Nazca çizgileri neden yapıldı? Patika kenarındaki küçük figürler başka bir hikâye anlatıyor
Nazca çizgileri tek bir amaç için çizilmedi gibi görünüyor: patika kenarındaki küçük figürler, dev hayvan çizimleri ve trapezler farklı işler görmüş olabilir. Yapay zekâ taraması ve yeni ölçümler ne söylüyor?
Güney Peru'daki Nazca çölünde, yerden bakınca neredeyse hiçbir şey görünmez. Taşlı, kahverengi bir düzlük, arada açık renkli şeritler. Aynı düzlüğe uçaktan bakan kişi ise sinek kuşu, maymun, kondor ve kilometrelerce uzanan dümdüz çizgiler görür. Yaklaşık 2 bin yıl önce Nazca halkının yaptığı bu yer resimleri, yani jeoglifler, dünyanın en tanınan arkeolojik bulmacalarından biri.
Soru hep aynı: Bunları neden yaptılar? Türkçede bu sorunun cevabı çoğu zaman "uzaylılar mı?" sorusuyla başlar ve orada biter. Oysa son yıllarda araştırmacıların vardığı nokta daha ilginç: Muhtemelen tek bir cevap yok. Çünkü "Nazca çizgileri" diye tek bir şeyden söz etmek, bir şehrin sokak tabelalarını, mabetlerini ve meydanlarını tek bir yapı saymaya benziyor.
Northeastern Illinois Üniversitesi'nden sanat tarihçisi Ana Nieves, Live Science'a gönderdiği yazılı yanıtta bunu açıkça söylüyor: Bölgedeki jeogliflere yakından bakınca farklı üsluplar görüldüğünü, kimilerinin büyük kimilerinin küçük olduğunu, bir kısmının yamaçlarda bir kısmının düzlükte durduğunu belirtiyor ve "Tek bir açıklamanın hepsine uyması pek olası değil" diyor.
Çizgiler nasıl yapıldı: taşı kaldır, altındaki açık rengi göster
Teknik şaşırtıcı derecede basit. Nazca düzlüğünün yüzeyi, zamanla koyulaşmış taşlarla kaplı. Bu taşlar kenara çekildiğinde altta daha açık renkli toprak ortaya çıkıyor. Japonya'daki Yamagata Üniversitesi ve IBM araştırmacılarının 2024'te PNAS dergisinde yayımladığı çalışmaya göre taşları oynatmak yüzeyde üç ayrı ton yaratıyor: taşı alınmış açık zemin, taşların yığıldığı koyu kısım ve dokunulmamış özgün yüzey. Bölgenin çok kurak olması, bu izlerin iki bin yıl boyunca silinmeden kalmasını sağlamış.

Yapay zekâ taraması: iki ayrı jeoglif ailesi
Konuya en çok ışık tutan yeni veri, Yamagata Üniversitesi'nden Masato Sakai'nin yürüttüğü ekipten geldi. Ekip, PNAS'taki makalesinde yaklaşık bir asırda toplam 430 figürlü Nazca jeoglifinin bulunduğunu hatırlatıyor. Ardından tüm Nazca bölgesinin hava görüntülerini yapay zekâ ile taradılar. Sistem, gerçek olma ihtimali yüksek 1.309 aday işaretledi. Eylül 2022 ile Şubat 2023 arasında yapılan arazi çalışmasında 303 yeni figürlü jeoglif doğrulandı. Böylece bilinen figür sayısı neredeyse ikiye katlandı.
Asıl önemli olan sayı değil, ortaya çıkan ayrım. Araştırmacılar figürlü jeoglifleri iki gruba ayırıyor:
- Kabartma tipi (küçük) figürler: Ortalama 9 metre boyunda. Çoğu insan ya da insan eliyle değiştirilmiş şeyleri gösteriyor: insansı figürler, evcil lamagiller, kesik başlar. Makaleye göre bu gruptaki motiflerin yüzde 81,6'sı bu türden. Antik patikalara ortalama 43 metre uzaklıktalar, yani yürürken görülebilecek mesafedeler. Ekip bunları Nazca döneminin başına ya da öncesine (MÖ 100'den önce) tarihliyor.
- Çizgi tipi (dev) figürler: Ortalama 90 metre. Yüzde 64'ü yabani hayvan: kuşlar, maymunlar, deniz canlıları. Düz çizgilerden ve trapezlerden oluşan büyük ağın ortalama 34 metre yakınındalar. Ekip bunları Nazca dönemine (MÖ 100 - MS 650) yerleştiriyor.
Bu dağılımdan çıkan yorum şu: Küçük figürler büyük olasılıkla tek tek kişilerin ya da küçük grupların yaptığı, yolda yürürken bakılan işaretlerdi. Dev figürler ise topluluk ölçeğinde yapılmış, törenlerde kullanılmış alanlardı. Yani "Nazca çizgileri neden yapıldı?" sorusu aslında en az iki ayrı soru.
Sınırı da not etmek gerek: Makale, küçük figürlerdeki bu motif düzeninin daha önce kapsamlı tarama yapılamadığı için ancak şimdi sınanabildiğini kabul ediyor. Arazide doğrulanmayı bekleyen yüzlerce aday da hâlâ var.
Önce yol işareti, sonra buluşma yeri mi?
Patika fikrini bir adım öteye taşıyan bir çalışma 2026'da Journal of Anthropological Research dergisinde "And jeoglifleri kuramı" başlığıyla yayımlandı. Charles Stanish, Henry Tantaleán ve arkadaşlarının imzasını taşıyan makaleyi aktaran Live Science'a göre ekip, erken dönem Nazca jeogliflerinin bir kısmının yamaçlarda, patikaların üzerinde durduğuna ve "epey uzak mesafelerden görülebildiğine" dikkat çekiyor.
Bu durumda ilk işlev, yolculara ve kervanlara güzergâhı göstermek ve konaklamaya uygun yerleri belirtmek olabilir. Ekibin önerisine göre bu noktalar zamanla insanların toplandığı, birlikte yiyip içtiği yerlere dönüştü. Augsburg Üniversitesi'nden Karsten Lambers da 2017'de yayımlanan bir kitap bölümünde jeogliflerin kullanım amacının zaman içinde değişmiş olabileceğini yazmıştı. Lambers'ın aynı yazıdaki tespiti, bütün tartışmanın neden bitmediğini de özetliyor: Elimizde ne korunmuş bir sözlü anlatı var ne de yazılı bir tanıklık. Nazca halkı yazı kullanmıyordu.
Dev bir takvim mi? Ölçüm "hayır" diyor, ama tamamen değil
Uzaylı anlatısından önceki en ünlü kuram astronomikti. Live Science'ın aktardığına göre tarihçi Paul Kosok Aralık 1941'de çizgileri inceleyip gökyüzüyle hizalandıklarını öne sürdü. Alman matematikçi Maria Reiche ise bu izi sürerek 40 yılı aşkın süre Nazca'da çalıştı ve pek çok jeoglifin Güneş'e ya da yıldızlara yöneldiğini savundu. Nazca'nın dünyaca tanınmasında ve korunmasında Reiche'nin payı büyük.
Bu kuram nihayet ayrıntılı biçimde sınandı. Dresden Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nden (HTW) Christiane Richter, Bernd Teichert ve Prag Çek Teknik Üniversitesi'nden Karel Pavelka, 2021'de Applied Sciences dergisinde yayımlanan çalışmada önce Reiche'nin astronomik yönelimli olarak kaydettiği bütün jeoglifleri yeniden kontrol etti. Ardından düz çizgilerin tamamını Güneş'e ve rastgele seçilmiş yedi parlak yıldıza göre inceledi. Her çizginin yönünü hesapladılar, sayısal arazi modelleriyle ufuk yüksekliğini buldular, ışığın atmosferde kırılmasını ve Dünya'nın eğriliğini hesaba kattılar, gök cisimlerinin Nazca dönemindeki konumlarını yeniden hesapladılar.
Sonuç: Bazı tekil çizgiler gerçekten Güneş'e ya da bu yıldızlara bakıyor, ama isabet sayısı "Nazca düzlüğü bir astronomik takvimdir" demeye yetmiyor. Ekibin ifadesiyle jeoglifler bütün olarak bir takvim sistemi diye yorumlanamaz.
Yine de kapı kapanmış değil. Richter, Live Science'a verdiği yanıtta sonraki çalışmalarında jeogliflerin yaklaşık yüzde 8'inde bir tür Ay hizalanması bulduklarını ve gök cisimlerinin çizimlerin yapılışında rol oynamış olmasının "yüksek olasılık" olduğunu söylüyor. Yani gökyüzü bir etken olabilir, ama düzlüğün tamamını açıklayan bir anahtar değil.
Trapezlerin yanındaki adaklar: su ve bereket

Bir başka ipucu yerde bırakılan nesnelerden geliyor. Lambers'ın yazdığına göre bazı jeogliflerin, özellikle trapez biçimlilerin yanındaki alçak taş platformlara seramik, yengeç, mısır ve Spondylus kabuğundan küpeler bırakılmış. Spondylus, "dikenli istiridye" diye bilinen bir çift kabuklu cinsi. Normalde çok daha kuzeyde, Ekvador sularında yaşıyor; ancak El Niño dönemlerinde Peru kıyılarına kadar inebiliyor. Lambers bu kabukların, yengeçlerin ve mısırın su ve bereketle ilişkilendirildiğini belirtiyor.
Dünyanın en kurak çöllerinden birinde yaşayan bir topluluk için suyun ne kadar hayati olduğunu düşününce, bu adaklar çizgilerin en azından bir kısmının suya ve bereket isteğine bağlı törenlerin sahnesi olduğu fikrini güçlendiriyor. Ancak burada da sınır açık: Adaklar bazı jeogliflerin yanında bulunuyor, hepsinin değil.
Çizginin üzerinde yürümek: tören ve eşitlik
Son bir yorum, çizgilere bakmak yerine üzerlerinde yürümeye odaklanıyor. Nieves, bazı jeogliflerin hiç kesilmeyen tek bir çizgiyle çizildiğini, bunların insanların tek sıra hâlinde yürüyebileceği tören yolları olarak kullanılmaya uygun olduğunu söylüyor.
Dartmouth Koleji'nde din araştırmaları alanında çalışan Darryl Wilkinson ise bu yürüyüşün toplumsal anlamını öne çıkarıyor. Wilkinson, 2020'de Cambridge Archaeological Journal'da yayımlanan makalesinde ilginç bir örüntüye dikkat çekiyor: Bilinen jeogliflerin neredeyse tamamı Amerika kıtasında ve bunlar ne büyük devletlere ne de avcı-toplayıcı topluluklara, daha çok "orta ölçekli" tarım toplumlarına ait. Wilkinson'a göre Nazca gibi bölgeler arası bütünleşmenin ve merkezîleşmenin başladığı toplumlarda jeoglif törenleri bunu dengeleyen, yetkiyi dağıtan bir araçtı. Live Science'a verdiği yanıtta çizgilerde yürümenin bir grup etkinliği olduğunu ve katılanlar arasında topluluk duygusu yaratmış olabileceğini söylüyor; Nazca çizgilerini görece daha eşit bir topluluk ifadesine yönelik bir pratik olarak yorumladığını ekliyor.
Bu, kanıtlanmış bir sonuç değil, bir kuramsal öneri. Ama "bir kral yaptırmış olmalı" varsayımına güçlü bir alternatif sunuyor: Belki çizgiler yukarıdan buyrulmadı, aşağıdan, birlikte yürünerek üretildi.
Açık soru: hangi çizgi, hangi dönemde, kimin için?
Bugün elde kalan tablo, tek bir sır yerine katmanlı bir manzara. Patika kenarındaki küçük insan figürleri, belki yolcuların ve küçük toplulukların işaretleriydi. Yabani hayvanları gösteren dev figürler ve trapezler, topluluk törenlerinin, adakların ve yürüyüşlerin sahnesi olabilir. Gökyüzü bazı çizgilerin yönünü belirlemiş olabilir, ama düzlüğün tamamını değil.
Sıradaki adım, yapay zekânın işaretlediği yüzlerce adayın arazide doğrulanması ve her jeoglifin daha kesin tarihlenmesi. Hangi figürün hangi dönemde ve hangi patikanın kenarında yapıldığı netleştikçe, Lambers'ın deyişiyle dünyanın en kurak çöllerinden birini yüzyıllar içinde kültürel fikirlerin ve toplumsal etkinliklerin sahnesine dönüştüren insanların hikâyesi de parça parça okunabilir hâle gelecek.
Fotoğraf: Diego Delso, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons