🔞 Yudum’da neden 18 yaş sınırı var?🛡️ Sohbete neden bağlanamıyorum?

Önce dalış, sonra koşu: İnsanın dayanıklılığı kıyı sularında mı başladı?

İnsanın dayanıklılığı yalnız koşuyla mı açıklanır? İki araştırmacı, nefes tutarak besin aramanın da evrimde rol oynadığını öne sürüyor. Hipotez ne diyor, kanıt nerede zayıf?

Önce dalış, sonra koşu: İnsanın dayanıklılığı kıyı sularında mı başladı?
Teknoloji 17 Eylül 2026 7 dk okuma 7 okunma

Japonya kıyılarında deniz kabuğu toplayan bir Ama dalgıcının iki saatlik mesaisi, derinlik ölçerle kayda alındığında ortaya şaşırtıcı bir tablo çıkıyor: yaklaşık 8-10 metre derinliğe 50 dalış ve toplam sürenin yüzde 45'i su altında. Ne tüp var ne makine; yalnız tutulan nefes, kısa yüzey molaları ve düzenli bir tempo.

Bu kayıt, 17 Eylül 2026'da PaleoAnthropology dergisinde yayımlanan bir makalenin dayanaklarından biri. Hominin paleoekolojisi uzmanı Josephine Joordens ile hipoksi, yani düşük oksijen koşullarında insan performansı üzerine çalışan fizyolog Erika Schagatay, insanın olağanüstü aerobik dayanıklılığının nereden geldiği sorusuna yeni bir yanıt öneriyor. Makalenin adı soruyu açıkça soruyor: "Önce Dalış, Sonra Koşu? Dayanıklılık Dalışının İnsan Evrimindeki Rolü".

Önemi şurada: İnsanın neden bu kadar uzun süre yorulmadan hareket edebildiği, ders kitaplarında uzun zamandır büyük ölçüde tek bir hikâyeyle anlatılıyor. O hikâye koşu. Yeni makale bu anlatıyı çöpe atmıyor, ama eksik olduğunu savunuyor.

Ders kitabındaki açıklama: Uzun mesafe koşucusu insan

Harvard'dan Daniel Lieberman ile Utah Üniversitesi'nden Dennis Bramble, 2004'te Nature dergisinde yayımladıkları "Endurance running and the evolution of Homo" başlıklı makalede, insan bedenindeki pek çok özelliğin uzun mesafe koşusuna uyum olarak açıklanabileceğini ileri sürdü. Uzun bacaklar, enerji depolayan Aşil tendonu, iri kalça kasları, başı sabit tutan ense bağı ve vücudu terleyerek serinletme yeteneği bu listenin başında geliyor. Hipoteze göre erken insanlar avlarını sıcakta saatlerce kovalayarak yorgun düşürüyor, bu da dayanıklılığı seçilimle öne çıkarıyordu.

Fikir çekici olduğu kadar tartışmalı da oldu. Travis Pickering ve Henry Bunn, 2007'de Journal of Human Evolution'da yayımlanan eleştirilerinde iki noktanın altını çizdi: Bu tür takip avı, erken Homo'da olup olmadığı belirsiz, gelişkin iz sürme becerileri gerektiriyor; ayrıca günümüz avcı-toplayıcıları koşarak av takibine çok nadiren başvuruyor. Lieberman ve çalışma arkadaşları aynı dergide yanıt vererek, bugünkü toplulukların ok, mızrak ucu ve ağ gibi görece yeni icatlarla avlandığını, bu yüzden günümüz gözlemlerinin geçmişi tam yansıtmayabileceğini savundu. Kısacası hipotez güçlü ama tartışmasız değil.

"Dayanıklılık dalışı" ne demek?

Joordens ve Schagatay'ın çıkış noktası, insanın primatlar arasında tuhaf bir tür olması. Uzun mesafe koşabiliyoruz, ama aynı zamanda uzun mesafe yüzebiliyor ve nefes tutarak dalabiliyoruz. Japonya'daki Ama dalgıçları ve Güneydoğu Asya'daki Sama-Bajau toplulukları, insanların saatlerce tekrar tekrar dalıp balık avlayabildiğini, kabuklu deniz canlıları toplayabildiğini gösteriyor.

Makalede "dayanıklılık dalışı" olarak adlandırılan şey tek bir rekor dalış değil; düzenli tempoyla, kısa nefes aralarıyla yapılan ve yüzeyde geçen toparlanma süresini en aza indiren art arda dalışlar. Schagatay bunu Max Planck Derneği'nin basın bülteninde şöyle özetliyor: "Bu dalış yöntemi, kişilerin nefeslerini tutarak her gün saatlerce su altında çalışabilmesini sağlıyor."

Araştırmacılara göre bu iş, güçlü bir solunum ve dolaşım kapasitesi ile nefes alıp tutmayı iyi ayarlama becerisi istiyor. Bültendeki mantık basit: Zamanının yalnız yarısında nefes alabilen biri, nefes alabildiği anda iki kat fazla solumak zorunda. Kaslarda laktat birikmesinin önüne geçmek de şart. Yazarlar, eforu bölüştürme ve oksijeni idare etme becerisinin, uzun mesafe koşusu için gereken kalp-akciğer dayanıklılığının evrimini başlatmış olabileceğini öne sürüyor. "Önce dalış, sonra koşu" adı buradan geliyor.

Joordens, basın bülteninde çalışmanın temel iddiasını şu sözlerle dile getiriyor: "İnsan dayanıklılığının kökenini ve Homo sapiens soyunun evrim tarihini incelerken yalnız dayanıklılık koşusunu değil, besin için yapılan dayanıklılık dalışını da hesaba katmak zorunlu."

Dalgıç ile dağcının beklenmedik ortak noktası

Makalenin dikkat çeken önerilerinden biri, nefes tutarak dalış ile yüksek rakıma dayanma arasında kurulan bağ. İkisinde de beden oksijeni kıt bir ortamla baş etmek zorunda. Dalış refleksi su altında oksijeni idareli kullanmaya yardım ederken, büyük bir dalak gibi özellikler hem dalışta hem yüksek rakımda kandaki oksijen miktarını artırabiliyor. Bültene göre bu fizyolojik benzerlikleri insan evrimi bağlamına yerleştiren ilk çalışma bu.

Dalak konusu havada kalan bir tahmin değil. Melissa Ilardo'nun yürüttüğü ve 2018'de Cell dergisinde yayımlanan çalışmada, Endonezya'daki Bajau topluluğunun dalağının, karada yaşayan komşuları Saluanlarınkinden ortanca değerde yüzde 50 büyük olduğu bulunmuştu. Büyük dalak dalış yapmayan Bajau bireylerinde de görülüyordu; araştırmacılar bunu PDE10A adlı bir genle ilişkilendirmişti. Yani en azından bir insan topluluğunda dalışa genetik uyum izleri var.

Ağır kemikler neyi anlatıyor olabilir?

Makalenin fosil kaydına en doğrudan dokunan bölümü kemik kütlesi. Homo erectus ve Neandertal gibi grupların fosillerinde sık görülen kalın, yoğun kemikler genellikle ağır bedenî yüklenme ve yoğun hareketli bir yaşamla açıklanıyor. Joordens ve Schagatay ise karada yaşayan, sığ suya dalan ve derine dalan memelilerden karşılaştırmalı verilere işaret ediyor. Bu verilere göre fazla kemik kütlesi sığ dalışta suyun kaldırma kuvvetini dengelemeye yardım ediyor, ama koşu verimini düşürüyor.

Buradan çıkan öneri şu: Ağır kemikli erken Homo toplulukları bu yapıyı karadaki ağır işlerden değil, sığ kıyı sularında daha verimli dalmalarını sağladığı için edinmiş olabilir. Yazarlara göre Cava'daki en erken Homo erectus gibi iri yapılı kıyı toplulukları su altında besin aramayı da biliyor olabilir; daha ince yapılı topluluklar ise koşuya ve karada avlanıp toplamaya daha çok yaslanmış olabilir.

Cava örneği Joordens için tesadüf değil. Joordens'in yönettiği 21 kişilik ekip, 2014'te Nature'da, Hollandalı araştırmacı Eugène Dubois'nın 1890'larda Cava'daki Trinil'de topladığı tatlı su midyesi kabuklarını incelemişti. Kabukların bir kısmında, midyeyi açmak için kasın tutunduğu noktaya sivri bir uçla, belki bir köpekbalığı dişiyle açılmış delikler vardı; bir kabukta da en az 430 bin, en çok 540 bin yıllık zikzak bir çizim bulunmuştu. Homo erectus'un su kaynaklarından beslendiğine dair bu bulgu, yeni hipotezin arka planını oluşturuyor.

Koşucular ile dalgıçlar birleşince

Makale, bütün modern insanların çok erken dönemde ayrılmış iki kadim topluluğun birleşmesinden geldiğini gösteren son DNA modellemelerine de atıf yapıyor. Bu alanda en çok ses getiren çalışmalardan biri, Cambridge Üniversitesi'nden Trevor Cousins, Aylwyn Scally ve Richard Durbin'in 2025'te Nature Genetics'te yayımladığı modeldi: Yaklaşık 1,5 milyon yıl önce ayrılan iki atasal topluluk, yaklaşık 300 bin yıl önce yeniden karışmış ve bugünkü insanların genetik mirasına kabaca yüzde 80'e 20 oranında katkı yapmıştı. Basın bülteni, yazarların hangi modellemeleri kaynak aldığını adıyla anmıyor.

Joordens bu tabloyu kendi hipoteziyle şöyle birleştiriyor: "Modern insanların dikkat çekici kalp-akciğer kapasitesinin, dalma ve koşma becerilerinin, dayanıklılık dalışında uzmanlaşmış topluluklarla dayanıklılık koşusunda uzmanlaşmış toplulukların birleşmesinden doğmuş olabileceğini düşünüyoruz." Ekliyor: "Hepimiz dayanıklılık dalışını da koşusunu da bir ölçüde öğrenebiliriz; ama kimimiz koşuya, kimimiz verimli dalmaya daha yatkın olabilir." Yazarlara göre bu yetenek çeşitliliği, insanların farklı ortamlara uyum sağlamasına ve türümüzün dünyaya yayılmasına katkı yapmış olabilir.

Kanıtın sınırları

Bu yazının bir hipotezi anlattığını akılda tutmak gerekiyor; makale yeni bir fosil ya da deney sonucu sunmuyor, var olan verileri yeniden yorumluyor. Başlığındaki soru işareti de bunu gösteriyor.

  • Fosil kaydı eksik ve taraflı. Yazarların kendisi de bunu vurguluyor; yine de fosillerin fizyoloji araştırmalarıyla birlikte okunduğunda insan evriminin önemli bir arşivi olmayı sürdürdüğünü söylüyorlar.
  • Kemik yoğunluğunun birden fazla açıklaması var. Kalın kemikler ağır yüklenmeyle de dalışla da uyumlu görünebilir; hangisinin belirleyici olduğunu tek başına fosil anatomisinden okumak kolay değil.
  • Bugünkü dalgıçlar geçmişin birebir aynası değil. Ama ve Bajau örnekleri insan bedeninin neler yapabildiğini gösteriyor; yüz binlerce yıl önce neler yapıldığını doğrudan kanıtlamıyor. Aynı itiraz, koşu hipotezine yöneltilen "günümüz avcıları nadiren koşarak avlanıyor" eleştirisinin aynası.
  • "Su" açıklamalarının sicili karışık. Deniz biyoloğu Alister Hardy'nin 1960'ta ortaya attığı ve yazar Elaine Morgan'ın yaygınlaştırdığı "sucul maymun" hipotezi antropologlarca büyük ölçüde reddediliyor; eleştiriler, çok sayıda farklı özelliği tek bir nedene bağlamasına ve fosil kaydıyla uyuşmamasına yöneliyor. Joordens ve Schagatay'ın önerisi ise daha dar: Karada koşuyu reddetmeden, kıyıya yakın sığ sularda nefes tutarak besin aramanın da bir rol oynadığını söylüyor. Bu farkın bilim camiasında nasıl karşılanacağı henüz belli değil.

Sırada ne var?

Yazarlar hipotezin koşu hipoteziyle yan yana sınanmasını, paleoantropoloji ile fizyolojinin verilerinin birlikte değerlendirilmesini istiyor. Önerdikleri test fikirlerinden biri beklenmedik bir organ: dış burun. İnsan yüzündeki bu çıkıntılı yapının, sığ dalışta burun yollarına su dolmasını önleyen bir özellik olarak evrimleşmiş olabileceğini düşünüyorlar.

Joordens'in sözleriyle çalışma, insan evrimine "karada ve suda dengeli bir bakış" sunmayı amaçlıyor. Asıl soru, bu bakışın eldeki fosillerde daha önce gözden kaçmış işlevleri gerçekten ortaya çıkarıp çıkaramayacağı; bunun yanıtını ancak yeni ölçümler ve karşılaştırmalar verecek.

Fotoğraf: ジェームズ  ディズレー from Anan, Tokushima, Japan, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons

Haberi beğendin mi?
Paylaş WhatsApp X Facebook
Teknoloji Masası

Bu içerik, Yudum Teknoloji Masası editör ekibi tarafından derlenip yayına hazırlanmıştır. Güncel gelişmeler için haber akışını takip edebilirsiniz.

İlgili haberler

Yudum

1998'den beri, dünyanın her yerinden — sohbet, radyo, oyunlar ve daha fazlası.

Sohbete katıl Ücretsiz üye ol

Yalnız 18 yaş ve üstü — Yudum üzerindeki canlı sohbet, sesli ve görüntülü görüşmeler yetişkinler içindir. Neden?

2294
haber
5976
kimdir
836
tarif
382
rüya tabiri
32
test
185
üye