🎉 Yeni WebChat yayında — hemen dene!📻 Radyo & Sohbet birlikte aktif
Kültür

Sardis: Yedi On Yılın Ardından UNESCO'ya Girdi

Sardis, batı Türkiye’de yedi on yıl süren kazıların ardından UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne katıldı. Harvard‑Cornell ortaklığıyla yürütülen uzun soluklu proje, antik kent tarihini yeniden şekillendiriyor.

Sardis: Yedi On Yılın Ardından UNESCO'ya Girdi
✍ Kültür Masası 📅 2026-06-28T12:29:06 👁 3 okunma
𝕏 f W

28 Haziran 2026’da, batı Türkiye’nin tarih dolu topraklarında yedi on yıl süren kazıların ardından antik Sardis, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne katıldı. Bu gelişme, hem arkeolojik hem de kültürel miras açısından büyük bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 1958’den bu yana Harvard‑Cornell Ekspedition of Ancient Sardis’in her yıl düzenli olarak yürüttüğü kazılar, kent tarihinin derinliklerine ışık tutmaya devam ediyor.

Benjamin Anderson, Harvard College of Arts and Sciences’te tarih ve görsel çalışmalar profesörlüğü yapan akademisyen, uzun vadeli kurumsal sürekliliğin önemine vurgu yaparak, “Birçok kişi önceki nesil kazıcılardan mentorluk almış durumda. Bu yüzden bölgedeki nadir uzun vadeli arkeolojik projelerden biri olarak kritik bir veri kütlesi üretti” dedi. Anderson’ın son çalışmalarının odak noktası, Sardis’in akropolü üzerindeki duvarlar ve binaların belgelenmesi; bu yapıların Bizans döneminde önemli bir merkez haline geldiği belirtiliyor.

Yazın, Sardis’in UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmesiyle birlikte, uzun yıllar süren kazıların ve yerel halkın desteğinin bir başka kilometre taşı olarak kutlanması söz konusu oldu. Anderson, “Gerçekten bir kültürü maddi kalıntılar üzerinden anlamaya başlamak nadir bir fırsat. Bu uzun vadeli taahhüt gerektiriyor” diyerek, UNESCO’nun bu tanımının projenin temel hedeflerinden biri olduğunu belirtti. Proje, sonuçları halka açık bir şekilde sunma ve hem turistlere hem de yerel halka erişilebilir kılma çabasıyla öne çıkıyor.

Sardis, demir çağı Lidyya krallığının başkenti olarak tarih sahnesinde önemli bir yer tutuyor. Annetta Alexandridis, A&S’te sanat tarihi ve klasikler alanında yardımcı doçent, kentin “Doğu ile Batı arasında kültürel bir buluşma noktası” olduğunu ifade etti. Lidyya döneminde madeni para icadıyla tanınan Lidyalar, Krosus Kralı’nın efsanevi servetiyle de ünlüdür. Alexander Büyük’ün Lidyayı fethetmesiyle Sardis, Roma İmparatorluğu’nun, ardından Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının bir parçası haline geldi.

Alexandridis, modern arkeolojinin Sardis ile ilgili önemli bir dönüm noktasını da hatırlatıyor: 20. yüzyılın başlarında Amerikan Toplumları tarafından yürütülen ilk modern kazı, “gerçekten büyük ölçekli bir sömürgecilik” olarak tanımlanıyor. Bu kazılarda Artemis Tapınağı ve nekropol keşfedildi, ancak birçok eser zarar gördü, kayboldu veya şüpheli yollarla Amerika’ya götürüldü. Örneğin, Metropolitan Museum of Art’da sergilenen dev bir sütun, bu dönemin bir parçası olarak kalıyor. Savaş sonrası süreçte bazı eserler Türkiye’ye geri döndü, bu da antik eserlerin iade sürecinin ilk örneklerinden biri olarak görülüyor.

Harvard‑Cornell ortaklığının başlangıcı 1958’de, Harvard arkeoloğu George M. A. Hanfmann ve Cornell mimar Henry Detweiler’in öncülüğünde gerçekleşti. Anderson, “1950’de Sardis’e gittiğinizde, yerden birkaç şey yükselmişti ama gerçekten görebileceğiniz bir şey yoktu” diyerek, o dönemdeki durumu özetledi. Bugün ise, katmanlı yapılar arasında net bir stratifikasyon olmamasına rağmen, arkeologlar bu karmaşık katmanları çözerek tarihsel bir süreklilik sunuyor. Bu süreç, antik kent tarihinin yeniden yorumlanmasına ve kültürel mirasın korunmasına önemli katkılar sağlıyor.

Bu haberi paylaş 𝕏 f W T

✨ Keşfetmeye Devam Et