Günlük yaşamın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen şekerli içecekler, artık sadece diş çürükleri ya da obeziteyle değil, mide kanseriyle de ilişkilendiriliyor. 2026 yılında Gastro Hep Advances dergisinde yayımlanan ve ABD’de 112 bin katılımcı üzerinde 20 yıllık bir süreyi kapsayan araştırma, bu içeceklerin tüketimiyle mide kanseri arasındaki doğrudan bağlantıyı ilk kez kanıtladı. Bulgulara göre, günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketen bireylerin mide kanserine yakalanma riski, ayda bir porsiyondan az tüketenlere kıyasla iki kat daha yüksek çıktı.
Çalışmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, kadınlarda riskin çok daha belirgin olmasıydı. Günde birden fazla şekerli içecek (limonata, aromalı içecekler, spor içecekleri) tüketen kadınlarda mide kanseri riskinin yaklaşık üç kat arttığı gözlemlendi. Araştırmacılar, bu durumun kadınların hormonal yapısıyla ve metabolizmalarıyla ilişkili olabileceğini ancak kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Öte yandan, yapay tatlandırıcılı ve düşük kalorili gazlı içeceklerin yüksek miktarda tüketiminin mide kanseri riskini artırmadığı da araştırma sonuçları arasında yer aldı.
Çalışmada dikkat çeken bir diğer bulgu, şekerli içeceklerdeki ana tatlandırıcı olan fruktozun mide kanseri insidansıyla doğrudan ilişkili olduğunun saptanmasıydı. Araştırmacılar, fruktozun mide dokusunda enflamasyona yol açarak kanser riskini artırabileceğini öne sürdü. Bununla birlikte, mide kanserinin bilinen en yaygın nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonu ile şekerli içecek tüketimi arasında doğrudan bir bağlantı bulunamadı. Bu durum, şekerli içeceklerin kanser riskini artırıcı etkisinin farklı bir mekanizma üzerinden gerçekleştiğine işaret ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, mide kanseri dünya genelinde kansere bağlı ölümlerde beşinci sırada yer alıyor. Dr. Andrew Chan liderliğindeki araştırma ekibi, bu kanser türündeki beslenme faktörlerine dair ilk kez bu denli net veriler elde edildiğini belirterek, halk sağlığı otoritelerini uyarıcı adımlar atmaya çağırdı. Chan, "Beslenme alışkanlıklarımızın kanser riski üzerindeki etkisini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyacımız var. Ancak elde edilen veriler, şekerli içecek tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini açıkça gösteriyor" dedi. Araştırmacılar, elde edilen verilerin gözlemsel nitelikte olduğunu ve kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmak için henüz erken olduğunu da ekledi.
Uzmanlar, bu bulgular ışığında, özellikle mide kanseri riski yüksek olan bireylerin (ailede mide kanseri öyküsü olanlar, kronik gastrit hastaları, sigara içenler) şekerli içecek tüketimini minimize etmelerini öneriyor. Ayrıca, çocukluk çağından itibaren sağlıklı içecek alışkanlıklarının kazandırılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Geçtiğimiz yıllarda yapılan benzer araştırmalar, şekerli içeceklerin kolon, meme ve karaciğer kanserleriyle de ilişkili olduğunu göstermişti. 2026 yılında elde edilen bu yeni bulgular, şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin daha geniş bir yelpazede ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.