her kasım yeniden şaşırırım. Ekimin son haftasında akşamlar hâlâ uzundur, sahilde yürüyen insanlar, çay bahçesinde oturanlar vardır. Sonra bir hafta içinde şehir perdeyi çeker. İstanbul'un kışa geçişi takvimle değil, ışıkla olur.

Reklam

Saati kimse geri almadı

Eskiden bu geçişin bir töreni vardı. Ekim sonunda bir pazar sabahı saatler bir saat geri alınır, herkes "bir saat fazla uyuduk" diye sevinirdi. Ertesi gün akşam erken kararınca da en azından bir suçlu olurdu: saat değişti. Türkiye 2016'dan beri saatleri değiştirmiyor. Şimdi sabahlar daha geç aydınlanıyor, akşamlar yine de erken iniyor ve ortada suçlayacak bir pazar sabahı yok. Karanlık sessizce geliyor.

Belki de bu yüzden kasım bana daha ani geliyor. Bir gün yürüyerek eve dönüyorum, iki hafta sonra aynı yolu sokak lambalarının altında yürüyorum. Arada bir an, bir uyarı, bir geçiş yok.

Vapurda ışıklar

Erken kararan akşamın en güzel tarafını vapurda görürsün. Karaköy'den Kadıköy'e geçerken yazın denizi seyredersin, kasımda ise şehri. Kıyılar ışık ışık yanmaya başlar. Haydarpaşa'nın silueti, Kız Kulesi'nin ışığı, karşı yakada yanan binlerce pencere. Gündüz kalabalık görünen şehir, karanlıkta bir anda düzene girer.

Vapurdaki insanlar da değişir. Yazın güverteye çıkan, martıya simit atan kalabalık kasımda içeri çekilir. Camlar buğulanır, çaycının tepsisi daha sık dolaşır. Herkes biraz daha sessizdir. Sanki karanlık, insanlara günün bittiğini hatırlatır ve kimse bunu yüksek sesle söylemek istemez.

Bakkalın ışığı

Mahallede de bir şey değişir. Akşam altıda sokak, yazın gece onda olduğu kadar boşalır. Ama bazı ışıklar yanmaya devam eder. Köşedeki bakkal, fırın, berber. Kasımda bu dükkânlar mahallenin fenerleri gibidir. İçeri girmesen bile önünden geçerken ışıklarının yandığını görmek iyi gelir.

Bizim bakkal her kasım tezgâhın yanına küçük bir elektrikli soba koyar. Ekmek alırken iki dakika fazla durursun, havadan sudan konuşursun. Yazın kimsenin vakti yoktur, kasımda herkes biraz oyalanır. Karanlık, insanı garip bir şekilde konuşkan da yapar.

Gün kısalınca ne kısalıyor?

Akşamların erken inmesi bende bir telaş yaratıyor. Hava kararınca bir şey yapmaya geç kalmışım gibi hissediyorum. Spora gitmek, bir arkadaşla buluşmak, sadece yürümek. Oysa saat altı; daha önümde koca bir akşam var. Sorun saatte değil, kafamdaki saatte.

Bunu fark ettiğimden beri kendime küçük bir kural koydum: karanlık, akşamın bittiği anlamına gelmiyor. Işık erken gidiyor diye ben de erken kapanmak zorunda değilim. Geçen hafta karanlıkta Moda sahiline yürüdüm. Yazın o kadar kalabalık olan yer bomboştu. Bir iki köpek gezdiren, bir çift, bir de balık tutan amca. Denizin sesi yazın hiç bu kadar net duyulmuyordu.

Karanlıkta yürüyen şehir

Erken karanlığın bir de kalabalık tarafı var. Beş buçukla yedi arası İstanbul'un en yoğun saatleri, kasımda tamamen karanlıkta geçiyor. Metrobüs duraklarında, Mecidiyeköy'ün merdivenlerinde, Eminönü'nün yeraltı geçidinde binlerce insan sokak lambalarının altında eve yetişmeye çalışıyor. Yazın aynı kalabalık güneşin altında daha dağınık görünür. Kasımda herkes başını önüne eğmiş, ellerini cebine sokmuş, aynı yöne yürüyor gibi.

Bu kalabalığın içinde kimse kimseye bakmaz ama herkes aynı şeyi düşünür: eve varınca sıcak bir şey içmek. Trafikte kırmızı stop lambalarından oluşan uzun bir nehir akar. Köprüden bakınca bu nehir şehrin bir ucundan öbür ucuna uzanır. Günün en yorgun saatinin bu kadar güzel görünmesi biraz haksızlık gibi geliyor.

Kış hazırlığı

İstanbullu kasımda kışa hazırlanır ama bunu kimse açıkça söylemez. Kalın montlar dolaptan çıkar, şemsiye çantaya girer, akşam yemekleri biraz daha erkene çekilir. Sokaklarda kestane kokusu başlar. Kestaneci arabasının dumanı, karanlıkta ışığın altında daha da belirgin görünür.

Herkesin bir kasım alışkanlığı vardır. Benimki iş çıkışı eve doğrudan gitmemek. Bir çay, bir yürüyüş, bir dükkân. Eve varmadan önce günle vedalaşmak için küçük bir mola. Karanlık zaten gelmiş, ben de acele etmiyorum.

Dün akşam yine beşi çeyrek geçe çıktım. Hava yine karanlıktı. Bu sefer şaşırmadım. Kapının önünde durup montumun fermuarını çektim ve iskeleye doğru yürüdüm. Vapurun ışıkları uzaktan görünüyordu.

💬 Bu yazıyı yorumlaNe düşündüğünü yaz, aşağıdaki yorumlara katıl.Yorum yaz →
Yazıyı beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook

✍️ Baran — diğer yazıları

Tümü →

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →