📖 Kimdir İ İzmir
İzmir
KİMDİR?

İzmir

İzmir ilinin merkezi olan şehir

👁 1 görüntülenme
İzmir, Türkiye'de Ege Bölgesi'nde yer alan İzmir ilinin merkezi olan şehirdir. 3,5 milyona yakın merkez nüfusuyla ülkenin nüfus bakımından en kalabalık üçüncü şehridir. Ekonomik, tarihî ve sosyo-kültürel açıdan Türkiye'nin önde gelen şehirlerinden biridir.
İzmir, Türkiye'de Ege Bölgesi'nde yer alan İzmir ilinin merkezi olan şehirdir. 3,5 milyona yakın merkez nüfusuyla ülkenin nüfus bakımından en kalabalık üçüncü şehridir.

Uzun ve dar bir yapıya sahip olan İzmir Körfezi'nin başında yer alan İzmir'de Türkiye'nin en büyük yedinci limanı olan İzmir Limanı bulunur. İzmir'in batısında denizi, plajları ve termal merkezleriyle ünlü Urla Yarımadası uzanır. Şehirde 1936 yılından beri her yıl İzmir Enternasyonal Fuarı düzenlenmektedir.

Köken bilimi

İzmir adının nereden geldiği konusunda kanıtlanmış bir bilgi olmamakla birlikte bir dönem bugünkü İzmir bölgesinde yaşamış olan Erektidlerin Amazonlarla savaşıp galip geldiği, onların önderi olan These'nin de Amazon kadını Smyrna ile evlenip buraya onun adını verdiği ve İzmir'in adının da Smyrna'dan geldiği en çok kabul edilen görüştür.

Ayrıca bölgede uzun yıllar hâkimiyet kuran İyonyalıların lehçesinde kentin adı Smyrne, Atina Lehçesi'nde ise Smyrna diye kullanılırdı. Günümüzdeki Helenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmektedir. Son yıllarda Efes Antik Kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Muhtemelen İzmir'den Efes'e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değil, Ege Bölgesi'ndeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. MÖ 2000 başlarına ait Kayseri Kültepe yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki "ti" bir ön ek olup bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Helenler ya da Bayraklı/Tepekule Höyüğünü mesken tutanlar bu ön eki atıp kente Smurna demişlerdir. Kentin adı tahminen MÖ 3000 ile MÖ 1800 yılları arasında da Smurnu olarak anılıyordu.

Antik Çağ

MÖ 1050 yılı civarında Dorlar'ın Yunanistan (Hellas)'ı istilası sonucu Dorların önünden kaçan kavimler Anadolu'ya geçmişlerdi. Göçler sonunda Yunan anakarasından ayrılan Aioller, Edremit ve Çandarlı Körfezi civarı; İyonlar ise kabaca bu günkü İzmir ili ve civarına yerleşmişlerdi. İzmir'in Bergama ilçesi sınırlarında bulunan, Antik Çağ'da Misya bölgesinin önemli merkezlerinden biri olan Pergamon Antik Kenti'nin yanı sıra, Aiolis bölgesine ait antik kentlerden Kyme ve Pitane de İzmir ili sınırları içerisinde yer almaktadır. MÖ 1000 dolaylarında, Yunan anakarasında Dorların baskısından kaçarak Batı Anadolu'ya yerleşen Akalar tarafından kurulan 12 bağımsız İyon şehir devletinden Phokaia, Klazomenai, Erythrae, Teos, Kolophon, Lebedos, Ephesos (Efes) olmak üzere 7 tanesi, günümüzde İzmir ili sınırlarında bulunmaktadır.

Eski İzmir (Smyrna) kenti ise, Körfez'in kuzeydoğusunda yer alan ve yüz ölçümü yaklaşık yüz dönüm olan küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştu. Sonraki yüzyıllar boyunca Meles Çayı'nın ve bugünkü Yamanlar Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık, bir tepe hâline dönüştü. İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen Bayraklı/Tepekule Höyüğü'nün çevresindeki yerleşim her ne kadar MÖ 3000 yılından çok daha geriye uzanmakta ise de yapılan son kazılarda henüz MÖ 3000 yıllarına kadar gidilebilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında, Erken Tunç Çağı'nda ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst katmanında, deniz seviyesinden 3 ila 5 metre yukarıda yer alan kayalar üzerine inşa etmişlerdir. Bulunan çanak ve çömlekler, MÖ 3000–2500 yılları arasındaki Troya/Truva kültürüyle benzerlik göstermektedir. Ancak 2005 yılında yapılan kazılarda keşfedilmiş olan Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü'nden elde edilen bulgularla kentin tarihinin MÖ 6500 yılına kadar uzandığı keşfedilmiştir. Bu höyükteki buluntular İzmir'deki ilk yerleşimin Neolitik Çağda Bornova Ovası'nda başladığını, yerleşim sayısının Kalkolitik ve Tunç Çağlar süresince artarak devam ettiğini göstermiştir.

Hitit döneminde (MÖ 1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak MÖ 1200'lerde Troya VII'nin ve Hititlerin başkenti Hattuşa'nın Balkanlar'dan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı'na girdi. Demir Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı'nda MÖ 730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise MÖ 650 yılına kadar sürmüştür.

Eski Smyrna

Eski Smyrna terimi, Tepekule (Bayraklı)'da bulunan Arkaik Dönem kentini, daha sonra Pagos Dağı'nın (bugünkü Kadifekale) yamaçlarında yeniden kurulan Smyrna kentinden ayırt etmek için kullanılır. Erken ve Arkaik Dönem Smirni'si, başlangıçta muhtemelen kurucusu kabul edilen krala atfen "Tantalus Naulokhon" (Tantalus limanı) şeklinde anılırken sonradan aldığı "Smyrna" ismini almıştır. Kent, Herodot'a göre Aioller tarafından kurulmuş ve daha sonra 13. üye olarak İyonya kentleri arasına katılmıştır. Anadolu'ya ilk gelenler arasında yer alan İyonlar Batı Anadolu kıyılarına yerleşerek İyonya'yı oluşturacak 12 kent devletini kurmuşlardı. Smirni(Bayraklı/Tepekule Höyüğü)'de MÖ 1050 yılı civarında kurulmaya başlayan yerleşimin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır. Demir Çağı boyunca Eski Smyrna'da Hellas'tan göç eden, Aioller ve İyonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Eski Smyrna'daki Helen yerleşimi, MÖ 1000 yılından itibaren bulunan çanak ve çömleklerle kanıtlanmıştır. Günümüze kadar korunan en eski kalıntılar MÖ 725-700'e kadar uzanmaktadır.

MÖ 7. yüzyıldan itibaren Smyrna bir şehir devleti kimliğine kavuşmuştur. Yaklaşık bin kişi surların içinde yaşarken, kalan halk tarlaların, zeytinliklerin, üzüm bağlarının, çömlekçi ve taş ustalarına ait atölyelerin bulunduğu civar köylerde yaşıyorlardı. İnsanlar genellikle geçimlerini tarım ve balıkçılıktan sağlıyorlardı. Eski Smyrna'nın en önemli mabedi, MÖ 640-580 yıllarına dayanan ve bugün kısmen restore edilmiş Athena Tapınağı'ydı. Bu dönemde Smyrna, küçük bir kasaba olmaktan çıkıp Akdeniz ticaretine katılan bir şehir merkezi hâline gelmişti. Şehir sonunda on iki İyon kentinden biri oldu ve o dönemin Akdeniz havzasının önde gelen kültür ve ticaret merkezlerinden biri hâline gelmişti. MÖ 650-545 yılları arasında zirveye ulaştı. Yaklaşık yüzyıl süren bu dönem, bütün İyonya uygarlığının en güçlü dönemini oluşturmuştur. Parlak dönemin İzmir'deki en önemli göstergelerinden biri, MÖ 650 civarında yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır.

Lidyalılar ve Pers dönemi

Kentin, başkentlere yakın bir liman konumunda olması Lidyalıları Smyrna'ya çekmiştir. Lidyalılar, Mermnad hanedanı döneminde, MÖ 610-600 yılları arasında şehri ele geçirdi ve bazı bölümlerini yakıp yıktı. Ancak Bayraklı'daki kalıntılar üzerinde yapılan son analizler, tapınağın ya sürekli kullanıldığını ya da Lidya egemenliği döneminde hızla onarıldığını göstermektedir. Kısa bir süre sonra, Anadolu dışından gelen bir istila, Eski Smyrna'nın kent merkezi olarak tarihini fiilen sona erdirdi. Pers İmparatoru Büyük Kiros ile Lidya Kralı Kroisos arasındaki savaşın ardından, diğer Ege şehirleriyle birlikte Smyrna da Pers hâkimiyetine girdi. MÖ 386'da, Spartalılar ile Persler arasında imzalanan Antalkidas Antlaşması'yla İyonya ve bu kapsamda Smyrna da Pers hâkimiyetinde kaldı. Athena Tapınağı, MÖ 545 yılında terk edilmiş olsa da yerleşim devam etmiş ancak bu tarihten sonra yaklaşık iki yüz yıl boyunca Eski Smyrna önemini ve işlevini yitirmiştir.

Hellenistik dönem ve Roma İmparatorluğu dönemi (MÖ 333-MS 395)

MÖ 334'te Perslere karşı savaşmak üzere Anadolu'ya geçen ve Ephesos'a kadar ilerleyen Büyük İskender'in, rivayete göre Pagus'ta (Kadifekale) avlandığı sırada dinlenirken gördüğü bir rüya üzerine, burada yeni bir şehir kurulmasını tavsiye ettiği anlatılır. Bugünkü İzmir'in Kadifekale eteklerinde yeniden kurulmasına ve halkın buraya iskân edilmesine, İskender'den sonra Batı Anadolu'ya hâkim olan Antigonos teşebbüs etmiştir. Ancak MÖ 302'de Trakyalı Lysimakhos'la yaptığı savaşta hayatını kaybedince, şehir Lysimakhos'un eline geçmiştir. Antigonos'un başlattığı projeyi, Atina'dan yardım alan Lysimakhos tamamlamıştır. Bu dönemde Smyrna, gerek ticaret gerekse kültür açısından büyük ilerleme kaydetmiş; okulları, hastaneleri, hamamları, gimnazyumları ve tiyatrolarıyla önemli bir kültür merkezi hâline gelmiştir.

MÖ 3. asrın ilk çeyreğinde Lysimakhos'un Seleukos'a mağlup olmasıyla şehir de el değiştirmiştir. Seleukoslar döneminde Smyrna, yarı bağımsız bir yönetime kavuşmuştur. Seleukos kralı III. Antiohos'a karşı Roma'dan yardım istenmiş ve bu teklif Roma Senatosu tarafından kabul edilmiştir. MÖ 190'da Smyrna halkı, Roma Amirali Gaius Livius idaresindeki donanmaya yardımda bulunmuştur. III. Antiohos diğer şehirlerle birlikte Smyrna'dan da çekildiğini bildirmek mecburiyetinde kalmıştır. Şehrin Roma tarafını tutması, savaşın sonunda özgürlüğüne kavuşmasına ve vergilerden muaf tutulmasına neden olmuştur. Smyrna bundan sonra bir Roma şehri hâline geldi. MÖ 49 yılında Jül Sezar ile Pompeius arasında yapılan savaşta, şehir Pompeius'un tarafını tuttuysa da, savaş Sezar'ın zaferiyle sonuçlanmıştır.

Roma Çağı'nda İmparator Hadrianus döneminde (117-138) prokonsül olan Polemon imparatordan şehir için yardım sağladı. Hadrianus Tapınağı, gimnazyum ve buğday pazarı gibi yapılar inşa edildi ve vergi muafiyeti tanındı. Roma döneminde İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale'nin kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan, İzmir Agorası ya da antik adıyla Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir. Agora, MS 178'de meydana gelen depremin ardından Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un desteğiyle yeniden inşa edilmiştir.

İncil'de sözü edilen Yedi Kilise'den birinin bulunduğu İzmir, Hristiyanlık dininin gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir'in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp, İsa peygamberin havarisi olan ve İncil yazarı Yuhanna'nın ilk müritlerinden biridir. Yaklaşık olarak MS 70 yılında Anadolu'da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir Akropolisi üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak öldürülmüştür.

Orta Çağ'da Smyrna

395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce İzmir, çağdaş dönemde "Bizans İmparatorluğu" olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası oldu. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Emevîler, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaştılar. Kenti ilk olarak Emevîler 672 yılında denizden zapt edip İstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullandılar. Türkler'in İzmir'i ilk kez ele geçirmesi ise 1081 yılında, Selçuklu akıncılarından ve aynı zamanda ilk Türk denizcisi sayılan Çaka Bey'in komutasında oldu. İzmir'den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı'na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey'in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098 yılında geri aldılar. 1204 yılında ise şehrin kıyı tarafı Rodos Şövalyeleri'nin eline geçti.

İzmir'in bulunduğu bölge 13. yüzyıl sonlarında Batı Anadolu'da kurulan Türkmen beyliklerinden Aydınoğulları Beyliği'nin kontrolüne girdi. Aydınoğlu Mehmed Bey 1310 veya 1317'de İzmir Yukarı Kale'yi ele geçirdi. Oğlu Aydınoğlu Umur Bey ilk gazasını İzmir üzerine yaptı. İki buçuk yıl süren kuşatmanın ardından 1328'de şehir halkı liman kalesini teslim etmek mecburiyetinde kaldılar. Kale kumandanı Martino Zaccaria ise Sakız'a gitti. Umur Bey'in seferlerini sonraki yıllarda da sürdürmesi, Latinlerin papaya başvurarak ona karşı bir Haçlı seferi düzenlenmesini istemelerine neden oldu. Kıbrıs, Venedik, Cenova ve Rodos gemilerinden oluşan donanma Aydınoğulları kuvvetlerini yenilgiye uğratarak 28 Ekim 1344'te sahil İzmir'ini Türklerden almayı başardı. İzmir'de ticari menfaatleri bulunan Rodos Şövalyeleri başta olmak üzere Umur Bey'in Mayıs 1347'deki İmroz'a taarruzundan sonra taraflar bir anlaşmaya yaklaştılar. Türklerin verecekleri bazı ticari imtiyazlar karşılığında Latinler, sahil İzmir'inin istihkâmlarını yıkarak şehri terk etmek konusunda anlaştılarsa da Papa Clément bunu onaylamayınca Umur Bey sahil İzmir'ini savaşarak almak için harekete geçti. Kale mancınıklarla aralıksız bombardımana tutulurken, lağımlar kazıldı ve hendek dolduruldu. Fakat Mart 1348'de Umur Bey'in bir okla vurularak ölmesi, askerin moralinin bozulmasına ve Yukarı İzmir'e çekilmesine neden oldu. Umur Bey'in yerine geçen Hızır Bey, Latinlere oldukça geniş imtiyazlar tanıyan bir anlaşma yaptı. Böylece sahil İzmir'i yarım asır daha Latin hâkimiyetinde kaldı.

Bu arada Osmanlı İmparatorluğu 1390 yılında Aydın ili üzerinde hâkimiyet kurdu. Yıldırım Bayezid, tahta geçtikten sonra aleyhindeki diğer beyliklerle beraber Aydınoğulları'nı da ülkesine kattı, ancak sahil İzmir'i Hospitalier Şövalyeleri'nin elinde kaldı. Ankara Muharebesi'ni kazanarak Osmanlı İmparatorluğu'nu mağlup eden Timur'un bizzat komuta ettiği Timur İmparatorluğu ordusu, Aralık 1402'de yaptığı İzmir Kuşatması sonucunda kenti Hospitalier Şövalyeleri'nin elinden aldı ve Aziz Peter Kalesi'ni yerle bir etti. Çelebi Mehmed'in tahtı ele geçirip istikrarı sağlamasıyla Osmanlı Devleti 1415'te, Rodos şövalyeleri ve Midilli prensi gibi Hristiyan beylerinin de yardımıyla on gün süren kuşatmanın ardından İzmir'i Osmanlı topraklarına kattı. Yardımlarından dolayı adı geçen devletlerin tebaalarına bazı imtiyazlar verildi. Bu olaylar sırasında Bizans'ta hapsedilen Aydın Beyi Cüneyd Bey, Çelebi Mehmed'in ölümünün ardından hapisten çıkarak Börklüce Mustafa Olayı'na karışarak İzmir'i tekrar ele geçirdi, fakat II. Murad 1424'te şehri kesin olarak zapt etti. Bu tarihten itibaren İzmir, 1919'da Yunanlar tarafından işgaline kadar mutlak olarak Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Eski İzmir'i ilk keşfeden kişi, burayı 1429-1430 ve 1446 yıllarında ziyaret eden Ciriaco d'Ancona'dır.

Osmanlı İmparatorluğu dönemi

İzmir, Osmanlıların idaresine geçtikten sonra Aydın sancağına bağlı bir kazanın merkezi hâline geldi. Kaza kuzeyde Karşıyaka, doğuda Bornova, Buca, güneyde Torbalı, batıda Çeşme, Seferihisar ve Karaburun'u içine alıyordu ve merkezî olarak İzmir kadısının ikamet ettiği şehir konumundaydı. Başlangıçta Aydın Sancağı'na bağlı olan İzmir, yaklaşık 1573'te Kaptanpaşa Eyaleti'ne bağlanan Sığla Sancağı'na katıldı. Orta Çağ'da deniz tarafının Hristiyanlar, kara tarafının Müslümanların elinde oluşu dolayısıyla şehir iktisadi bakımdan sönük kalmış, tamamen Osmanlıların eline geçtikten sonra ancak 17. yüzyıldan itibaren büyük gelişme göstermiştir. 16. yüzyıl sonlarına kadar daha ziyade İstanbul'a ve iç piyasaya mal temin eden bir liman olarak görülüyordu. Şehir o dönemlerde civarındaki tarla, bağ ve bahçelerde yetiştirilen ürünler bakımından kendi kendini idare edecek durumdaydı. İstanbul ve sarayın ihtiyacı olan üzüm, incir, nar, badem, armut, zerdali gibi gıda maddeleri; sabun ve bal mumu gibi ihtiyaçlar, ayrıca Tersane ve Istabl-ı Âmire'nin ihtiyacı olan urgan, kendir, yelken bezi, zeytinyağı vb. maddeler 16. yüzyılda İzmir civarından sağlanmakta ve İzmir'den deniz yoluyla sevk edilmekteydi.

İzmir, 1605-1606 yıllarında Celâlî isyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne oldu. Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek imparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri hâline geldi ve 17. yüzyıldan başlayarak iktisadi bakımdan büyük bir gelişme gösterdi. İzmir Limanı kısa sürede iç, dış ve transit ticaretin en önemli merkezi hâline geldi. 16. yüzyılda İzmir Limanı'na en çok uğrayan gemiler Venedik, Ceneviz ve Dubrovnik bandıralı olanlardı. Daha sonra bunlara Fransız ve İngiliz gemileri de katıldı. 17. yüzyıl başlarına kadar bu devletlerin İzmir'de konsoloslukları bulunmuyordu. 1610'dan sonra konsolosluklar açılmaya başlandı. Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başladı. 16. yüzyıl kaynaklarına göre İzmir'de on dokuz cami, on sekiz havra ve sadece bir Rum Ortodoks kilisesi bulunuyordu ve kentin dokuz mahallesinden sadece birinde Hristiyanlar yaşıyordu. Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman Türkler çoğunluktaydı; önemli ve köklü bir Musevi cemaati vardı, Hristiyan Rumlar ise azınlıktaydı.

Uluslararası liman şehri

Evliya Çelebi, 1672 yılında İzmir'i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydetmiştir ve Alsancak (Punta) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimin, Levantenlerin ve Batılı tüccarın yerleştiğini yazmıştır. Dış ticaret de bu tarihlerden itibaren oldukça yoğunlaştı. İzmir, Anadolu içlerinden gelen kervanların son durağı idi. Kervanların şehre gelip gitmesi ocak ile ekim ayları arasındaydı. 17. yüzyıla kadar Halep-İskenderun yoluyla Avrupa'ya giden İran ipeği, bu yüzyılın ikinci yarısında yön değiştirip Erzurum-Tokat yoluyla İzmir'e gelerek buradan Avrupa'ya sevk edilmeye başlandı. Tournefort'a göre 18. yüzyıl başlarında İzmir'e yılda 2000 balya İran ipeği getiriliyor ve bu ipekler büyük çapta İngiliz ve Fransız tüccarlar tarafından satın alınıyordu. İngiliz Levant Kumpanyası'nın 1713'te İzmir başta olmak üzere bazı Doğu Akdeniz limanlarından yaptığı ipek ihracatı ise 500.000 libreye yaklaşmıştı. Avrupalıların büyük rağbet gösterdiği Ankara ve Beypazarı tiftiği, Bursa ipeği, Antalya'nın orman ürünleri ve Ege'nin pamuğu, Uşak'ın halıları, afyon, meşe palamudu ve başta üzüm ve incir olmak üzere İzmir ve civarının mahsulleri de İzmir'den ihraç ediliyordu. İzmir, Fransız yünlü kumaş ithalatında 18. yüzyılın ikinci yarısı başlarında İstanbul'dan sonra ikinci sırada yer alırken otuz kırk yıl sonra İstanbul'u geride bırakarak ilk sırayı almış, 17. yüzyılda başlayan gelişmesini tamamlayıp Levant iskelelerinin en önemlisi hâline gelmiş ve bu üstünlüğünü korumuştur.

19. yüzyılda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Bu gelişmeye paralel olarak Aydın Eyaleti'nin merkezi önce 1841 yılında geçici olarak sonra da 1850 yılında kesin olarak İzmir'e aktarılmıştır. Aynı yıl Sultan Abdülmecid İzmir'i ziyarete gelmişti. Asrın şartları gereği artan ticaret hacmi daha güvenli ve hızlı olan demir yolu yapımını gerekli hâle getirince 1855 Temmuz'unda İzmir'de yaşayan Robert Wilkin adlı bir İngiliz tüccar, kendi ve dört ortağı adına İzmir-Aydın demir yolu için imtiyaz istedi. Mayıs 1857'de İzmir'den Aydın'a Ottoman Railway Company adıyla bir şirket kuruldu ve üç safhada bitirilecek hattın planı yeniden çizildi. Hattın ilk bölümü olan AlsancakSeydiköy arası 30 Ekim 1858 tarihinde hizmete girdi. Bu hat, Anadolu'daki ilk, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ise Mısır Eyaleti'nde 1856 yılında hizmete giren Kahire-İskenderiye demiryolu hattından sonra ikinci demir yolu hattıydı. İzmir-Aydın arası ise 7 Haziran 1866'da açıldı. Sonraki yıllarda Kasaba hattı Bandırma'ya, Aydın hattı ise Söke'ye kadar uzatıldı. Böylece İzmir, çevresindeki en verimli bölgeye demir yolu ile bağlanmış oluyordu. Sultan Abdülmecid'in 1850 yılındaki ziyaretinin ardından 1863 yılında da Sultan Abdülaziz İzmir'i ziyarete gelmişti. Osmanlı şehirlerinde modern belediye teşkilatlanmasına Sultan Abdülaziz döneminde 8 Ekim 1864 tarihli vilayet nizamnamesiyle başlanmış bunu takiben 1871 yılında İzmir'de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur. Aydın-İzmir demiryolunun inşaatına başlanmasından sonra İzmir'in bir rıhtıma şiddetle ihtiyacı olduğu ortaya çıkınca, gemilerin yükleme ve boşaltmalarında sürat ve kolaylık temin edecek, kordon boyunda oturan yabancıların evlerinin sahile açılan arka kapılarından yapılan kaçakçılığı da önleyecek kazıklar üzerine bir kordon yapılması 1862'de düşünülmüş, bu fikir, sonradan Konak ile Alsancak arasında 4723 arşın uzunluğundaki bir rıhtıma dönüşmüştü. Müteahhit Fransız Dussaud kardeşler tarafından yapılan rıhtım 1876 başında tamamlanıp hizmete açıldı. Rıhtım resminden hükûmet payı olarak ayrılacak % 12 İzmir Belediyesi'ne terk edildi. 1880'li yıllarda körfezin iki yakası arasındaki taşımacılık gayriresmî olarak yürütülüyordu. 13 Temmuz 1883'te tüccardan Yahyâ Hayati Efendi'ye otuz yıl müddetle imtiyaz verildi. İzmir Hamidiye Vapur Şirketi 1884 Şubat'ında seferlerine başladı. İzmir Hamidiye Vapur Şirketi vapurları liman içindeki günlük seferlerden başka körfez içinde Foça ve Karaburun'a, körfez dışında Ayvalık ve Rodos'a kadar gidiyordu. Ancak zamanla şirketin hisseleri yabancıların eline geçti.

19. yüzyıl boyunca da ticaret hacmi bakımından İzmir, Ege ve Akdeniz'deki diğer Osmanlı limanlarının daima önünde yer aldı. 1880'li yıllarda Doğu Akdeniz'in en önemli iki limanı olan Beyrut ve Selanik, İzmir'in dış ticaret hacminin %40'ına bile ulaşamadı. İzmir'in 19. yüzyılın ikinci yarısında ihracatı 3 milyon sterlinin altına hiç düşmedi. 1904 ve 1905 yıllarında ise 5 milyonun üzerine çıktı. İthalat 2-3 milyon civarında gerçekleşti. 19. yüzyılda İzmir Limanı'ndaki gemi trafiği sürekli artış gösterdi. 1863'te 448.807 ton tutarında 1295 gemi limana girmişken buharlı gemilerin sayısının gittikçe artması dolayısıyla 1895'te limana giren 2495 geminin toplam tonajı 1.814.486 oldu.

Modern dönem

Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra, savaşı kazananlar bir süre için Anadolu'nun büyük bir bölümünü kendi etki bölgelerine ayırmayı amaçladılar ve Sevr Antlaşması uyarınca Osmanlı Devleti'nin batı bölgelerini Yunanistan'a sundular. Şehir, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu tarafından işgal edildi. Yunan ordusunun çıkarmasının daha ilk günlerinden, gazeteci Hasan Tahsin'in Yunan müfrezelerine sıktığı "ilk kurşun" ve Albay Fethi Bey ile silahsız askerlerinin şehrin tarihi kışlasında süngüyle öldürülmeleri hadiseleri, direnişin sembolü haline geldi. Sarı Kışla'nın, "Zito o Venizelos" ("Yaşasın Venizelos") diye bağırmayı reddetmeleri gibi olaylar, gerçekleşen sayısız mezalime örnek olarak gösterilir. Ancak Orta Anadolu'ya yönelik Yunan harekâtı hem Yunanistan hem de Anadolu'nun yerel Rumları için felaketle sonuçlandı.

Türk ordusunun 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'e girmesiyle işgal sona erdi. Şehrin geri alınmasının ardından Ortodoks Metropoliti Hrisostomos Kalafatis'in linç edilmesi ve daha sonra çalışma taburlarına gönderilen Ermeni ve Rum erkeklerin katledilmesi gibi olayları, şehrin tarihindeki belki de en büyük felaket olan büyük İzmir Yangını izledi. 13 Eylül 1922 sabahı Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve iş yerini tahrip etti ve 22 Eylül'e kadar sürdü. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etti. Bugün yangın alanının bir bölümünde Kültürpark bulunmaktadır. Yangın Rum ve Ermeni mahallelerini tamamen yok etti, Müslüman ve Yahudi mahalleleri ise hasardan kurtuldu. Bazı tahminlere göre yangından kaynaklanan Rum ve Ermeni ölümleri 10.000 ila 100.000 arasında değişmektedir. Tahminen 50.000 ila 400.000 arasında değişen sayıda Rum ve Ermeni mülteci, yangından kaçmak için sahili tıkadı ve yaklaşık iki hafta boyunca ağır koşullar altında orada kalmaya zorlandı. 24 Eylül'de, müttefiklerin gözetiminde limana giren ilk Yunan gemileriyle birlikte Rumların sistematik tahliyesi başladı. Toplamda 150.000 ila 200.000 Rum tahliye edildi. Geriye kalan Rumlar ise, Yunan-Türk Savaşı'nı resmen sona erdiren Lozan Antlaşması'nın bir şartı olan Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesinin bir parçası olarak 1923'te Yunanistan'a gitti. Böylece İzmir'deki Rum nüfus tamamen ortadan kalktı.

1923 yılında, Cumhuriyetin ilanından birkaç ay önce, yeni Türkiye'nin ekonomik sorunlarının tartışıldığı bir kongre olan İzmir İktisat Kongresi'ne İzmir ev sahipliği yapmıştır. Cumhuriyetin ilanının ardından şehir yavaş yavaş yeniden inşa edildi. Alsancak'ta kuzeye doğru ilerleyen Kızılçullu Deltası'nın doğusundaki koy şimdi İzmir'in ticaret limanı ve ona bağlı tesislerle donatılmıştır. Deltanın batı yarısında, Alsancak ile Konak Meydanı arasında uzanan birbirine paralel birkaç Kordon İzmir'in en canlı kesimini oluşturur. Yalnızca Ege ovalarından değil, İç Batı Anadolu, Göller Yöresi ve İç Anadolu'nun komşu kesimlerinden gelen ihraç ürünlerinin de İzmir'e gönderilmesi, kentin Türkiye ihracatının yaklaşık yarısını gerçekleştiren önemli bir liman hâline gelmesini sağlamıştır. İzmir'de endüstrinin gelişmesini iş gücü bolluğu ve büyük şehirdeki tüketim ihtiyacı da hızlandırmıştır. Böylece İzmir, Türkiye'nin İstanbul'dan sonra ikinci önemli ticaret limanı ve ikinci endüstri merkezi durumuna yükselmiştir. İzmir'in ticaret etkinliğinin artmasında, her yıl Kültürpark'ta düzenlenen İzmir Fuarı'nın da büyük etkisi olmuştur. İzmir Limanı'nın ihracatı arasında tütün, pamuk, kuru üzüm, incir, palamut, meyankökü, afyon, baklagiller, tahıl, zeytinyağı, halı, ham madenler ilk sırayı alır. İzmir Limanı'nda yıl boyunca süren bir canlılık olsa da, yaz sonunu izleyen birkaç ay içinde bu hareketlilik en yüksek düzeye ulaşmaktadır.

İzmir, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun ve 195 sayılı kanun hükmünde kararname sonucu İstanbul ve Ankara ile birlikte büyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti. Başlangıçta üç ilçe (Bornova, Karşıyaka, Konak) İzmir Büyükşehir Belediyesinin sınırlarına dâhil edildi. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 50 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi. Bu sınırlar içinde kalan 21 ilçe, yeni düzenlemeyle büyükşehir ilçe belediyesi statüsüne kavuştu. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

Coğrafya

İzmir şehri, İzmir Körfezi'nin güneydoğu ucunda konumlanmıştır. Şehrin yüz ölçümü 944 km2'dir. İzmir'in deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 2 metredir.

📚 Kaynak: Bu içerik Vikipedi (Wikipedia)'den alınmıştır. İçerik CC BY-SA lisansı altındadır.
← Tüm Kişiler