🔞 Yudum’da neden 18 yaş sınırı var?🛡️ Sohbete neden bağlanamıyorum?

Parşömen bir biyolojik arşivmiş: el yazmalarında 3.500 yıllık virüs izi

York İncilleri'nin yapraklarından silgi kırıntısıyla alınan örneklerde koyun çiçeği virüsünün DNA'sı çıktı. Hayvan derisinden yapılmış kitaplar, hastalık tarihinin şimdiye dek okunmamış arşivi olabilir.

Parşömen bir biyolojik arşivmiş: el yazmalarında 3.500 yıllık virüs izi
Teknoloji 18 Eylül 2026 7 dk okuma 2 okunma

Canterbury'de, 990 ile 1020 yılları arasında bir yerde, bir yazıcı elindeki kalemi özenle seçilmiş ince bir buzağı derisine bastırdı. Bin yıl sonra aynı kitabın yapraklarına bu kez yumuşak bir silgi değdi; konservatörlerin yüzey temizliğinde zaten yaptığı bir işlem sırasında dökülen kırıntılar atılmayıp toplandı. O kırıntılardan çıkan bilgi metinle ilgili değildi: derisi sayfaya dönüşen hayvanlardan bazıları ölümcül bir virüs taşıyordu.

York İncilleri'nin üç ayrı yaprağında, koyun çiçeği virüsünün (sheeppox virus, kısaca SPPV) DNA'sı bulundu. Virüs koyun ve keçilerde ateş, deride ve iç organlarda çiçek benzeri yaralar yapıyor; genç hayvanlarda ölüm oranı yüksek, yün ve süt verimini de düşürüyor.

Bu, tek bir kitaba dair bir merak değil. Son yirmi yılda antik DNA insan hastalıklarının tarihini yeniden yazdı; veba basilinin ya da çiçek virüsünün geçmişi iskeletlerden okundu. Hayvan hastalıklarında ise elde neredeyse hiçbir şey yoktu, çünkü hasta bir koyun arkasında incelenecek bir iskelet bırakmaz. Oysa Avrupa kütüphaneleri, yapıldığı tarih ve yer çoğu zaman bilinen milyonlarca sayfalık hayvan derisiyle dolu. Yeni çalışma, o sayfaların bir doku bankası gibi okunabileceğini gösteriyor.

Çalışma ne yaptı, ne buldu

Sonuçlar Science Advances dergisinde "Three thousand five hundred years of sheeppox virus evolution inferred from archaeological and codicological genomes" başlığıyla 2026'da yayımlandı. Ekibe University College Dublin (UCD) öncülük etti; genetikçilerin yanında tarihçiler, virologlar, protein kimyacıları ve el yazması konservatörleri de yer aldı. Örnekler Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi, Trinity College ve Corpus Christi College, Londra'daki Lambeth Palace Kütüphanesi, Viyana'daki Avusturya Ulusal Kütüphanesi, Yale Üniversitesi ve Fransa'daki koleksiyonlardan geldi.

Makaledeki sayılar şöyle:

Taranan örnekAvrasya genelinde 754
Viral iz görülen41 örnekte en az beş benzersiz viral okuma
Elde edilen genom21 yeni antik SPPV genomu
Pozitif el yazması18 (17 parşömen, 1 kâğıt), yaklaşık 700-1450 arası üretim
En eski izYaklaşık 3.700 yıl öncesi, Kazakistan'da Tunç Çağı koyun dişi
York İncilleri3 pozitif yaprak; ikisi kitabın özgün bölümünden, biri sonradan eklenen ortaçağ belgesinden

En çok pozitif yaprak, Yale'de bulunan ve bir dönem Vinland Haritası tartışmasıyla anılan Speculum historiale parçasından çıktı: dört yaprak. Pozitif örnekler sekizinci yüzyıldan on dördüncü yüzyıla uzanıyor ve Britanya, Fransa, Avusturya ile Yukarı Ren bölgesine dağılıyor.

UCD'den doktora araştırmacısı Louis L'Hôte, kurum bülteninde bulguyu şöyle özetliyor: "Patojenlerin antik DNA'sının elde edilmesi, geçmişteki bulaşıcı hastalıklara bakışımızı tümüyle değiştirdi; burada parşömenin hayvan patojenlerinin DNA'sını da koruyabildiğini gösteriyoruz."

Bir deri nasıl sayfaya, sayfa nasıl arşive dönüşür

Parşömen kâğıt değildir, işlenmiş deridir. Yüzülen deri önce kireçli suyla dolu bir çukurda bekletilir; kıl bu aşamada çözülüp sıyrılır. Sonra deri ahşap bir çerçeveye gerilir, yarım ay biçimli bir kazıyıcıyla inceltilir ve gergin biçimde kurutulur. Ortaya çıkan şey, yazı tutan ince ve kuru bir kolajen tabakasıdır.

