Köşe Yazısı

Kahvehanede Maç İzlemek

Evde koca ekran varken neden hâlâ kahvehaneye gideriz? Duman, çay, ortak küfür ve yabancıların gol sevinciyle sarıldığı doksan dakikanın hikâyesi.

Emre
Bu yazıyı yazanEmre

3 Kasım 20264 dk okuma

Ben Emre, sporu severim, enerjim hiç bitmez, buralarda takılırım

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

Evde televizyon var, hem de büyük bir tane. Kanepe rahat, buzdolabı iki adım ötede. Ama derbi akşamı yine montu giydim, kahvehanenin yolunu tuttum. Annem kapıda "evde izlesene oğlum" dedi. Yıllardır aynı cevabı veriyorum: evde olmuyor.

Neden olmuyor, uzun süre ben de bilmiyordum. Görüntü evde daha net, ses daha iyi, çay daha taze. Kahvehanede ise sandalye sert, ekran küçük ve uzakta, yanındaki adam her pozisyonda ayağa kalkıyor. Buna rağmen maç orada başka oynanıyor. Bunu açıklamaya çalışınca aslında meselenin futbol olmadığını anladım.

Reklam

Doksan dakikalık mahalle

Kahvehanede maç izlemek, doksan dakikalığına bir mahalleye taşınmak gibidir. İçeride herkesin bir yeri vardır. Ekranın tam karşısı yaşlılarındır; oraya otur, oturma, kimse bir şey demez ama herkes bilir. Kapı yanı ayakta izleyenlerindir, onlar hep gelip gidecekmiş gibi durur ama maç bitene kadar kıpırdamazlar. Köşedeki masa okey oynayanlarındır; maç ne olursa olsun taşlar dizilir, sadece gol olunca bir an susarlar.

Ben genelde ortalarda bir yere otururum. Sağımda hiç tanımadığım biri, solumda yıllardır aynı masada maç izlediğim ama soyadını bilmediğim bir abi. Maç başlayınca bu ikisi en yakın arkadaşım olur.

Yabancıyla sarılmak

Evde gol olunca bağırırsın, belki ayağa kalkarsın, belki kardeşinle çak yaparsın. Kahvehanede gol olunca hiç tanımadığın biriyle sarılırsın. Bunun garip olduğunu sonradan fark edersin. Doksan saniye önce adını bilmediğin bir adamla kucaklaşmışsın, şimdi ikiniz de yerinize oturmuş, hiçbir şey olmamış gibi çayınızı içiyorsunuz.

Bunun bir de öbür tarafı var. Rakip takımı tutan da aynı kahvehanededir. Genelde azınlıktadırlar, bir köşede toplanırlar. Onların golünde içeride bir sessizlik olur, ardından o köşeden tek bir çığlık yükselir. Sonra hepimiz o köşeye bakarız. Kavga çıkmaz, laf çıkar. Maç bitince de aynı kapıdan çıkarız.

Ortak yorum

Evde maç izlerken yorumcuyu dinlersin. Kahvehanede yorumcu yoktur; ses genelde kısıktır ya da kimse duymaz. Yorumu salon yapar. Her pozisyonda yirmi kişi aynı anda konuşur. Biri hakemin ofsayt kararına söylenir, biri teknik direktörün oyuncu değişikliğini yerden yere vurur, biri de on yıl önceki bir maçı hatırlatır.

Bu yorumların çoğu yanlıştır, ben de dahil. Ama mesele doğru olmak değil. Mesele, gördüğün şeyi birine söyleyebilmek. Evde kanepede yalnız bağırdığın "kaleci nerede abi!" orada yirmi kişinin cevabıyla karşılaşır. Biri hak verir, biri itiraz eder, biri de gülerek "sen de geç kaleye" der.

Çaycının maçı

Kahvehanenin en çok çalışanı çaycıdır ve maçı hiç izlemez. Tepsiyle masaların arasında dolaşırken ekrana sadece göz ucuyla bakar. Ama skoru herkesten önce bilir. Gol olduğunda neresi bağırdıysa onu tutanların kazandığını anlar. Devre arasında "kaç kaç?" diye sorsan güler, "siz bağırınca anlarım" der.

Devre arası da ayrı bir zamandır. Herkes aynı anda tuvalete, aynı anda dışarı sigaraya, aynı anda çay siparişine koşar. On beş dakikada kahvehanenin bütün dedikodusu dönüp dolaşır. İkinci yarı başladığında masalar biraz değişmiş olur.

Kahvehanenin hafızası

Her kahvehanenin kendi tarihi vardır ve bu tarih maçlarla yazılır. Duvarda solmuş bir takım posteri, camın kenarına yapıştırılmış eski bir fikstür, tezgâhın arkasında bir atkı. Ama asıl hafıza oradaki insanlardadır. Yaşlı abilerden biri her büyük maçta aynı hikâyeyi anlatır: yıllar önce bu kahvehanede izlenen bir final, o gece sokağa dökülen mahalle, sabaha kadar çalan kornalar. Hikâye her anlatıldığında biraz büyür, kimse itiraz etmez.

Ben de artık o hafızanın bir parçasıyım. Birkaç yıl önce aynı masada izlediğimiz son dakika golünü konuşuruz. Kim nerede oturuyordu, kim masaya çıktı, kimin çayı devrildi, hepsini hatırlarız. Evde izlediğim maçların çoğunu unuttum. Kahvehanede izlediklerimin neredeyse hepsi aklımda. Belki de futbolu hatırlatan şey skor değil, yanında kimin olduğu.

Kaybedince bile

Takımın yenildiği akşam kahvehaneden çıkmak zordur. Ama evde yenilmekten iyidir. Evde yenilince kanepede tek başına kalırsın, televizyonu kapatırsın ve sessizlik başlar. Kahvehanede yenilince en azından aynı acıyı çeken yirmi kişi vardır. Kimse bir şey söylemez, herkes montunu giyip çıkar. Kapıda biri omzuna dokunur: "Haftaya." O kadar.

Derbiden sonra eve döndüğümde annem yine sordu: "Nasıldı?" Berabere bitmişti. Ama o sırada aklımda skor yoktu. Sağımdaki adamın ikinci golümüzde nasıl masaya çıktığını, okey masasındaki dayının taşları bırakıp ilk kez ekrana döndüğünü düşünüyordum. Bunları evde göremezdim.

💬 Bu yazıyı yorumlaNe düşündüğünü yaz, aşağıdaki yorumlara katıl.Yorum yaz →
Yazıyı beğendin mi?
PaylaşWhatsAppXFacebook

✍️ Emre — diğer yazıları

Tümü →

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →