Yazılı sohbetAna sohbet odası — üye olmadan da gir Sesli ve görüntülüKonuşarak sohbet et, istersen kameranı aç Canlı yayınlarYayındakileri izle

Tiberius'un pelerini pembeydi: Roma'da renk ve koku gücün diliydi

Kopenhag'daki Glyptotek, 171 eserle Roma'da kıyafetin güç dilini anlatıyor: Tiberius heykelinin pelerini pembeydi, koku istasyonları zeytinyağı bazlı reçeteleri canlandırıyor. Burdur Müzesi'nden 18 eser de orada.

Tiberius'un pelerini pembeydi: Roma'da renk ve koku gücün diliydi
Kültür 6 Ekim 2026 7 dk okuma 5 okunma

Kopenhag'daki Ny Carlsberg Glyptotek'in salonlarında bembeyaz mermerden bir Tiberius duruyor: kaslı bir gövde, kalçadan aşağısını saran kalın bir kumaş. Yüzyıllardır bu beyazlık, antikiteyi hayalimizde canlandıran görüntünün kendisi oldu. Oysa mermerin gözeneklerinde kalan pigment izleri başka bir şey söylüyor. İmparatorun üzerindeki kumaş pembeydi.

Heykel, 1 Ekim 2026'da açılan ve 29 Mart 2027'ye kadar sürecek The Power of Fashion in the Roman Empire (Roma İmparatorluğu'nda Modanın Gücü) sergisinin tam ortasında. Müzenin kendi tanıtımına göre 171 eser ve 1.000 metrekareyi aşan alanla bu, kurumun tarihindeki en büyük antikite sergisi. Sergiyi hazırlayan küratör, Glyptotek'in kıdemli araştırmacısı Cecilie Brøns.

Serginin iddiası basit ama alışkanlıklarımızı zorluyor: Roma'da renk süs değil, okunabilir bir rütbe işaretiydi. Kumaşın dökümü, kemerin yüksekliği, ayakkabının derisi ve hepsinden çok boyanın rengi, karşıdan gelen adamın kim olduğunu söylerdi. Üstelik bu dil yalnız göze değil, buruna da hitap ediyordu; müze bu yüzden sergiye koku da koymuş.

Beyaz mermer bir yanılsama

Mermerin boyalı olduğu fikri yeni değil, ama bir heykelin hangi rengi taşıdığını söylemek titiz bir iş: yüzeyde kalan mikroskobik pigment taneleri, morötesi ve kızılötesi görüntüleme, kimyasal analiz. Brøns, The Art Newspaper'a verdiği bilgide polikrominin — yani antik heykeldeki renklendirmenin — Glyptotek'te uzun süredir temel bir araştırma alanı olduğunu, Roma kıyafetindeki rengin de serginin kalbinde duracağını söylüyor.

Tiberius'un pelerinindeki renk işte bu yolla bulundu. Müze, heykelin dijital olarak renklendirilmiş bir canlandırmasını da sergiye koyuyor. Burada küçük ama dürüst bir ayrım var: Glyptotek kendi metninde rengi "narin bir pembe tonu" diye tarif ediyor, Smithsonian Magazine ise haberinin başlığında "parlak pembe" diyor. Rekonstrüksiyonlar ölçümle başlar, ama son adımı bir yorumdur.

Brøns'ün müze açıklamasındaki sözleri serginin düğümünü veriyor: "Antikitenin modasını araştırmak, Roma İmparatorluğu'nun portre heykellerini anlamanın anahtarını veriyor; heykellerin arkasındaki insanlar kimdi, nasıl bir toplumun ve hangi güç yapılarının parçasıydılar."

Pembe neden erkeğin rengiydi

Bugün pembeyi kadın rengi sayan refleks, Roma'nın renk dağarcığıyla hiç uyuşmuyor. Brøns'ün aynı açıklamadaki ifadesiyle: "Antikitede insanların tercih ettiği estetik ve renkler, modern cinsiyet kalıplarıyla örtüşmek zorunda değil. Bugün pembe giymiş yarı çıplak bir hükümdar şaşırtıcı gelebilir; ama Romalılar için bu, gücün, lüksün ve tanrısal yetkenin açık bir görsel beyanıydı."

Latincede bu renk ailesinin adı purpura. Türkçeye "mor" diye çevirmeye alıştığımız kelime aslında pembeden koyu erguvana uzanan geniş bir aralığı kapsıyordu, çünkü hepsi aynı kaynaktan geliyordu. Serginin bir başka örneği de rengin sınıf bildirdiğini gösteriyor: The Art Newspaper'ın aktardığına göre azatlı bir köle olan Fundilius Doctus'un togası kırmızı ya da turuncuya boyanmıştı; renk, onun eski statüsünü de görünür kılıyordu.

SergiThe Power of Fashion in the Roman Empire
KurumNy Carlsberg Glyptotek, Kopenhag
Tarih1 Ekim 2026 – 29 Mart 2027
Eser sayısı171
Alan1.000 m²'den fazla
KüratörCecilie Brøns
KatalogCecilie Brøns ve Anna Manly editörlüğünde, Danca ve İngilizce
Dikkat çeken ödünçlerBritish Museum'dan üç tunik; Burdur Müzesi'nden Septimius Severus portresi

Tablodaki bilgiler Glyptotek'in sergi sayfası ile The Art Newspaper'ın haberinden derlendi.

Rengin fiyatı bir salyangozdan geliyordu

Bir rengin itibarı, Roma'da onu üretmek için gereken malzemenin ne kadar zor bulunduğuyla ters orantılıydı. Purpura, Akdeniz'de yaşayan yırtıcı deniz salyangozlarının salgı bezlerinden elde ediliyordu. Smithsonian'ın hatırlattığı üretim ayrıntısı, işin neden pahalı olduğunu tek cümlede anlatıyor: Romalılar, aradıkları pigmenti çıkarmak için salyangozları kurşun kaplarda günler boyunca kaynatıyordu.

Mor boya elde edilen Bolinus brandaris deniz salyangozunun dikenli kabuğu
Mor boya elde edilen Bolinus brandaris deniz salyangozunun dikenli kabuğu — James St. John, CC BY 2.0 (Wikimedia Commons)

Bu yüzden itibarlı renklerin listesi de sabit durmuyordu. Serginin kataloğuna yazan Vassar College'ın emeritus sanat tarihçisi Eve D'Ambra'nın sözünü New York Times muhabiri Nicolas Liney aktarmış, Smithsonian da ondan alıntılamış: "En prestijli boyaları edinme çabası, hareketli bir hedefi vurmaya benziyordu." Bir renk yaygınlaştıkça değerini yitiriyor, elit bir sonraki zor rengin peşine düşüyordu.

Anadolu kıyısında bir mor atölyesi

Bu üretim zincirinin somut kalıntısı Türkiye kıyılarında duruyor. Antalya'nın Demre ilçesindeki Myra-Andriake antik kentinde, Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Nevzat Çevik'in 2009'dan beri yürüttüğü kazılarda mor boya üretim atölyeleri ortaya çıkarıldı. Türk basınına yansıyan açıklamalara göre liman agorası, asıl işlevini yitirdikten sonra bir boya üretim merkezine dönüşmüş; alanda tonlarca kırılmış murex kabuğu ve çok sayıda amfora parçası bulundu. Üretimin MS 5. yüzyıldan sonra yoğunlaştığı belirtiliyor.

Aynı açıklamalarda işin en çarpıcı teknik kuralı da anlatılıyor: salyangoz ölürse istenen renk alınamıyordu. Bu yüzden denizden toplanan hayvanlar su dolu kaplarda taşınıyor, işleneceği ana kadar canlı tutuluyordu. Yani mor, yalnız bir boya değil, kıyı kentlerinin lojistiğini ve ekonomisini biçimlendiren bir sanayiydi. Rengin Fenike limanı Tyros'la kurulan ünlü bağı bir yanı; Lykia kıyısındaki bu atölyeler ise aynı zincirin Anadolu halkası.

Burdur'dan Kopenhag'a: aslan derisi çizmeler

Serginin Türkiye bağı yalnız arka planda değil, vitrinde de var. Glyptotek, Burdur Arkeoloji Müzesi'nden kolosal bir Septimius Severus portresini ödünç aldı; imparator, aslan derisinden çizmeler giyiyor. Müzenin notuna göre eser ilk kez Türkiye dışında gösteriliyor. The Art Newspaper, Burdur'dan gelen parçaların bir baldır bölümü ile bir baş olduğunu ve ayakkabı bölümünde sergilendiğini yazıyor.

Euronews Türkçe'nin haberine göre Burdur Müzesi'nden toplam 18 eser Kopenhag'a gitti; bu eserler British Museum, Danimarka Ulusal Müzesi ve Thorvaldsens Museum koleksiyonlarından gelen parçalarla birlikte sergileniyor. Burdur Müzesi'nin koleksiyonu büyük ölçüde Kibyra ve Sagalassos kazılarına dayanıyor, ama bu Severus portresinin hangi antik kentten geldiği yayımlanan metinlerde belirtilmiyor.

Kokunun da bir sınıfı vardı

Serginin en alışılmadık bölümü gözle değil burunla gezilen kısmı. Glyptotek, Danimarkalı cilt bakım şirketi Karmameju ile çalışarak antik reçetelerden esinlenen kokular hazırlamış. Dört ayrı "koku istasyonu", Roma'da erkeklerin özel günlerde kullandığı çiçeksi notaları ve müzenin ifadesiyle kadınlar arasında yaygın olan "daha güçlü, daha keskin" parfümleri ziyaretçiye koklatıyor.

Doğu Akdeniz'de MS 1. yüzyılda yapılmış cam koku şişesi, unguentarium
Doğu Akdeniz'de MS 1. yüzyılda yapılmış cam koku şişesi, unguentarium — Rama, CC BY-SA 2.0 fr (Wikimedia Commons)

Peki Roma parfümünün gerçekte nasıl koktuğunu nereden biliyoruz? Elimizde en azından bir kapalı kap var. İspanya'nın Carmona kentinde (antik Carmo) 2019'da bir anıt mezarda bulunan, hyalin kuvarstan yapılmış küçük bir amfora biçimli şişe, dolomit bir tıpa ve bitümle sızdırmaz biçimde kapatılmıştı. Córdoba Üniversitesi'nden Prof. José Rafael Ruiz Arrebola'nın yürüttüğü ekip, Carmona'nın kent arkeologu Juan Manuel Román'la birlikte içeriği X-ışını kırınımı, gaz kromatografisi ve kütle spektrometrisiyle çözümledi ve sonucu İsviçre'de yayımlanan Heritage dergisinde duyurdu.

Çıkan sonuç iki parçalı: kokunun kaynağı, Hindistan kökenli Pogostemon cablin bitkisinden gelen paçuli; taşıyıcısı ise büyük olasılıkla zeytinyağı. Ekip zeytinyağı konusunda kesin konuşmuyor, "muhtemelen" diyor. Yine de tablo tutarlı: Roma'nın koku ekonomisi zeytinyağı gibi yerel ve bol bir taşıyıcının üstüne, çok uzaktan gelen pahalı bir aroma oturtmaya dayanıyordu. Rengi salyangozdan, kokuyu Hint Okyanusu'nun ötesinden getiren aynı mantık.

Antik dedikodu, kulaklıkla

Sergi, bu görsel ve kokusal dilin nasıl denetlendiğini de duyurmak istiyor. Müzenin kurduğu 12 dinleme noktasında ziyaretçi, Romalı yazarların sözlerini bugünün seslerinden dinliyor; metinler, güçlü çağdaşlarının kıyafet tercihlerinin onların yöneticilik kabiliyeti hakkında ne söylediğine dair dedikodu, hiciv ve iğneleyici yorumlardan oluşuyor. Yani Roma'da giyim bir beyandı, ama aynı zamanda eleştiriye açık bir yüzeydi.

Brøns'ün The Art Newspaper'a hatırlattığı bir sınır da burada işe yarıyor: heykelde gördüğümüz kıyafet, mutlaka giyilen kıyafet değil. Örneğin Traianus heykelindeki pileli tunik, deri zırh gömleği, göğüs zırhı ve pelerinden oluşan tören kılığının gündelik hayatta böyle kullanılmış olması pek olası değil. Bu kıyafetler halka gücü göstermek için tasarlanmış görüntülerdi; gerçek dolaplar, Glyptotek'in koleksiyonundaki kumaş parçaları gibi daha sade şeylerle doluydu.

Sırada ne var

Serginin akademik ayağı, Cecilie Brøns ile Anna Manly'nin editörlüğünde Danca ve İngilizce hazırlanan, uluslararası yazarların katkı verdiği hakemli bir katalog. Renk rekonstrüksiyonlarının asıl testi de orada: hangi pigment hangi yöntemle, hangi güven aralığıyla tespit edildi? Pembenin tonu "narin" mi "parlak" mı sorusu, yalnız estetik bir tartışma değil; bir imparatorun kendini hangi ekonomik eşikte konumlandırdığını da gösteriyor.

Açık kalan soru şu: Andriake'deki gibi atölyelerde üretilen boyaların kimyasal imzası, müzelerdeki heykellerin yüzeyinde kalan izlerle eşleştirilebilir mi? Eğer bir gün üretim yeri ile boyalı yüzey arasında doğrudan bir bağ kurulabilirse, "pembe giymiş imparator" cümlesi bir rekonstrüksiyon olmaktan çıkıp bir tedarik zinciri haritasına dönüşür.

Fotoğraf: Jamie Heath, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Kültür Masası

Bu içerik, Yudum Kültür Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete Katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

1998'den beri sohbetin adresi

Üye olmadan girebileceğin sohbet odaları, sesli ve görüntülü sohbet, kesintisiz canlı radyo, tarayıcıdan oynanan oyunlar ve her gün yenilenen içerik. Kurulum yok, ücret yok — tarayıcını aç ve katıl.