Napoli natürmortlarındaki “doğu istiridyeleri” aslında unutulmuş bir Akdeniz türü çıktı
Fransız araştırmacılar 17. ve 18. yüzyıl İtalyan natürmortlarını tek tek inceledi; müze kataloglarında yanlış adlandırılan bir istiridye türü 43 tabloda çıktı ve bugünkü akrabalarından iri görünüyor.
Fransa'nın Besançon kentindeki Güzel Sanatlar ve Arkeoloji Müzesi'nde, Napolili ressam Giovanni Battista Recco'nun 1650'lerin sonuna tarihlenen bir natürmortu asılı. Taş bir tezgâhın üzerinde deniz balıkları ve açılmış kabuklular duruyor. Müze kaydında bu kabukluların adı “doğu istiridyeleri”. Aynı ressamın başka bir tablosundaki benzer kabuklar ise katalogda tarak (Pecten maximus) olarak geçiyor.
İki ad da yanlış. Tablolardaki canlı, bugün pek az kişinin tanıdığı bir Akdeniz yumuşakçası: İngilizcede thorny oyster, yani dikenli istiridye diye anılan Spondylus gaederopus. Bunu fark edenler sanat tarihçileri değil, Aix-Marseille Üniversitesi, Toulon Üniversitesi ve Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'ne (CNRS) bağlı dört araştırmacı oldu. Louise Merquiol, Anne-Sophie Tribot, Daniel Faget ve Thomas Changeux'nün çalışması 14 Ekim 2026'da PLOS One dergisinde yayımlandı.
Mesele bir katalog düzeltmesinden büyük. Bu tür Akdeniz'e özgü, ama nüfusunun geçmişte ne durumda olduğuna dair neredeyse hiç sayısal veri yok. Ekip, boşluğu doldurmak için alışılmadık bir arşive başvurdu: ressamların yağlı boyayla kaydettiği balıkçı tezgâhlarına.

365 tablodan 43'üne uzanan iz
Araştırmacılar 16. ile 18. yüzyıllar arasında yapılmış, deniz canlıları içeren 365 İtalyan natürmortunu taradı. Bunların 127'sinde taze deniz yumuşakçaları ya da deniz fıskiyeleri vardı. Her kabuk, gerçek örneklerle karşılaştırılarak tür düzeyinde teşhis edildi. Dikenli istiridyeyi ele veren ipuçları resimde de seçilebiliyordu: kabuğu birleştiren siyah bağ dokusu, menteşenin yapısı ve kabuğun üstüne yerleşmiş başka küçük canlılar.
Sonuçta tür 43 tabloda kesin olarak tanımlandı. Bu, taze yumuşakça içeren tabloların yaklaşık üçte biri demek. Resimlerin neredeyse tamamı 1635-1750 arasında Napoli'de yapılmıştı; Napoli'nin bulunduğu Campania bölgesinde bu oran üçte ikiye çıkıyordu. Yalnızca yaygın istiridye cinsi Ostrea, tabloların yarısından biraz fazlasıyla daha sık resmedilmişti.
| Ressam | Dikenli istiridye bulunan tablo / kendisine atfedilen natürmort |
|---|---|
| Giuseppe Recco | 14 / 18 |
| Nicola Maria Recco | 10 / 11 |
| Giovanni Battista Recco | 6 / 7 |
| Toplam (13 ressam) | 43 tablo, bunların 30'u Recco ailesinden |
Tablodaki sayılar PLOS One'daki makaleden alındı. Napoli natürmort geleneğinin en tanınmış atölyelerinden biri olan Recco ailesi, türü adeta imza gibi kullanmış. Bir tabloda bir ile sekiz arasında dikenli istiridye görülüyor ve en kalabalık kompozisyonlar 1670'ten sonra yapılmış. Napoli'deki Capodimonte Müzesi'nde bulunan Giuseppe Recco imzalı Calamari e ostriche (Kalamarlar ve istiridyeler) tablosunda üç örnek ayrıntılı biçimde seçilebiliyor.
Süs eşyasından sofraya
Dikenli istiridyenin tarihi resimden çok daha eski. Üst kabuğu temizlendiğinde menekşeden kırmızımsı mora uzanan canlı bir renk çıkıyor. Makaleye göre bu renk türün İtalyancadaki yanıltıcı adının da kaynağı: ostrica imperiale, yani imparatorluk istiridyesi. Avrupa'nın Neolitik döneminde bu kabuktan yapılan boncuk ve süs eşyaları, denizden çok uzaktaki yerleşimlerde bulundu; bu da kabuğun geniş bir değiş tokuş ağıyla dolaştığını gösteriyor. Araştırmacılar İtalya yarımadasında MÖ 6000-4700 arasına ait yoğun kabuk buluntularından da söz ediyor.
Türkiye'nin de bu hikâyede yeri var. Emma Baysal ve Burçin Erdoğu'nun 2014'te Proceedings of the Prehistoric Society dergisinde yayımladığı çalışma, Gökçeada'daki Uğurlu yerleşiminde Spondylus ve Glycymeris kabuklarından bilezik ve boncuk yapıldığını gösteriyor. Yazarlar, Avrupa ile Anadolu arasındaki bu adayı Kalkolitik çağda kabuk kullanımının bir basamak taşı olarak tanımlıyor.
Roma döneminde ise kabuğun içi öne çıkmış. Makale, MS 79'da Vezüv'ün altında kalan Herculaneum kazılarının türün beslenmedeki ve ticaretteki yerine ışık tuttuğunu, Brindisi'de ziyafet sofralarına konduğunu aktarıyor. Ancak antik çağ ile Orta Çağ arasındaki uzun dönem için bilgi neredeyse yok. Napoli natürmortları bu boşluğun öbür ucunda, türü artık süs değil yiyecek olarak gösteren belgeler olarak öne çıkıyor: kabuklar açık, balık ve diğer deniz ürünleriyle birlikte tezgâhta.

Arşivler, bir opera ve seksenlik bir balıkçı
Ekip tablolarla yetinmedi; doğa tarihçilerinin notlarına, yöresel lehçe sözlüklerine ve 18-19. yüzyıl teknik kitaplarına da baktı. Kuzey Adriyatik'te Chioggia açıklarında türün yenilebilir ama seyrek olduğu yazılmış, Trieste'de ise ara sıra satıldığı kaydedilmiş. Taranto ve Napoli körfezlerinde bol bulunuyormuş; balıkçılar dikenli ve düz kabuklu biçimleri ayırt ediyormuş. Napoli'de adı spuonelo ya da spuònnolo, Taranto'da scatapunzolo. Brindisi'de ise kabuğun keskinliğine gönderme yapan bir ad taşıyor: grattapuetoli, yani parmak kazıyan.
Görüşler pek uyuşmuyor. Makalede aktarılan kaynaklardan birinde Başrahip Conti türü yaygın Avrupa istiridyesinden üstün buluyor. Fransız doğa bilimci Rondelet ise, 1863 tarihli bir sözlükteki aktarıma göre, etinin “tatsız, nahoş ve zehirli” olduğunu yazmış.
Türün gündelik hayattaki yerine dair en canlı tanıklık sahneden geliyor. 1856'da Napoli'deki Teatro Nuovo'da sahnelenen ve 1760 dolaylarında Posillipo'da geçen Atrabilare adlı komik operada sokak satıcıları ostreche spuonnele diye bağırarak mal satıyor.
Araştırmacılar 1944 dolaylarında doğmuş, Napolili bir amatör balıkçıyla da konuştu. Balıkçı 1950'lerin sonu ile 1960'ların başında Gaiola Adası çevresinde küçük ahşap bir sandalla açıldığını, maske, bıçak ve ağla yaklaşık iki metre derinlikten dikenli istiridye topladığını anlattı. Nisan ile eylül arasında bir dalışta 10-20 tane çıkarabiliyormuş; boyları genellikle 5-6 santimetreymiş. Limonla çiğ yenirmiş, tadı midyeye benzermiş ama onun kadar tatlı değilmiş. Satışta ise nadiren görülürmüş.
Tablodaki istiridyeler neden daha iri?
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu boyutlarla ilgili. Resimlerde ölçü cetveli olmadığı için araştırmacılar bilinen boyutlu nesnelere yaslandı: çoğu natürmortta bulunan ve çapı yaklaşık 6 santimetre olan taş kestanesi Paracentrotus lividus ile insan parmakları. Bu yöntemle 19 tablodaki 84 yumuşakça ölçüldü.
Tablolardaki dikenli istiridyelerin ortalama boyu 8,5 santimetre çıktı. 2020-2025 arasında çekilmiş güncel fotoğraflardaki örneklerde ise ortalama 6,3 santimetre. İstatistiksel testte fark anlamlı bulundu. Makalenin andığı tek kapsamlı güncel saha çalışması da benzer bir tablo çiziyor: 2008'de Kuzey Ege'de yapılan araştırmada nüfus yoğunluğu düşük, ortalama kabuk boyu 6,6 santimetre bulunmuş.
Yazarlar sonucu temkinli yorumluyor. Ressamlar estetik kaygıyla daha iri ve gösterişli örnekleri seçmiş olabilir; perspektif, üslup ve sonradan yapılan restorasyonlar da ölçümü etkiler. Yani tablolar geçmişteki boy dağılımının bir değişimine işaret ediyor olabilir, ama bunu kanıtlamıyor.
Bugün: nadir, korumasız, yeniden moda
Makaleye göre tür bugün Akdeniz'in çoğu yerinde nadir. 1981-1983 arasında Fransız dalgıçların gözlemleri yüzde 90'ı aşan ölüm oranlarına işaret etmiş; benzer toplu ölümler 2000'lerde İspanya ve Yunanistan'ın bazı kesimlerinde yinelenmiş. Doğu Akdeniz'de ise Süveyş Kanalı yoluyla gelen akrabası Spondylus spinosus ile rekabet ediyor. Bu istilacı tür ilk kez 1980'lerin sonunda İsrail açıklarında kaydedilmişti.
Buna karşın koruma tarafı boş. Tür Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından değerlendirilmemiş, nesli tehlike altındaki türlerin ticaretini düzenleyen CITES listesinde yok, İtalyan balıkçılık mevzuatında da adı geçmiyor.
Bu arada İtalya'nın topuğundaki Salento kıyısında ostrica imperiale adıyla yeniden sahneye çıktı. Araştırmacıların sosyal medya ve restoran tanıtımlarında yaptığı taramaya göre Otranto, Porto Cesareo ve Bari gibi kıyı kentlerinde menülerde yer alıyor. Usta dalgıçların günde 10 kilograma kadar topladığı anlatılıyor, Puglia balık pazarlarında kilosu yaklaşık 50 avrodan satılıyor. Yerel tanıklıklara göre bölgedeki yoğun kabuk yatakları 1970'lerin sonunda çökme noktasına gelmiş, sonraki on yılda kısmen toparlanmış.
Sırada başka unutulmuş türler var mı?
Merquiol ve arkadaşları, dikenli istiridyenin hem tarihsel açıdan önemli bir tür hem de Akdeniz kimliğinin kültürel bir işareti olduğunu yazıyor. Asıl önerileri ise tek bir türün ötesinde: müzelerdeki tablolar, eski sözlükler ve yaşlı balıkçıların anıları, kayıtlı bilimsel verinin başlamadığı dönemlere uzanan bir pencere açabilir.
Bu pencere bulanık, yazarlar da bunun farkında. Yine de cevaplanması gereken sorular net: Salento'daki yeni talep türün toparlanan yataklarını yeniden tüketir mi? Kimse saymadığı için bilinmeyen bir düşüş, resmî bir değerlendirmeye ne zaman konu olur? Avrupa müzelerinin depolarında yanlış etiketlenmiş başka kaç canlı bekliyor?
Fotoğraf: Francesco Bini, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons