İki kez psikoz geçiren filozofun tezi: Delilik, felsefenin pratiği mi?
Hollandalı filozof Wouter Kusters, iki psikoz döneminin ardından deliliğin bir iletişim çöküşü değil, felsefenin pratikte yaşanmış hali olduğunu savunuyor. Peki psikiyatri tarafı ne diyor?
Hollandalı filozof ve dilbilimci Wouter Kusters, hayatının iki ayrı döneminde, her biri kabaca iki ay süren bir hâlin içinde kaldı; psikiyatristler bu dönemlerde ona "psikotik" teşhisi koydu. MIT Press Reader'da yayımlanan ve Big Think'in de aktardığı yazısında o dönemlerde nelere inandığını tek tek sayıyor: kırk yaşın üstündeki herkesin dünyadaki bütün dilleri anında anladığına, dolayısıyla diller arasında gerçek bir fark olmadığına; düşünmek ile var olmak arasında hiçbir uçurum bulunmadığına; telepati yapabildiğine; internetin babası ile amcası tarafından icat edildiğine ve bilge yaşlı adamlardan oluşan gizli bir birliğin onu casus yazılımla izlediğine. Dünyanın düz olduğuna, uçmanın bir yanılsama olduğuna da inanmıştı.
Bu liste bir hasta dosyasından değil, bir felsefe kitabından geliyor. Kusters'in A Philosophy of Madness: The Experience of Psychotic Thinking (Deliliğin Felsefesi: Psikotik Düşünmenin Deneyimi) adlı kitabı MIT Press tarafından 1 Aralık 2020'de yayımlandı; İngilizceye Nancy Forest-Flier çevirdi. Yayınevinin künyesine göre kitap, Hollanda dilinde yazılmış en iyi felsefe kitabına verilen Socrates Ödülü'nü 2015'te kazandı. Big Think'te 18 Eylül 2026'da çıkan metin, bu kitaptan uyarlanmış bir bölüm.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Kusters'in tezi tek cümleye sığıyor: Kuramsal düşünümlerin pratikteki karşılığı, delinin çöküşüdür. Yani ona göre delilik, felsefenin yaşanmış hali. Bu, kulağa bir söz oyunu gibi geliyor; ama iddianın arkasında hem psikiyatrinin hem felsefenin uzun süredir deliliğe neden uzak durduğuna dair somut bir açıklama var.
"Dopamin bozukluğu" neyi anlatır, neyi anlatmaz
Kusters'in çıkış noktası bir biyoloji reddi değil, bir kapsam itirazı. Yazdığına göre bir psikozun "dopamin düzeyi bozukluğu" olduğunu söylemek, o dünyanın içeriden nasıl göründüğü hakkında hiçbir şey söylemiyor. Kendi cümlesiyle: "Delilikle beyin arasında bir bağlantı bulunsa bile, deliliğin gerçekte ne olduğunu yine anlamış olmayız." Deli beynin maddesini bilebiliriz, diyor, tinini değil.
Bu ayrımın kendisi Kusters'in icadı değil. Psikiyatrinin kendi içinden çıkmış, yüz yıllık bir ayrım.
Tezin kökü: Jaspers'in 1913'te açtığı iki yol
Karl Jaspers'in 1913'te yayımladığı Genel Psikopatoloji, psikiyatri tarihinin dönüm noktalarından sayılıyor. Tsutomu Kumazaki'nin History of Psychiatry dergisinde 2013'te yayımlanan incelemesine göre Jaspers, ruhsal olayların ele alınışını ikiye ayırdı: anlama (Verstehen) ve nedensel açıklama (Erklären). Anlamlı bağlantılar açık olduğunda, Jaspers'in deyişiyle "bir ruhsal olayın bir diğerinden nasıl doğduğunu empatiyle anlarız". Bir olay bir diğerini "büsbütün anlaşılmaz biçimde" izlediğinde ise anlama "sınırına ulaşır" ve nedensel açıklamaya geçilir.
Jaspers bu ikisini rakip değil, birbirini tamamlayan yollar sayıyordu; Kumazaki'nin aktardığına göre "nedenlerin keşfinin bir sınırı yoktur" diye yazmıştı. Kusters'in yaptığı, yüz yıl sonra terazinin "anlama" tarafına ağırlık koymak. Ona göre terazi bugün neredeyse bütünüyle açıklama tarafına yatmış durumda: tıp mesleği deliliği kendi uzmanlık alanı ilan etti ve onu bir beyin sorununa dönüştürdü.
Foucault ve Deleuze: deliliği aklın dışına kim attı?
Kusters'in yaslandığı ikinci damar Fransız. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin Foucault maddesine göre Folie et déraison 1961'de yayımlandı, 1972'de L'histoire de la folie à l'âge classique adıyla yeniden basıldı. Aynı maddeye göre Foucault'nun savı şuydu: deliliğin "akıl hastalığı" olarak yeniden tanımlanması tarafsız bir bilimsel keşif değil, "son derece tartışmaya açık toplumsal ve ahlaki bağlanmaların ürünü"ydü.
Türkçe okur için bu kitap uzak değil: Deliliğin Tarihi, P. Burcu Yalım'ın yeni çevirisiyle Ayrıntı Yayınları'ndan bu ay yeniden yayımlandı. Kusters'in kitabının ise henüz Türkçesi yok.
Gilles Deleuze ile Félix Guattari'nin 1972 tarihli Anti-Oidipus'u, Kusters'in aktarımıyla, deli deneyimini bambaşka bir çerçeveye oturtuyor: Deleuze'e göre "şizofrenik süreç"ten geçen kişi düşünme ve deneyimin bir doruğuna ulaşır, çağının toplumsal kalıplarının dışına çıkar. Kusters'in Immanuel Kant okuması da buraya bağlanıyor. Ona göre Aydınlanma'nın en etkili filozofunun devasa kavram mimarisi, dünyanın güvenilirliğini, bilginin kesinliğini ve deneyimin istikrarını ayakta tutmak için kurulmuştu; yani akıllı bireyi deli muadilinden korumak için.
Aklını yitiren filozoflar listesi ve bir düzeltme
Kusters'in yazısının en çok dolaşacak bölümü, felsefe yaparken sınırı aşanların listesi: üçüncü yüzyıl Yeni-Platoncusu Plotinos'un "Bir"le temas anları, Thomas Aquinas'ın yazmayı bırakması, Blaise Pascal'ın "ateş" gecesi, Friedrich Nietzsche'nin Torino'daki çöküşü. Bu olayların tarihleri bağımsız kaynaklardan da doğrulanabiliyor.
| Düşünür | Olay | Tarih |
|---|---|---|
| Thomas Aquinas | Napoli'de yaşadığı bir deneyimin ardından yazmayı tümüyle bıraktı | 1273 sonu |
| Blaise Pascal | Memorial adlı kısa metni yazdığı gece; kâğıdı ölümüne dek ceketinde taşıdı | 23 Kasım 1654 |
| Friedrich Nietzsche | Torino'da sokakta yığıldı; bir daha tutarlı biçimde yazamadı | Ocak 1889 |
Tablodaki üç kayıt da Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin ilgili maddelerinden. Aquinas maddesine göre filozof, Napoli'de geçirdiği bir buçuk yılın ardından yazmayı bıraktı ve bunu "Yazdığım her şey, bana şimdi açılana kıyasla saman gibi görünüyor" sözüyle açıkladı; 7 Mart 1274'te öldü. Pascal maddesine göre ise Pascal 23 Kasım 1654 gecesi "rüyaya benzer ya da esrimeli" bir deneyim yaşadı, bunu Memorial adlı kısa bir metinde özetledi, kâğıdı ceketine dikip sekiz yıl sonraki ölümüne kadar üstünde taşıdı.

Bir noktada Kusters'in metni güncel literatürün gerisinde kalıyor. Kusters, Nietzsche'nin çöküşünü "frengi enfeksiyonunun sonucu" saymanın mümkün olduğunu yazıyor. Oysa Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin Nietzsche maddesi, Charles Huenemann'ın 2013 tarihli çalışmasına dayanarak filozofun büyük olasılıkla sağ gözünün arkasında, beyin yüzeyinde yavaş büyüyen bir menenjiyomdan (retro-orbital meningioma) muzdarip olduğunu söylüyor. Yani "deliliğin bedelini ödeyen düşünür" anlatısının en ünlü örneğinde bile nedenin ne olduğu hâlâ tartışmalı.

Asıl iddia: aynı soru, farklı bahis
Kusters'in argümanının merkezi listelerde değil şu ayrımda. Filozoflar benlik ile dünya arasındaki sınır, dil ile kavram, sonluluk ile sonsuzluk üzerine düşünürken bunu "bir hobi ya da meslek olarak, kâğıt üzerinde ya da akademik diyalogda" yaparlar. Deli için aynı temalarla uğraşmak ise, onun deyişiyle, "başını suyun üstünde tutma mücadelesinde acı bir zorunluluktur". Başkalarının zihinlerinin var olup olmadığı, "zihnin dışında" bir dünyanın kanıtı, zamanın "yönü" gibi seminer odasında ezoterik görünen sorular, bazı insanlar için somut ve acil sorunlara dönüşür.
Kusters'in aktardığına göre, psikozu ilk elden yaşamış din düşünürü Anton Boisen, 1942 tarihli "Şizofrenik Düşünmenin Biçimi ve İçeriği" başlıklı metninde bu hâli şöyle anlatmıştı: kişi kendini "gizemli ve tekinsiz olanın alanında" hisseder, yargı ve akıl yürütmenin kabul görmüş bütün zeminleri kaybolmuştur, neye inanacağını bilemez. "Ben kimim?", "Hayattaki rolüm ne?", "İçinde yaşadığım evren nedir?" soruları onun için ölüm kalım meselesi hâline gelir.
Buradan Kusters ilginç bir sonuca varıyor. Felsefede bazı konumlar "yaşanamaz" oldukları gerekçesiyle elenir; solipsizm, yani kendi zihninizin dışında bir gerçeklik olmadığı görüşü, bunlardan biri. Kusters, Filip Buekens'in bir lisans ders kitabından şu cümleyi aktarıyor: "Tek bir kuşkucu bile, çevremizdeki dünyanın varlığının mantıksal olarak kanıtlanamayacağı sonucuna vardıktan sonra somurtarak dünyadan çekilmiş değildir." Kusters'in itirazı yalın: kimi deliler bu fikirleri dünya hakkında bir kuram olarak savunmuyor, kendi dünyalarının içinde yaşıyor. Onlarda solipsizm "pratikte" gerçekleşiyor.
Bir psikiyatristin itirazı
Kitap, Durham Üniversitesi Tıp Beşerî Bilimleri Enstitüsü'nün yayımladığı The Polyphony sitesinde Şubat 2022'de beş bölümlük bir forumda tartışıldı. En doğrudan itiraz, Birkbeck Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde Wellcome Trust araştırmacısı ve aynı zamanda İngiltere'nin ulusal sağlık hizmetinde çalışan bir psikiyatrist olan Mohammed Abouelleil Rashed'den geldi.
Rashed, psikozun erken döneminde gördüğü genç insanların "Neden kapı kollarımız var?" gibi sorularını örnek veriyor. Ona göre bu, felsefi kuşkuculukla aynı şey değil: o kişiler için "gündelik nesneler artık niyetlerini çağırmıyor ve eylem için pratik anlamı olan olanaklar olarak görünmekten çıkıyordu". Rashed'in temel savı şu: "Kuşku ve mesafe, ancak bedenin çevresiyle ilişkisinde devreye girdiği noktaya kadar gidebilir." Üstelik anlaşılabilmek karşılıklı: kuşkularımın başkalarınca anlaşılması, onların o soruları sorma gerekçelerimi paylaşmasına bağlı. Rashed bu yüzden Kusters'in "deneyimleyerek anlama" önerisi yerine, birbirine ölçülemez görünen dünya tasavvurları arasında etik ve siyasal ilkelerle kurulan bir karşılaşma öneriyor.
Forumun beşinci bölümünde Kusters bu itirazın bir kısmını kabul ediyor: felsefe "verimli bir açılma yolu" ama psikozdaki her ifadeyi açıklayamıyor, kimi durumlarda "anlamanın başarısız olması gerekiyor". Yani tezin sahibi de tezin bir tavanı olduğunu söylüyor.
Kitabı 2022'de Notre Dame Philosophical Reviews için değerlendiren New York Şehir Üniversitesi'nden Justin Garson ise başka bir boşluğa işaret etti: Kusters'in anlatısında deliliğin kendisinin bir tarihi olduğu gözden kaçıyor. Garson'a göre 18. yüzyılın "kamusal olarak görünür" deliliği ile 19. yüzyılda kurumların içinde örtük hâle gelen delilik aynı şey değil.
Tezin sınırı nerede
Burada açık olmakta fayda var. Kusters'in söyledikleri bir bakım önerisi, bir teşhis itirazı ya da klinik bir bulgu değil; bir felsefe iddiası. Kitap ne ilaçların işe yarayıp yaramadığına dair veri sunuyor ne de kimseye ne yapması gerektiğini söylüyor. Kusters kendi yazısında deliliği "korkutucu" ve "aşağılayıcı" olabilen bir hâl olarak da anıyor; tezinin özü psikozun hoş bir şey olduğu değil, yaşananın felsefenin sorduğu sorularla aynı malzemeden yapıldığı.
İkinci sınır kanıt türünde. Elimizde bir kişinin iki dönemi ve felsefe tarihinden derlenmiş örnekler var; bu bir örneklem değil. Garson'ın uyarısı tam buraya düşüyor: "delilikten yazma" yetkisinin kendisi kurumsal bir onaya, yani teşhise ve tedavi geçmişine dayanıyor, okur bu deneyimi başka türlü doğrulayamıyor.
Üçüncüsü, tartışma yeni değil. Foucault'nun ve Deleuze'ün adı, 1960'lar ile 70'lerin psikiyatri eleştirisi dalgasında zaten anılıyordu. Kusters'in katkısı bu geleneği tekrarlamak değil, ona birinci elden bir fenomenoloji eklemek; ama aynı geleneğin bilinen zaafı da onunla birlikte geliyor. Kuram, yaşanan sıkıntıyı hafife alma riskini hep taşıyor; Rashed'in itirazı da esas olarak bunu hatırlatıyor.
Türkçede bu çerçevenin şimdilik tek satırlık bir izi var. Fikir Turu, Justin Garson'ın The Philosophers' Magazine'de çıkan bir yazısını 2023'te çevirmiş, orada Kusters üç kitaptan biri olarak bir cümleyle anılmıştı. Kitabın kendi argümanı ve ona gelen psikiyatri itirazı Türkçede henüz konuşulmadı.
Sırada ne var
Kusters'in sorusu kapanmış değil: eğer bazı insanlar felsefenin en uç sorularını kuram olarak değil hayat olarak yaşıyorsa, felsefe bu deneyimi "veri" saymadan ne kadar ileri gidebilir? Rashed'in kapı kolu sorusu ise aynı boşluğu ters yönden gösteriyor. Anlamanın sınırına gelindiğinde anlamaya çalışmayı sürdürmek bir bilgi meselesi mi kalıyor, yoksa bir tutum meselesine mi dönüşüyor?
Fotoğraf: Hieronymus Bosch, Public domain, Wikimedia Commons