Jost Amman'ın 1568 tarihli tahta baskısında bir parşömenci, ahşap çerçeveye gerilmiş deriyi yuvarlak bir kazıyıcıyla inceltiyor.
Jost Amman'ın 1568 tarihli tahta baskısında bir parşömenci, ahşap çerçeveye gerilmiş deriyi yuvarlak bir kazıyıcıyla inceltiyor. — Print made by: Jost Amman Published by: Sigmund Feierabend, Public domain (Wikimedia Commons)

Bu zanaatın ayrıntısı, çalışmanın en tuhaf bulgusunu açıklamak için de gerekli. UCD Tarım ve Gıda Bilimleri Okulu'ndan Doç. Dr. Kevin G. Daly, Helmholtz One Health Enstitüsü'nün duyurusunda "Parşömen yapımı yok olmaya yüz tutmuş bir zanaat sayılıyordu, ama geçmişten ne kadar çok şey sakladığını daha yeni anlıyoruz" diyor.

Silgi kırıntısıyla bilim: biyokodikoloji

Bir kütüphane, bin yıllık bir İncil'den doku örneği almanıza izin vermez. Bu yüzden alanın anahtarı, örneklemenin kendisi oldu. 2015'te Trinity College Dublin ve York Üniversitesi'nden bir ekip, PVC silginin parşömen yüzeyinde gezdirildiğinde statik elektrikle mikroskobik parçacıkları kaldırdığını gösterdi. Konservatörler zaten bu temizliği yapıyordu; yeni olan, çöpe giden kırıntının laboratuvara gitmesiydi.

Bu yaklaşım, kitapları biyolojik bir belge gibi okuyan bir alt alan doğurdu: biyokodikoloji. Royal Society'nin bilim dergisinde 2017'de yayımlanan York İncilleri incelemesi bunun ne kadar ileri gidebileceğini göstermişti. Ekip kitabın 86 yaprağını tarayıp derinin hangi hayvandan geldiğini belirledi, yüzeyde Propionibacterium ve Staphylococcus gibi insan derisi bakterileri saptadı; yüzey örneklerindeki dizilerin ortalama yüzde 11,1'i (yaprağa göre yüzde 4,2 ile 20,8 arası) insan DNA'sıydı. Yani yüzyıllar boyunca o sayfaya dokunan, öpen, üzerine yemin eden insanların izi hâlâ oradaydı.

Trinity College Dublin'in YouTube kanalında yayımladığı "Scientists Reveal Parchment's Hidden Stories" başlıklı videoda ekip, parşömenin sakladığı biyolojik bilgiyi ve bu örnekleme fikrini anlatıyor.

Koyun virüsü neden buzağı derisinde çıktı

Çalışmanın en beklenmedik sonucu burada. Pozitif çıkan 17 parşömen yaprağının 10'u buzağı, 4'ü keçi, yalnızca 3'ü koyun derisiydi. Koyun çiçeği virüsünün ağırlıklı olarak sığır derisinde görünmesi ilk bakışta anlamsız.

Yazarlar üç olasılık sıralıyor. Birincisi, virüsün gerçekten türler arasına geçmiş olması; bu, bugün nadir görülen bir durum. İkincisi ve daha olası olanı, bulaşmanın atölyede gerçekleşmiş olması: aynı kireçli su çukurunda işlenen derilerden biri hasta bir hayvana aitse, kabuk ve kalıntılar diğer derilere bulaşabilir. Üçüncüsü, kâğıt örneği için geçerli: kâğıt üretiminde kullanılan hayvansal aharlama maddeleri viral DNA taşımış olabilir.

Bu, bulgunun sınırını da çiziyor. Bir yaprakta virüs DNA'sının bulunması, o deriyi veren hayvanın hastalıktan öldüğünü tek başına kanıtlamıyor. Yazarların kireç çukuru açıklaması tam olarak bu ihtimali gündeme getiriyor; kitabın söylediği şey "bu hayvan hastaydı" değil, "bu derilerin geçtiği süreçte virüs oradaydı".

Üç bin yıldır neredeyse hiç değişmemiş bir virüs

Antik genomlar bir de sürpriz bir durağanlık gösterdi. Modern koyun çiçeği virüsünde işlevini yitirmiş dokuz gen var; bu genlerin dokuzu da, çalışmadaki en eski genomda, yani yaklaşık 3.700 yıllık örnekte, zaten kapalıydı. Yazarlar bunu şöyle yorumluyor: gen kayıpları, SPPV soyunun ayrılmasından yaklaşık 1.600 yıl sonra ve hızla gerçekleşmiş; demek ki bu genler virüsün koyuna uyum sağlamasında merkezi rol oynamış. Sonraki üç bin yılda ise yeni gen kaybı görülmüyor. İnsan çiçek virüsünün aynı dönemde geçirdiği belirgin değişimle karşılaştırıldığında, koyun çiçeği virüsü şaşırtıcı biçimde sabit kalmış.

Soy ağacı hesapları ise şunu söylüyor: capripoksvirüs ailesinin üç büyük kolu (koyun çiçeği, keçi çiçeği ve sığırlarda nodüler deri hastalığı yapan LSDV) 11.500 ile 3.700 yıl önce arasında ayrılmış. Koyun çiçeği virüsünün diğerlerinden ayrılma tarihi için ortanca değer yaklaşık 5.000 yıl önce; güven aralığı 3.662 ile 7.794 yıl öncesi arasında geniş bir bant çiziyor. Bu aralığın genişliği tesadüf değil, çalışmanın kendi kısıtından geliyor.

Yazarların kendi koyduğu sınırlar

Makale, sonuçların temkinli okunmasını gerektiren noktaları açıkça yazıyor:

  • Tarihlemedeki zaman sinyali neredeyse tümüyle antik SPPV genomlarından geliyor; keçi çiçeği ve LSDV soyları için elde antik genom yok, dolayısıyla bu soyların farklı hızlarda evrimleşmiş olma ihtimali dışlanamıyor.
  • Coğrafi kapsam dar: Avrasya stepi ile Batı Avrupa. Arada kalan geniş bir alan örneklenmedi.
  • Arkeolojik diş örneklemesi sınırlı sayıda.
  • 754 örnekten yalnızca 41'i eşiği geçti; yöntem çalışıyor ama verimi düşük, bir örnekte iz bulunamaması orada hastalık olmadığı anlamına gelmiyor.

Bir başka nokta da tarihsel kayıtla ilişki. Makale, birinci yüzyıl Roma kaynaklarının koyunlarda deri yaralarıyla seyreden hastalık çıkışlarını anlattığını, 13-16. yüzyıllarda Fransa, İspanya ve İngiltere'de tarım risalelerinde ve hesap defterlerinde "pockes" ya da "variola" kayıtlarının sıklaştığını aktarıyor. Ama genomların tarihleriyle belgelerdeki belirli hastalık dalgalarını birebir eşleştirmiyor. Bu eşleştirme henüz yapılmış değil.

Türkiye'den bakınca

Koyun-keçi çiçeği tarihe karışmış bir hastalık değil. İbrahim Sözdutmaz ve Hakan Bulut'un Atatürk Üniversitesi Veteriner Bilimleri Dergisi'nde 2010'da yayımladığı çalışmaya göre hastalık Türkiye'de endemik olarak görülüyor ve ihbarı mecburi hayvan hastalıkları kapsamında yer alıyor. Aynı çalışma, sahadaki bildirimlerin genellikle klinik belirtilere dayandığını, bunların ancak çok azının ulusal referans enstitülerinde laboratuvarda doğrulandığını da not ediyor.

Araştırmacılar Erzurum, Ağrı, Iğdır, Erzincan ve Kars'ta 11 hastalık odağındaki 53 hayvandan 168 örnek almış; PZR ile deri örneklerinin yüzde 96,2'sinde, akciğer örneklerinin yüzde 90,4'ünde virüs DNA'sı saptamıştı. Yani bin yıl önce bir buzağı derisinde iz bırakan virüs ailesi, bugün de Doğu Anadolu'daki sürülerde teşhis ediliyor.

Sırada ne var

Helmholtz One Health Enstitüsü'nde patojen evrimi bölümünün başındaki Sébastien Calvignac-Spencer'a göre bu tür uzun zaman kesitlerinin değeri, "insanın çevreyi biçimlendirmesinin patojen evrimini nasıl kökten değiştirdiğini" işaret edebilmesinde. Sürülerin büyümesi, hayvanların uzak mesafelere taşınması ve yerleşik hayvancılık, virüslerin önünü açan koşullar.

L'Hôte'nin Smithsonian dergisine söylediği cümle ise alanın asıl kapısını aralıyor: dünyanın dört bir yanındaki arşiv ve kütüphaneler de geçmişteki hayvan hastalığı çıkışlarının genetik izlerini barındırıyor olabilir.

Bu cümlenin pratik karşılığı büyük. Çalışma Batı Avrupa koleksiyonlarıyla ve Avrasya stepiyle sınırlı kaldı; Anadolu'daki yazma eser kütüphaneleri dahil, Avrupa dışındaki devasa koleksiyonlara bu tarama hiç değmedi. Üstelik pozitif çıkan örneklerden birinin kâğıt olması ve yazarların bunu hayvansal aharlama maddelerine bağlaması, arşivlerin yalnız parşömen bölümünün değil kâğıt bölümünün de sorgulanabileceğini düşündürüyor.

Açık soru şu: bir kütüphane katalogu aynı zamanda bir hastalık haritası olarak okunabilir mi? Bunun için gereken şey yeni bir teknoloji değil; tarihi ve yeri belli yeterince çok sayfa, bir de o sayfalara silgi sürmeye razı yeterince kurum.

Fotoğraf: Auteur anonyme, CC0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Teknoloji Masası

Bu içerik, Yudum Teknoloji Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

2362
haber
5978
kimdir
836
tarif
383
rüya tabiri
33
test
192
üye