Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Kafatasının tepesindeki üçüncü göz: hangi sürüngende var, hangisinde yok

Tuatara ve çoğu kertenkelede kafatasının tepesinde merceği ve retinası olan küçük bir göz var. 60'tan fazla genomu tarayan 2025 çalışması, yılanlarla gekkolarda bu organın ve genlerinin büsbütün silindiğini gösterdi.

Kafatasının tepesindeki üçüncü göz: hangi sürüngende var, hangisinde yok
Yaşam 6 Ekim 2026 10 dk okuma 5 okunma

Yeni Zelanda'da yumurtadan çıkmış bir tuatara yavrusunun kafasına yukarıdan bakarsanız, kafatasının tam ortasında saydam bir yama görürsünüz. Dört ila altı ay içinde o yama donuk pullarla ve pigmentle kapanır; dışarıdan bakan biri bir daha fark etmez. Oysa altında duran şey bir leke değil: kendi merceği, korneaya benzeyen bir tıkacı, çomak hücrelerini andıran basit bir retinası ve beyne giden incelmiş bir siniri olan üçüncü bir göz.

Bu organın adı paryetal göz ya da pineal göz. Adını, kafatasının tepesinde içinden geçtiği delikten alıyor — paryetal kemikler arasındaki pineal delik. Yeni Zelandalı araştırmacılar Ung ve Molteno, 2004'te Clinical & Experimental Ophthalmology dergisinde yayımladıkları histoloji çalışmasında yeni doğmuş tuataraların pineal karmaşığını ışık mikroskobuyla inceledi ve organın "korneaya benzer bir yapı, ilkel bir mercek ve basit bir retina" taşıdığını bildirdi.

Konu şu sıralar yeniden gündeme geldi, çünkü Anglia Ruskin Üniversitesi'nde hayvan bilimi öğretim üyesi olan Steven Allain, The Conversation'da kurbağa ve sürüngenlerin alışılmadık duyularını derleyen bir yazı yayımladı. Allain'in derlemesi kızılötesi çukur organı, derinin duyarlılığı ve manyetik yön bulmayı anlatıyor. Paryetal göze girmiyor — ama asıl kıyaslama noktası orada: bu organ, bir duyunun evrimde nasıl kaybedilebileceğinin de en net örneği.

Üçüncü göz ne yapıyor: üç deney, üç cevap

Paryetal gözün işlevi doğrudan görmek değil. Genome Biology and Evolution dergisinde 2025'te yayımlanan derlemelerinde Ricardo D. Romero ve Flávio S. J. de Souza, organın işlevini sorgulayan deneyleri şöyle topluyor: paryetal gözün işleyişi engellendiğinde kertenkelenin güneşte kaldığı süre ve vücut sıcaklığı değişiyor, günlük etkinlik düzeni bozuluyor. Üçüncüsü daha şaşırtıcı: aynı derlemeye göre kertenkelelerin uzayda yönlerini bulması için paryetal göz gerekli, çünkü hayvan kutuplanmış güneş ışığını bir pusula gibi kullanıyor. Romero ve de Souza ayrıca organın metabolizma hızı ve üreme denetiminde, muhtemelen melatonin üretimi üzerinden, rol oynayabileceğini belirtiyor — bu son maddeyi olasılık olarak yazıyorlar, kanıtlanmış bir mekanizma olarak değil.

İç yapısı da tuhaf. Chih-Ying Su, King-Wai Yau ve arkadaşları 2006'da Science'ta, kertenkele paryetal gözündeki tek bir ışık alıcı hücrenin içinde birbirine karşıt iki ışık yolu bulunduğunu bildirdi: maviye en duyarlı olan yol hücreyi hiperpolarize ediyor, yeşile en duyarlı olan yol depolarize ediyor. Aynı hücrede iki opsin var — mavi duyarlı pinopsin ve ekibin o çalışmada tanımlayıp parietopsin adını verdiği yeşil duyarlı opsin. Sinyal yolunda omurgalı çomak ve koni hücrelerinin transdusini yerine gustdusin-α ve Gαo çalışıyor. Su ve arkadaşlarının yorumu şu: omurgasızların kirpikli ışık alıcılarıyla omurgalıların çomak ve konileri arasında duran bir ara halka.

Walter Baldwin Spencer'in 1886'da çizdiği Anolis kertenkelesinin paryetal gözü
Walter Baldwin Spencer'in 1886'da çizdiği Anolis kertenkelesinin paryetal gözü — Walter Baldwin Spencer (1860—1929), Public domain (Wikimedia Commons)

Kimde kaldı, kimde silindi: 60 genomun tanıklığı

Romero ve de Souza'nın 2025 çalışması, 60'tan fazla kertenkele ve tuatara genomunu taradı. Gekkota, Iguania, Lacertoidea, Anguimorpha ve Scincoidea gruplarından türler incelendi. Buldukları tablo, organın varlığıyla genlerin varlığının birlikte gidiyor olması:

  • Tuatara, atasal beş görme dışı opsinin tamamını koruyor.
  • İşlevli paryetal gözü olan türlerde OPNPP, OPNPT ve ekibin yeni tanımladığı OPNLEP genleri de duruyor.
  • Gekkolar paryetal gözü yitirmiş; bu üç geni de topluca kaybetmişler.
  • Teiidler, gymnophthalmidler ve toprak altında yaşayan amfisbenler aynı durumda — organ yok, genler ya yok ya da işlevsiz kalıntı.
  • Yılanlarda paryetal göz hiç yok; OPNP, OPNPP ve OPNPT silinmiş, OPNLEP'ten yalnız parçalar kalmış. Yazarların açıklaması, yılanların gececi ve/veya toprak altı yaşayan atalardan türemiş olması.
  • Bukalemunlarda paryetal göz var ama yapısı körelmiş; OPNLEP yok.

Yeni gen, yazarların lepidopsin (OPNLEP) adını verdiği beşinci görme dışı opsin. Yalnızca tuatara ile kertenkele gruplarının genomlarında bulunuyor, başka omurgalılarda yok; latimeriada ve bazı ışınsal yüzgeçli balıklarda kalıntıları var. Yani omurgalı evriminde art arda yitirilmiş eski bir gen. Burada açık bir boşluk var ve yazarlar bunu kendileri söylüyor: lepidopsinin paryetal gözde ifade edildiğini "gelecek çalışmaların göstereceğini çok olası" buluyorlar — yani henüz gösterilmiş değil. Eşzamanlı başka bir çalışma proteinin morötesi bölgede, 360 nanometre civarında ışık emdiğini bildiriyor.

Türkiye bağı: Anadolu'nun kertenkeleleri üçüncü gözü koruyanlar arasında

Romero ve de Souza'nın tablosunda Lacertidae ailesi beş opsinin tamamına sahip ve "iyi gelişmiş paryetal gözlü" grup olarak geçiyor. Anadolu'nun kertenkele faunası ağırlıkla bu aileden: Lacerta, Darevskia, Anatololacerta, Ophisops, Phoenicolacerta, Apathya, Eremias cinsleri. Yani bir taş duvarda güneşlenen iri yeşil kertenkelenin ya da bir tarla kenarında koşan tarla kertenkelesinin kafasının tepesinde, pulun altında bu organ duruyor. Aile düzeyinde doğrulanmış bir bulgu bu; her Türkiye türünün ayrı ayrı ölçüldüğünü söylemek doğru olmaz.

Yılanın çukuru ısıyı "görmüyor" — çok daha zor bir iş yapıyor

Allain'in derlemesindeki en bilinen duyu, yılanların kızılötesi çukur organı. Allain'in anlattığı anatomi şöyle: çukur engereklerinde göz ile burun deliği arasında bir çift belirgin yüz çukuru bulunuyor; boalarda ve pitonlarda ağız çevresine dizili daha küçük çok sayıda dudak çukuru var. Bu yapılar, kızılötesi ışımadaki ufak değişimleri algılayabilen duyarlı sinir uçları taşıyor.

