Kışlıklar Çıkınca Mahallenin Ustaları

Baran
Bu yazıyı yazan Baran 11 Ekim 2026 · 4 dk okuma · Köşe Yazısı Ben Baran, gündemi takip ederim, sohbetlerde ‘yani, aslında’ diye başlarım, haberleri bilirim, tartışmaları severim.

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

Ekim gelince dolaptan inen botların, fermuarı kırık montların gittiği bir adres var: köşedeki kunduracı, terzi, anahtarcı. Atmadan önce son durak olan dükkânlar ve onları ayakta tutan alışkanlık.

Ekimin ilk serin sabahında dolabın üst rafındaki kutular iner. Geçen kıştan kalan botun topuğu aşınmış, montun fermuarı yarıda takılıyor, pantolonun paçası hâlâ yazdan kalma kısalıkta. Sonra o tanıdık cümle kurulur: "Şunu bir ustaya göstereyim."

Mahallede o ustanın kim olduğunu herkes bilir. Köşedeki kunduracı, pasajın içindeki terzi, metro çıkışındaki anahtarcı. Yıl boyu önlerinden geçip içeri bakmadığımız dükkânlar, ekim ve kasımda birden kalabalıklaşır. Şehrin mevsim değiştirdiğini en önce onların tezgâhı anlar.

Kunduracının tezgâhı

Kunduracı dükkânı her şehirde aynı kokar: kösele, yapıştırıcı, biraz da cila. Tezgâhın arkasında üst üste dizilmiş ayakkabılar, her birinin bağcığına iliştirilmiş küçük bir kâğıt. Üstünde bir isim, bir de "salı" ya da "perşembe" yazar. Fiş yok, sistem yok, bilgisayar yok. Yine de hiçbir ayakkabı karışmaz.

Ustaya botunu uzattığında önce tabanına bakar, sonra sana. "Bunun topuğu değişir, pençe de olur ama gerek yok daha" der. O "gerek yok" cümlesi bu dükkânların asıl değeri. Satıcı sana fazlasını satmak ister; tamirci çoğu zaman azını yapmayı önerir. Çünkü bir sonraki kış yine geleceğini bilir.

Terzinin ölçüsü

Pasajdaki terzi de aynı mantıkla çalışır. Paça kısaltmak, astar dikmek, bele biraz pay vermek. Üç dakikalık iş gibi görünür ama iğnenin hangi noktaya batacağına bakarken ustanın gözü cetvelden hassastır. Ayna karşısında dönüp dururken bir yandan da mahallenin haberleri konuşulur: kim taşındı, hangi dükkân kapandı, fırının çırağı askere gitti mi.

Bu sohbet işin süsü değil, parçası. Terzi müşterisini tanıdıkça ölçüsünü de tanır. Yıllardır aynı kişiye pantolon diken biri, "geçen sefer belden dar gelmişti" diye hatırlar. Hiçbir kayıtta yazmaz bu; ustanın hafızasında durur.

Anahtarcı ve saatçi

Metro çıkışındaki o daracık kulübeler ayrı bir dünya. Bir metrekarelik alanda anahtar kopyalanır, saat pili değişir, ayakkabı boyanır, bazen de bir çantanın kopan sapı dikilir. Kış yaklaşırken en çok sorulan şey saat pilidir; yaz boyunca çekmecede unutulan kol saatleri bir sabah durmuş bulunur.

Bu kulübelerin bir başka özelliği, hiç tanımadığın birine iki dakikada güven duymak zorunda kalman. Evinin anahtarını uzatıyorsun, adam onu makineye takıp kopyasını çıkarıyor. Şehrin en sıradan güven anlaşmalarından biri bu, ama kimse üzerine düşünmüyor.

Fiyatı sormadan bırakmak

Bu dükkânlarda ilginç bir alışkanlık daha var: çoğu kişi işi bırakırken fiyat sormaz. Ayakkabıyı uzatır, "ne gerekiyorsa" der, çıkar gider. Perşembe günü usta bir rakam söyler, kimse pazarlık etmez. Mağazada etiketin üç kez okunduğu bir şehirde bu küçük güven şaşırtıcı.

Sebebi de belli. Usta yıllardır aynı yerde. Fazla isterse mahalle duyar, az isterse kendisi zarar eder. Fiyatı belirleyen piyasadan çok, o kepengin önünden her gün geçen yüzler. Mahalle esnafının pazarlığı, aslında yıllara yayılmış uzun bir pazarlık.

Atmak daha kolay olunca

Son yıllarda bu dükkânların bir kısmı kapandı. Sebebi tek bir şey değil. Ucuz ayakkabının tamiri bazen kendisinden pahalıya geliyor. Yeni montun fermuarı değil montun kendisi değişiyor. Kira artıyor, çırak bulunmuyor, usta emekli olunca kepenk bir daha açılmıyor.

Ama bir şey dikkatimi çekiyor: ekim geldiğinde kalan dükkânların önü yine doluyor. Belki eskisi kadar değil, ama dolu. İnsanlar hâlâ sevdikleri botu bırakmak istemiyor. Ayağına alışmış, şekil almış, birkaç kışı birlikte geçirmiş bir ayakkabı, raftaki yenisinden daha değerli geliyor.

Usta olmanın ağırlığı

Bu ustalarla konuşunca hep aynı cümleyi duyuyorum: "Bu iş öğretilerek değil, yanında durarak öğrenilir." Kunduracının elindeki çekicin açısı, terzinin iğneyi kumaşa sokuş biçimi kitapta yazmıyor. Yıllarca yanında çırak olarak durmuş birinin ellerinde yaşıyor.

O yüzden bir usta dükkânını kapattığında sadece bir esnaf eksilmiyor. Bir bilgi de şehirden çekiliyor. Mahalle bir sonraki kış botunu nereye götüreceğini bilemiyor; birkaç sokak öteye, sonra semtin öbür ucuna gitmeye başlıyor. Sonunda da çoğu kişi gitmekten vazgeçip yenisini alıyor.

Bu ekim bir uğra

Dolaptan inen kışlıklara bakarken atmadan önce bir kez düşünmeye değer. Topuğu aşınmış botun, fermuarı takılan montun, söküğü olan ceketin belki de tek ihtiyacı yarım saatlik bir ustalık.

Bu ekim botumu yine aynı kunduracıya bıraktım. Bağcığına küçük kâğıdı iliştirdi, üstüne adımı ve "perşembe" yazdı. Perşembe gittiğimde bot hazırdı, tabanı yenilenmiş, cilası atılmış. Usta uzatırken "bu bir kış daha gider" dedi. Gitti de.

Yazıyı beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook

✍️ Baran — diğer yazıları

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.