🔞 Yudum’da neden 18 yaş sınırı var? Kararımızın gerekçesi ve yasal dayanağı

Fotoğraf Çekmeden Bakmak

kereM
Bu yazıyı yazan kereM 13 Eylül 2026 · 3 dk okuma · 6 okunma · Köşe Yazısı
Yazarı oyla

Telefonu çıkarıp çekmek bir anı saklamanın en kolay yolu gibi görünüyor. Peki kaydetmeye çalışırken o anı gerçekten görebiliyor muyuz?

Fotoğraf çekmeyi seven biri olarak bunu itiraf etmek biraz tuhaf ama söyleyeyim: son yıllarda en iyi hatırladığım anların çoğunun fotoğrafı yok. Tersine, telefonumda binlerce kare var ve çoğunun nerede, ne zaman çekildiğini bile hatırlamıyorum.

Kaydetmek, yaşamanın yerine geçince

Bir konserde sahneye bakan kalabalığı arkadan izleyin. Yüzlerce ekran havada, herkes aynı anı kaydediyor. Şarkı çalıyor ama çoğu kişi onu telefonun küçük ekranından, kadrajın düzgün olup olmadığını kontrol ederek dinliyor. O görüntüler çoğu zaman bir daha açılmıyor; açılsa da ses cızırtılı, görüntü titrek.

Burada bir değiş tokuş yapıyoruz. Anı saklamak için anın bir kısmından vazgeçiyoruz. Dikkatin yarısı olan biteni yaşamaya, yarısı onu belgelemeye gidiyor. Sonunda elimizde yarım bir hatıra ve yarım bir kayıt kalıyor.

Odunpazarı'nda bir öğleden sonra

Bunu ilk kez Eskişehir'de, çok iyi bildiğim bir sokakta fark ettim. Fotoğraf makinesinin pili bitmişti, telefonumu da evde unutmuştum. Odunpazarı'nın renkli evlerinin arasında iki saat dolaştım ve bir şey çekemeyeceğimi bildiğim için sadece baktım.

Daha önce onlarca kez çektiğim cumbaların ahşap işçiliğini ilk kez gördüm. Bir pencerenin önündeki saksıların sırasını, bir kapının üstündeki eski tarihi, köşedeki simitçinin sesini. Kadraj aramadığım için göz serbest kaldı; neyin güzel olduğuna değil, neyin orada olduğuna bakmaya başladı.

Fotoğrafçının bakışı

Buradan fotoğrafın kötü olduğu sonucu çıkmaz. İyi fotoğraf zaten bakmayı öğretir. Işığın nereden düştüğünü, gölgenin neyi sakladığını, bir yüzün hangi anda değiştiğini fark etmeyi sağlar. Film makinesiyle çalışan fotoğrafçıların her kareyi düşünerek çekmesi bundandı: otuz altı pozluk bir rulo, insanı seçici yapıyordu.

Sorun fotoğraf değil, sınırsızlık. Bin kare çekebildiğimizde hiçbirine gerçekten bakmıyoruz. Deklanşöre basmak bir karar olmaktan çıkıp bir refleks hâline geldi. Refleksle çekilen fotoğraf da çoğu zaman hiçbir şey anlatmıyor.

Hafıza bir arşiv değil

Hafıza bir arşiv gibi değil, daha çok bir hikâye anlatıcısı gibi çalışıyor. Bir anı hatırlarken onu yeniden kuruyoruz: kokusunu, sesini, o an ne hissettiğimizi. Fotoğraf bu yeniden kurmaya yardım edebilir ama yerini tutamaz. Hatta bazen tersi olur; fotoğrafı o kadar çok görürüz ki anının kendisini değil, fotoğrafı hatırlarız.

Çocukluk fotoğraflarının çoğunda bunu yaşıyoruz. O günü mü hatırlıyoruz, yoksa albümde yıllarca baktığımız kareyi mi? Çoğu zaman ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil.

Kendime koyduğum küçük kural

Bir süredir kendime basit bir kural koydum: bir yere vardığımda ilk on dakika telefonu çıkarmıyorum. Önce bakıyorum, dinliyorum, yürüyorum. Sonra gerçekten çekmek istediğim bir şey kalırsa onu çekiyorum. Genelde bir iki kare oluyor, bazen hiç.

İlginç olan, bu kuralla çektiğim fotoğrafların daha iyi olması. Çünkü artık neyi neden çektiğimi biliyorum. On dakika bakan göz, kadrajı da daha iyi kuruyor.

İzin istemek

Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde dolaşırken öğrendiğim bir şey daha var: fotoğraf çekmek her yerde aynı anlama gelmiyor. Bazı pazarlarda insanlar objektifi görünce yüzünü çeviriyor, bazılarında gülümseyip poz veriyor. İlk yıllarımda bunu pek umursamadan çekiyordum. Sonra bir pazarda, tezgâhının fotoğrafını çektiğim yaşlı bir kadının bana kırgın kırgın baktığını gördüm.

O günden beri insan çekeceksem önce soruyorum. Çoğu zaman izin veriyorlar; bazen de hayır diyorlar ve o hayır, çekemediğim fotoğraftan daha çok şey öğretiyor. Soru sormak bir sohbet başlatıyor. Tezgâhtaki peynirin nereden geldiğini, o sokağın eski adını, kadının kaç yıldır orada olduğunu öğreniyorsun. Fotoğrafı çekmesen bile o konuşma aklında kalıyor.

Paylaşmak için mi, hatırlamak için mi?

Bir de kendimize dürüstçe sormamız gereken bir soru var: bu fotoğrafı kimin için çekiyorum? Hatırlamak için mi, yoksa başkalarına göstermek için mi? İkisi de meşru ama farklı bakışlar istiyor. Paylaşmak için çekilen kare anı değil, anın vitrinini kaydediyor: en güzel açı, en iyi ışık, herkesin beğeneceği görüntü.

Hatırlamak için çekilen fotoğraf ise çoğu zaman kusurludur: bulanık bir yüz, yarım kalmış bir kahkaha, yanlış ışıkta bir sofra. Ama yıllar sonra açıldığında içinde bir ses, bir koku, bir sıcaklık taşır.

Belki mesele bakmakla çekmek arasında seçim yapmak değil, sırayı doğru koymak. Önce bakmak. Sonra, gerçekten gerekiyorsa, çekmek.

Yazıyı beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook

✍️ kereM — diğer yazıları

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

3790
haber
5963
kimdir
835
tarif
382
rüya tabiri
32
test
164
üye