Batavia gemisinin 1629 trajedisi: İlk “kurumsal psikopat” 400 yıl önce mi yaşadı?
1629'da batan Batavia'dan kurtulanları adalarda korkuyla yöneten VOC memuru Jeronimus Cornelisz, yeni bir çalışmada ilk kurumsal psikopat olarak tanımlanıyor. Peki geriye dönük tanı ne kadar güvenilir?
4 Haziran 1629 sabahı, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nin (VOC) gözde ticaret gemisi Batavia, bugünkü Batı Avustralya kıyılarının açığındaki Houtman Abrolhos mercan adalarına bindirdi. Gemideki yolcuların büyük kısmı sığ resiflerin arasındaki çorak, suyu olmayan adacıklara çıkmayı başardı. Kurtulduklarını sandılar. Oysa asıl karanlık günler, gemi battıktan sonra başlayacaktı.
O günlerin baş aktörü Jeronimus Cornelisz adında bir Şirket memuruydu. Anglia Ruskin Üniversitesi'nden yönetim bilimci Dr. Clive Boddy, Asian Journal of Business Ethics dergisinde 9 Eylül 2026'da çevrimiçi yayımlanan makalesinde, Cornelisz'i bugünkü iş dünyası araştırmalarının diliyle tanımlıyor: kayıtlara geçmiş belki de ilk "kurumsal psikopat".
Bu iddia neden ilginç? Çünkü "kurumsal psikopati" kavramı genellikle modern şirketler, borsalar ve büyük holdinglerle anılır. Boddy ise aynı davranış kalıbını, hissedarlara ait ilk çok uluslu şirket sayılan bir kurumun 17. yüzyıldaki bir çalışanında arıyor. Sorduğu soru şu: Güç, para ve kontrol peşindeki acımasız yöneticiler kapitalizmin doğuşuyla birlikte mi sahneye çıktı?
Batavia ve onu taşıyan şirket
VOC, 1602'de Hollanda'da kuruldu ve payları halka satılan bir ortaklık olarak tarihe geçti; bu yüzden bugün dünyanın ilk çok uluslu, hissedarlı şirketi olarak anılır. Baharat ticareti için Asya'ya düzenli filolar yollayan şirketin yeni gemilerinden biri olan Batavia, Ekim 1628'de Hollanda'dan yola çıktı. Hedefi, Şirket'in Java'daki merkezi Batavia'ydı, yani bugünkü Cakarta.
Gemideki seferin başında tüccar Francisco Pelsaert vardı; gemiyi yöneten kaptan ise Ariaen Jacobsz'di. Cornelisz bu hiyerarşide "onderkoopman", yani yardımcı tüccar konumundaydı: Şirket adına ticari işleri yürüten kadronun ikinci adamı.
Cornelisz denize açılmadan önce hayatının dibini görmüş biriydi. Yaklaşık 1598'de Hollanda'nın kuzeyindeki Leeuwarden'da doğmuş, eczacı olarak yetişmiş, sonra Haarlem'e taşınmıştı. 1627'de sütanneye emanet ettiği oğlunun frengiden hayatını kaybetmesi bir skandala dönüştü; itibarı ve işi çöken Cornelisz dükkânını sattı ve Şirket'in hizmetine girdi.
Adalarda kurulan korku düzeni
Gemi kayalıklara oturduktan sonra Pelsaert, subaylarla birlikte bir filikayla yardım getirmek üzere Java'ya doğru yola çıktı. Geride iki yüzü aşkın insan kaldı. En yüksek rütbeli Şirket temsilcisi artık Cornelisz'di.
Boddy'nin makalesine göre Cornelisz ilk iş olarak adalardaki dört kişilik yönetim kurulunun üyelerini değiştirdi ve yerlerine kendisiyle birlikte ayaklanmayı planlayan adamları getirdi. Böylece kurallar ona bağlı bir kurulun ağzından çıkıyor gibi görünüyordu. Üniversitenin duyurusunda aktarıldığına göre ardından insanlardan kişisel bağlılık yemini istedi, karşı çıkabilecekleri birbirinden ayırdı ve ıssız adacıklara dağıttı.
Sonrası tam bir kâbustu. Boddy yaklaşık 100 kişinin onun yönetiminde canına kıyıldığını, bazı kadınların cinsel zorlamaya maruz kaldığını yazıyor; diğer hesaplar kurbanların sayısını 110 ile 124 arasında veriyor. Aralarında çocuklar da vardı. Cornelisz bu ölümleri kıt erzakı korumanın zorunlu bedeli gibi sunuyordu; ama Boddy'nin dikkat çektiği üzere, gidenler çoğunlukla onun otoritesine engel olabilecek kişilerdi.

On belirtinin hepsi Cornelisz'de
Boddy, Cornelisz'in davranışlarını tarihçi Mike Dash'in olayı ayrıntısıyla anlatan Batavia's Graveyard kitabı ve dönemin diğer kayıtları üzerinden inceledi, ardından bunları işyeri psikopatisini tanımlamakta kullanılan bir çerçeveyle karşılaştırdı. Sonuç: Cornelisz, bu çerçevenin on temel özelliğinin hepsini gösteriyordu. Aralarında şunlar var:
- Güven kazanmak için çekiciliğini kullanmak,
- Çevresini kendisine körü körüne bağlı insanlarla doldurmak,
- Tehdit oluşturabilecekleri saf dışı bırakmak,
- Rakipler arasına nifak sokmak,
- Herkesin üzerine çöken bir korku iklimi kurmak,
- İşler ters gidince sorumluluğu başkalarına yüklemek,
- Gücü, parayı ve kişisel çıkarı her şeyin üstünde tutmak.
Boddy, Anglia Ruskin Üniversitesi'nin duyurusunda şöyle diyor: "Bu vakayı dikkat çekici kılan şey, Cornelisz'i modern bir yönetim psikopatisi çerçevesiyle incelediğimizde kurumsal psikopatlarla ilişkilendirilen bütün temel özellikleri göstermesi." Ve ekliyor: "Bugün zehirli iş yerlerinde gördüğümüz oyun planının aynısı 1629'daki bu vakada karşımıza çıkıyor. Muhaliflerini ortadan kaldırdı, sadık adamlarını ödüllendirdi, korku yarattı, takipçilerini yönlendirdi ve ne pahasına olursa olsun güç peşinde koştu."
Makalenin özetinde vurgulanan bir nokta da bu "çalışma yöntemi"nin ortaklığı: Boddy'ye göre kurumsal psikopatlar, farklı kurumlarda, dönemlerde ve coğrafyalarda benzer bir yol izliyor ve önce bir korku kültürü kuruyor.
Komşu adada bambaşka bir lider
Hikâyenin öteki yüzü, Wiebbe Hayes adında bir asker. Hayes ve yanındaki bir grup asker başka bir adada bulunuyordu ve orada tatlı su kuyuları buldular. Üniversitenin aktardığına göre grup ayrıca deniz kuşu yumurtası, balık, küçük bir kanguru türü olan valabi ve fok gibi besin kaynaklarına ulaştı.
Hayes'in adamları işbirliği içinde savunma hazırladı ve Cornelisz'in ekibine direndi. Kurtarma gemisi Sardam aylar sonra ufukta göründüğünde, gemiye ilk ulaşıp olanları anlatan da Hayes'in grubu oldu. Hayes daha sonra Şirket'te terfi ettirildi.
Boddy bu karşıtlığı "doğal bir liderlik deneyi" olarak niteliyor: "Belki de en çarpıcı bulgu, aynı koşullarla karşı karşıya kalan başka bir liderin tamamen farklı sonuçlara ulaşmasıydı. Wiebbe Hayes işbirliği kurdu, yeni kaynaklar buldu ve insanları hayatta tuttu."
Darağacında biten hikâye
Cornelisz yakalandı ve sorgulandı. 2 Ekim 1629'da adalardan birinde, Uzun Ada (Long Island) olarak bilinen yerde, önce iki eli kesildi, ardından asılarak idam edildi. Altı yandaşı da darağacında can verdi. Wouter Loos ve kamarot Jan Pelgrom adlı iki isyancı ise Avustralya anakarasına bırakıldı.

Dört yüz yıl sonra tanı konabilir mi?
Burada durup altını çizmek gerekiyor: Boddy'nin çalışması bir klinik değerlendirme değil. Psikopati, bugün bile uzmanların kişiyle yüz yüze görüşerek, yapılandırılmış ölçeklerle ve uzun süreli gözlemle değerlendirdiği tartışmalı bir kavram. Cornelisz'le ise hiç kimse konuşamaz. Elimizde yalnızca dört asır önce yazılmış metinler var.
Bu metinlerin kendisi de tarafsız değil. Olayların bilinen ayrıntıları büyük ölçüde Pelsaert'in raporlarına, hayatta kalanların anlatımlarına ve Şirket'in tuttuğu sorgu kayıtlarına dayanıyor. Şirket'in, olanların sorumluluğunu tek bir "kötü adama" yükleyip kurumu temize çıkarmakta çıkarı olabilirdi. Sorgu kayıtlarındaki itirafların hangi koşullarda alındığı da ayrıca sorgulanmaya açık.
Üstelik bu ilk denemeler de değil: Mike Dash, kitabında Cornelisz'in büyük ihtimalle psikopat olduğunu zaten ileri sürmüştü. Wikipedia'daki özete göre Dash, frengiyle bağlantılı bir sinir sistemi hastalığının da rol oynamış olabileceğini düşünüyordu. Yani aynı davranışlar için birbirinden farklı açıklamalar masada.
"Doğal deney" benzetmesi de sınırlı. Hayes'in grubu, su ve yiyecek bulunan bir adaya düştü; Cornelisz'in bulunduğu ada ise çok daha yoksuldu. İki grubu ayıran şey yalnızca liderlerinin karakteri değil, ellerindeki imkânlardı da. Gerçek bir deneyde koşullar eşitlenir, burada eşit değildi.
Bugünün şirketlerine ne söylüyor?
Boddy'nin asıl derdi tarih yazmaktan çok bugüne ders çıkarmak. Makaleye göre psikopatik liderlik bugün de iş yerinde zorbalık, taciz, çalışanların iyi oluşunda düşüş, yüksek işten ayrılma oranı ve kurumların işleyişinde bozulmayla ilişkili. Boddy, Platon'dan bugüne pek çok düşünürün liderlikte erdem ve karakterin önemini vurguladığını hatırlatıyor ve şirketlerin üst yönetime insan getirirken yalnızca performansa değil ahlaki duruşa da bakması gerektiğini savunuyor.
Açık soru ise yerinde duruyor: Cornelisz'i o adalarda bir canavara dönüştüren şey, içinde taşıdığı bir kişilik bozukluğu muydu, yoksa yasanın ve toplumun gözünden uzak, her şeyin çöktüğü bir ortamda mutlak güç eline geçen sıradan bir hırsın sonu mu? Dört yüz yıl önceki kayıtlar bu soruyu kesin olarak cevaplamaya yetmiyor; ama bugün de sorulmaya değer.
Fotoğraf: Zairon, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons