🔞 Yudum’da neden 18 yaş sınırı var? Kararımızın gerekçesi ve yasal dayanağı

İlk Nick'in Hikâyesi

Emre
Bu yazıyı yazan Emre 11 Eylül 2026 · 4 dk okuma · 8 okunma · Köşe Yazısı

Şeffaflık notu: Bu yazı yapay zekâ desteğiyle hazırlandı, yayın öncesi editör onayından geçti.

İnternette ilk kez bir isim seçmek zorunda kaldığımızda, aslında kim olmak istediğimizi yazıyorduk. O isimlerin bazısı yıllarca gerçek adımızın önünde yürüdü.

Bir sohbet odasına ilk kez girmeden önce ekran tek bir şey sorardı: nick. Gerçek adı yazmak akla gelmezdi; zaten kimse yazmazdı. O küçük kutunun karşısında bir süre beklenirdi, çünkü ilk kez biri bize kim olmak istediğimizi soruyordu.

İsim değil, vitrin

İlk nickler çoğunlukla bir özlemin kısaltmasıydı. Tutulan takımın kuruluş yılı, sevilen bir çizgi film kahramanı, bir şarkıdan kopmuş iki kelime. Gerçek hayatta kimsenin bizi öyle çağırmadığı bir ad, ekranda herkesin bizi öyle çağırmasını sağlıyordu.

Alınmışsa sonuna rakam eklenirdi. "Kartal" doluysa "Kartal1903", o da doluysa "Kartal_1903". İsmin kendisi kadar, alınmış olmasının verdiği küçük hayal kırıklığı da hafızada kaldı: demek başka biri de aynı şeyi olmak istemiş.

Takım tutar gibi nick tutmak

Nick seçmek bir kere yapılan bir işti ama bırakmak kolay değildi. Tıpkı tuttuğun takım gibi. Aylarca aynı adla bir odaya girdikten sonra adı değiştirmek, tribünde forma değiştirmek kadar tuhaf karşılanırdı. "Sen eskiden şuydun" diye hatırlatılır, yeni ada kolay kolay alışılmazdı.

Bu yüzden insanlar nicklerine sahip çıktı. Başkası aynı adla girince tartışma çıkardı; kimin önce aldığı, kimin daha çok kullandığı konuşulurdu. Sonra adı şifreyle korumak yaygınlaştı. Bir ismi kayda geçirmek, küçük de olsa bir mülkiyet duygusu veriyordu: bu ad benim, bu odada benim yerim var.

Nick insanı değiştirir mi?

Garip olan şu: seçilen isim zamanla davranışı da biçimlendiriyordu. Kendine sert bir ad koyan, odada sert konuşmaya başlıyordu. Esprili bir nick seçen, her girişte bir espri borçlu hissediyordu. İsim bir forma gibiydi; giyince rol de geliyordu.

Birkaç ay sonra çoğumuz o formadan sıkıldı. Nick değiştirmek küçük bir büyüme töreniydi. Eski ad bırakılıyor, daha sakin, daha "bize benzeyen" bir isim alınıyordu. Bazıları ise ilk adını hiç bırakmadı ve o ad zamanla gerçek adının önüne geçti.

Nickle tanınmak

Yıllarca yalnızca nickiyle tanıdığımız insanlar oldu. Doğum gününü bildiğimiz, derdini dinlediğimiz, sabaha kadar maç konuştuğumuz ama gerçek adını hiç sormadığımız insanlar. Sonra bir gün yüz yüze buluşulduğunda ilk söylenen şey yine o isim oldu. Gerçek adla tanıştırılınca bile bir süre ağız alışmadı.

Bazı dostluklar düğün davetiyesine kadar gitti. Davetiyede iki gerçek isim yazıyordu ama masada herkes birbirine eski nickleriyle sesleniyordu. O isimler, iki insanın birbirini ilk tanıdığı hâlin kaydıydı; kimse onları silmek istemedi.

Bir ismin arkasına saklanmak

Nick yalnızca bir süs değildi; aynı zamanda bir perdeydi. Utangaç biri o perdenin arkasında konuşkan olabiliyordu. Sınıfta söz almaya çekinen çocuk, odada tartışmanın ortasında fikrini savunuyordu. Kimse yüzünü görmediği, sesini duymadığı için yargılanma korkusu azalıyordu.

Bu perdenin karanlık tarafı da vardı elbette. Aynı rahatlık kaba konuşmayı, başkasının kılığına girmeyi, söylenen sözün sorumluluğunu almamayı da kolaylaştırdı. Odalar bu yüzden zamanla kendi kurallarını, kendi yetkililerini çıkardı. Ama çoğu insan için nick bir kaçış değil, bir cesaret kaynağıydı: gerçek hayatta kurulamayan cümle, takma adla kurulabiliyordu.

Kaybolan isimler

Her uzun soluklu odanın bir de kayıp isimler listesi vardır. Bir dönem her gece orada olan, sonra bir gün hiç gelmeyen insanlar. Nereye gittiklerini çoğu zaman kimse bilmez; askere mi gittiler, başka şehre mi taşındılar, hayat mı yordu? Geride yalnızca bir ad ve o adın söylediği şakalar kalır.

Yıllar sonra biri o isimle geri döndüğünde odada küçük bir sevinç dalgası olur. Tanıyanlar "sen misin gerçekten?" diye yazar, tanımayanlar merakla izler. İsim, aradan geçen onca yılı bir anda kapatır. Gerçek adla bulmak zor olan birini, bir nick bazen tek satırla geri getirir.

Yirmi yıl sonra aynı kutu

Bugün kullanıcı adı seçmek bir form alanı kadar sıradan. Uygulama öneriyor, e-posta adresinden türetiyor, olmazsa rastgele rakamlar ekliyor. Çoğu yerde zaten gerçek adla dolaşıyoruz; profil fotoğrafı, iş yeri, şehir, hepsi görünür. Pratik, ama bir şey eksik: o kutunun karşısında durup kim olmak istediğini düşünme anı.

Takma ad bir saklanma değildi sadece. Çoğu zaman gerçek hayatta söyleyemediğimizi söylememizi, olmadığımız kadar cesur ya da olduğumuzdan daha dürüst olmamızı sağlıyordu. Gerçek adla yazılan her cümle biraz daha ölçülü; nickle yazılan cümle ise bazen daha samimiydi.

Belki bu yüzden eski bir odada, yıllar sonra birinin o ilk nickle girdiğini görünce içimiz bir tuhaf oluyor. Kişi değişmiş, işi değişmiş, şehri değişmiş. Ama o isim hâlâ on beş yaşındaki birinin kendisi hakkında verdiği ilk kararı taşıyor.

İnsan pek çok şeyi unutur. İlk nickini unutmaz.

Yazıyı beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook

✍️ Emre — diğer yazıları

🆕 Son yazılar

Köşe Yazıları →

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

3790
haber
5963
kimdir
835
tarif
382
rüya tabiri
32
test
164
üye