Mekanizmayı Elena Gracheva, David Julius ve arkadaşları 2010'da Nature'da çözdü. Çukur organı besleyen duyu sinirlerinin ifade profilini tarayıp kızılötesi alıcısının TRPA1 iyon kanalı olduğunu buldular. Çukur taşıyan yılanlardan alınan TRPA1 kopyaları, o güne dek belirlenmiş omurgalı iyon kanallarının en ısıya duyarlıları çıktı. Önemli ayrım şu: ekibe göre yılan kızılötesini gözdeki gibi fotokimyasal bir tepkiyle değil, çukur zarının ışıma yüzünden ısınmasıyla algılıyor. Yani organ bir kamera değil, çok hassas bir termometre dizisi.

Elmas sırtlı çıngıraklı yılanın başı; göz ile burun deliği arasındaki çukur organ açıkça görülüyor
Elmas sırtlı çıngıraklı yılanın başı; göz ile burun deliği arasındaki çukur organ açıkça görülüyor — Holger Krisp, CC BY 3.0 (Wikimedia Commons)

Burada popüler anlatımın en çok yanlış kurduğu nokta devreye giriyor. George S. Bakken ve Aaron R. Krochmal, 2007'de Journal of Experimental Biology'de çukurun optiğini ve ısı aktarımını birlikte modelledi. Sonuç, "yılan karanlıkta net bir ısı görüntüsü görür" fikriyle çelişiyor. Zarda oluşan görüntü bulanık ve sıcaklık karşıtlığı çok düşük; çukur odacığındaki havanın ısı iletmesi duyarlılığı ciddi biçimde kısıtlıyor, hele küçük gövdeli yılanlarda. Çukurun açıklığı, yarım metredeki küçük bir hedef için olması gerekenden geniş. Doğal zemin sıcaklıklarının deseni avı gizliyor, hatta yanıltıcı desenler üretiyor. Bakken ve Krochmal'ın vardığı hesap şu: davranışta gözlenen yeteneği açıklamak için zar üzerindeki duyu uçlarının 0,001 °C ya da daha küçük sıcaklık farklarına yanıt vermesi gerekiyor. Üstüne, yılanın sinir sistemi görüntüyü keskinleştiriyor olsa bile, hayvanın düzgün zeminli ve ısı karşıtlığı güçlü bir pusu yeri tercih etmesi şart. Yani iş, çukurun fiziğinden çok, sinir sisteminin yaptığı işleme dayanıyor.

Çukur organ Türkiye faunasında yok — ve engereği buna karıştırmamak gerek

Türkçede sık karıştırılan bir ayrım var: yüz çukuru Viperidae ailesinin tümünde değil, yalnız Crotalinae (çukur engerekleri) alt ailesinde bulunuyor. Bakken ve Krochmal'ın modellediği tür de bu alt aileden, Kuzey Amerika'da yaşayan Crotalus oreganus. Crotalinae'nin bugünkü yayılışı Orta Asya'dan doğuya ve güneye Japonya, Çin, Endonezya, Hindistan, Nepal ve Sri Lanka ile Amerika kıtalarıyla sınırlı; Geç Miyosen'de Avrupa'nın doğusuna kadar uzandıkları biliniyor ama orada artık yok.

Türkiye'de kayıtlı engerekler Vipera, Montivipera ve Macrovipera cinslerinden, yani Viperinae alt ailesinden. Bunların yüz çukuru yok. Dolayısıyla "Anadolu engereği karanlıkta ısıyla avlanır" cümlesi yanlış. Türkiye'de kızılötesi çukur organı taşıyan bir yılan yaşamıyor.

Deri bir duyu organı: 128 parmak ucu

Allain'in derlemesinin ikinci ekseni deri. Kurbağa ve semenderler deriden soluyup su alabiliyor, deri aynı zamanda korunma için toksin salgılıyor ve duyu alıyor. Allain'in kullandığı terim deri mekanoresepsiyonu: hayvanın gövdesi dokunmayı, basıncı ve titreşimi algılayan alıcılarla kaplı. Memelilerin yaptığı gibi çevreyi sürekli tarayıp bakmak yerine, kurbağa kımıldamadan durup çevresini deriyle izliyor. Allain'in vurgusu mantıklı: gereksiz kımıldayan bir kurbağa ya avını ürkütür ya kendini belli eder.

Bu derinin ne kadar ileri gidebildiğini gösteren çalışma geçen ay çıktı. UCLA'da bütünleşik biyoloji ve fizyoloji yardımcı doçenti Duncan Leitch'in yürüttüğü ekip, Journal of Comparative Physiology A dergisinde Surinam kurbağasının (Pipa pipa) parmak uçlarını inceledi. Dilsiz, neredeyse kör, tamamen suda yaşayan bu kurbağa Amazon'un bulanık sularında emişle avlanıyor. Taramalı elektron mikroskobu, her parmak ucunun art arda dörde bölünerek 16 lobçuğa ayrıldığını, hayvan başına 128 uç lobçuk düştüğünü gösterdi. Lobçuklardaki kubbe biçimli papilla yoğunluğu milimetrekarede 142 ± 18; komşu parmak derisinin yaklaşık dört katı.

Beyin tarafı daha çarpıcı. Ekibin optik tektumda yaptığı haritalamaya göre parmak uçları, ön bacak yüzeyinin yalnız %8'ini oluşturmasına karşın ön bacak temsilinin %34'ünü kaplıyor. UCLA'nın duyurusuna göre dokunmaya duyarlı ön bacak sinirlerinin %60'ı bu lobçuklarda toplanıyor ve kalibre edilmiş liflerle ölçülen eşikler, insan parmak ucu duyarlılığıyla aynı aralıkta çıkıyor. Ekip bu yapıyı somatoduyusal fovea diye adlandırıyor: yıldız burunlu köstebeğin dokunma fovea'sının benzeri. Leitch, UCLA duyurusunda şöyle diyor: "Bu loblar bana hemen, kurbağaların çevrelerindeki boşluğu hissetmek için uzattıkları antenlere bir ölçüde benzer göründü." Yüksek hızlı görüntülerde kurbağalar, karanlıkta bile yarım santimetre yakınındaki avı yakalıyor. Burada dikkat: fovea benzetmesi yapısal ve haritalama verisine dayanıyor; lobçukların başka işlevleri olup olmadığı sınanmış değil.

Surinam kurbağası (Pipa pipa), Berlin Doğa Tarihi Müzesi'nde
Surinam kurbağası (Pipa pipa), Berlin Doğa Tarihi Müzesi'nde — Anagoria, CC BY 3.0 (Wikimedia Commons)

Manyetik harita öğreniliyor — ama laboratuvarda

Allain'in en belirsiz bıraktığı duyu manyetoresepsiyon, yani Dünya'nın manyetik alanını algılama. Allain semenderlerin, kurbağaların, kaplumbağaların, timsahların ve bazı kertenkelelerin deney koşullarında manyetik alana yanıt verdiğini aktarıyor, hemen ardından önemli bir kayıt düşüyor: mekanizmalar ve ekolojik önem türden türe değişiyor. Bu dürüst bir sınır beyanı.

Alanın son büyük adımı Kayla Goforth, Kenneth J. Lohmann ve Catherine M. F. Lohmann'ın 2025'te Nature'da yayımladığı deney (cilt 638, s. 1015-1022). Genç kaba kafalı deniz kaplumbağalarına, gerçek bir coğrafi konuma karşılık gelen manyetik imzada yem verildi, başka bir imzada verilmedi. Kaplumbağalar iki imzayı ayırt etmeyi öğrendi; yemle ilişkilendirdikleri alana girince kendilerine özgü bir "kaplumbağa dansı" yaptılar. Goforth, çalışmayı duyuran bültende "Göçmen bir hayvanın farklı coğrafi bölgelerin manyetik imzalarını tanımayı öğrenip öğrenemeyeceğini ilk kez araştırdık" diyor. Kenneth Lohmann ise ayırt etme yeteneğinin "yalnız deniz kaplumbağalarının değil, pek çok hayvanın uzun mesafeleri nasıl yol aldığını" açıkladığını söylüyor.

Çalışmanın ikinci sonucu daha çok şey söylüyor: harita duyusu ile pusula duyusu ayrı mekanizmalara dayanıyor. Yani kaplumbağada iki manyetik duyu var — biri "neredeyim", öbürü "hangi yöne". Sınırı da net: bunlar havuz deneyleri. Ekibin kendisi, öğrenmenin sınırlarını, duyarlılığın derecesini ve öğrenilen bilginin gerçek yol almada nasıl kullanıldığını hâlâ araştırılacak sorular olarak sayıyor. Allain'in aktardığı 13.000 kilometreye varan göçlerin bu öğrenmeyle ne kadarının açıklandığı bilinmiyor.

Türkiye bağı: deneyin türü bizim kumsallarımızda yumurtluyor

Goforth ve arkadaşlarının çalıştığı tür Caretta caretta. Aynı tür, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında yumurtluyor: Anadolu Ajansı'nın aktardığı izleme verilerine göre Antalya'nın Belek kumsalı Akdeniz'in Zakintos'tan sonra en yoğun yumurtlama alanı ve bir sezonda 2.600 yuva kaydedildi; Dalyan'daki İztuzu kumsalında DEKAMER ekibi bir sezonda yaklaşık 150 yuva saydı. Yani manyetik harita öğrenme deneyinin öznesi soyut bir laboratuvar hayvanı değil, Muğla ve Antalya kumsallarından denize giren yavrularla aynı tür. Bu, deneydeki bireylerin Türkiye popülasyonundan geldiği anlamına gelmiyor — yalnız bulgunun hangi türe ait olduğunu somutlaştırıyor.

Beş duyu, beş farklı çözüm

Aşağıdaki tablo, yukarıda adı geçen çalışmalardan derlendi: paryetal göz satırı Romero ve de Souza'nın 2025 derlemesinden, çukur organ satırı Gracheva ve arkadaşlarının 2010 çalışmasından, deri satırı Leitch ekibinin 2026 çalışmasından, manyetik satır Goforth ve arkadaşlarının 2025 çalışmasından, dil satırı Allain'in derlemesinden.

DuyuHangi gruptaNe işe yarıyor
Paryetal (üçüncü) gözTuatara, lacertidler, iguanalar, varanlar, çoğu skinkGüneşte kalma süresi ve vücut sıcaklığı, günlük etkinlik düzeni, kutuplanmış ışıkla yön
Kızılötesi çukur organCrotalinae (çukur engerekleri), boalar, pitonlarZar ısınmasıyla sıcak avın karşıtlığını yakalamak; alıcı TRPA1
Deri mekanoresepsiyonuKurbağa ve semenderler; uç örnek Surinam kurbağasıDokunma, basınç, titreşim; bulanık suda hareketten av bulmak
Manyetik harita + pusulaDeniz kaplumbağaları, semenderler, kurbağalar, timsahlar, bazı kertenkelelerCoğrafi imzayı öğrenip tanımak ve yön tutmak (iki ayrı mekanizma)
Çatallı dilTüm yılanlarHavadaki kimyasal izi tatmak; av ve eş aramak

Sırada ne var

Üç soru açık duruyor ve üçü de kısa vadede yanıtlanabilir görünüyor. Birincisi lepidopsin: Romero ve de Souza genin varlığını gösterdi, paryetal gözde gerçekten ifade edilip edilmediği ise henüz ölçülmedi. İkincisi kaplumbağa: havuzda öğrenilen manyetik imzanın açık denizde nasıl kullanıldığını Goforth ve Lohmann ekibi kendi gelecek işi olarak sayıyor. Üçüncüsü yılan: Bakken ve Krochmal'ın hesabı, çukurun fiziğinin tek başına yetmediğini, işin büyük bölümünün sinir sisteminin görüntü işlemesinde olduğunu söylüyor — o işlemenin nasıl çalıştığı hâlâ tarif edilmiş değil.

Bu arada bir duyunun kaybı da edinilmesi kadar bilgi veriyor. Yılanların ve gekkoların genomunda duran kırık opsin kalıntıları, atalarının geceye ya da toprak altına geçtiğinin kalıcı kaydı. Kafatasının tepesindeki delik kapandığında, altındaki göz de birkaç milyon yıl içinde sessizce söküldü.

Fotoğraf: Michael Hamilton Digitaltrails, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Yaşam Masası

Bu içerik, Yudum Yaşam Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.