Pavlov ve Çin İğneleri: 1950'lerde Akupunktur Bilgisi Moskova ile Pekin Arasında Nasıl Dolaştı
Isis'te yayımlanan bir çalışma, 1950'lerde akupunktur bilgisinin Çin ile Sovyetler Birliği arasında iki yönlü dolaştığını, Pavlov fizyolojisinin bu alışverişte nasıl bir köprüye dönüştüğünü anlatıyor.
Mayıs 1952'de Çin tıbbının meraklılarından Zhou Weixin bir dergi yazısında iddialı bir cümle kurdu: "Akupunktur, Çin tıbbının bilimselleşmesinin öncüsüdür." Bu bilimselleşmenin aracı ise beklenmedik bir yerden, köpekleri metronom sesiyle salya akıtmaya alıştıran Rus fizyolog Ivan Pavlov'un laboratuvarından gelecekti.
Birkaç yıl sonra tablo tersine döndü. Kiev'deki Sovyet fizyologları, akupunkturun Pavlov'un fikirlerini doğrulayabileceğini yazmaya başladı. Bilgi yalnızca Moskova'dan Pekin'e akmıyordu; Pekin'den Moskova'ya da akıyordu.
Bilim tarihi dergisi Isis'te yayımlanan "Brief Encounter" (Kısa Karşılaşma) başlıklı makale tam olarak bu iki yönlü dolaşımı inceliyor. Exeter Üniversitesi'nden Liang Wan ile Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji'nden Simon Huxtable ve Sarah Marks, 1949-1961 arasını kapsayan Çince ve Rusça kaynakları birlikte okuyor. Vardıkları sonuç, tarihçi Austin Jersild'in "Sovyetler büyük ölçüde öğüt ve talimat veren, Çinliler büyük ölçüde alan taraftı" yorumuna itiraz ediyor: akupunktur örneğinde veren ile alanın kim olduğu bulanıklaşıyor.
Pavlov neden bu kadar çekiciydi?
Pavlov 1904'te Nobel'i sindirim bezleri üzerine çalışmalarıyla almıştı ama asıl ünü koşullu refleks kuramından geliyordu. Onun çizgisinde sinir sistemi, bedenin bütün öteki sistemlerini yöneten merkezdi; Rus tıbbında bu görüşe "nervizm" deniyordu. 1950'de Sovyet bilim ve tıp akademilerinin ortak "Pavlov oturumu" bu yaklaşımı en üst otoriteye taşıdı.

Çin'deki geleneksel hekimler için bu bir fırsattı. Yazarlara göre kendi tıplarını ortadan kaldırmak isteyenlere karşı, Batı'dan gelmeyen ama "modern" sayılan bir kuramsal dayanak buldular. Ağustos 1953'te Çin sağlık yönetiminin düzenlediği beş haftalık Pavlov semineri ülkenin dört bir yanından seksen tıp bilimcisini bir araya getirdi.
Pekin'deki Deneysel Akupunktur Enstitüsü'nün başındaki Zhu Lian (1909-1978), 1954'te ders kitabı Yeni Akupunktur'un ikinci baskısında şöyle yazıyordu: "Pavlov'un yüksek sinir etkinliği öğretisi akupunktur tedavisi üzerine araştırmamız için pek çok değerli esin taşıyor; aynı zamanda akupunktur tedavisi de Pavlov'un kuramına gözleme dayalı daha önemli kanıtlar sunabilir." Akupunktur öğretmeni Ma Jixing ise iğneyle uyarılan noktaları Pavlov'un "koruyucu ketlenme" kavramıyla açıklamayı denedi. Ağrılı noktalara verilen "aşi" adının hastaların acıyla attığı çığlıktan geldiğini hatırlatmak gerek; bu eski kavram şimdi sinir fizyolojisinin diliyle yeniden anlatılıyordu.
Leningrad'a giden ders kitabı
Sovyet tarafındaki merak erken başladı. Mart 1952'de Sovyet Tıp Bilimleri Akademisi Nöroloji Enstitüsü'nün yöneticisi N. V. Konovalov, Zhu Lian'a mektup yazıp akupunkturun sinir sistemiyle bağını sordu ve kitabın Rusçaya çevrilmesini önerdi. 1954'te imzalanan bilimsel-teknik işbirliği anlaşmasıyla kurulan ortak komisyon, yüz yüze alışverişin kapısını açtı. Makaleye göre Zhu'nun enstitüsü 1950'lerin sonuna kadar yüze yakın Sovyet hekimi eğitti.
Nisan 1956'da üç kadından oluşan bir ekip Pekin'e gitti: Leningradlı nörolog Esfil'd Tykochinskaia, hekim Musa Usova ve sağlık görevlisi Nina Osipova. Üç ay süren ziyaretten sonra Leningrad'a Zhu Lian'dan bir hediye ulaştı: Yeni Akupunktur'un kısmi bir çevirisi. Bu, Rusça kaynak sıkıntısı çeken Sovyet uygulayıcıları için değerliydi; Çince bilmeyen en hevesli savunucular bile çevirmenlere muhtaçtı.
Gorki'deki Vadim Vogralik bu dönemin en coşkulu adlarından biri oldu. 1956'daki bir konuşmasında Çin'in geleneksel tıbbını "tıbbi bilginin en zengin kaynağı, ama bilimsel olarak kurulmuş, derin ve sistemli bir çalışma gerektiren bir kaynak" diye tanımladı. İlginç biçimde Zhu Lian'ı geçmişin değerli fikirlerini, örneğin on dört meridyen sistemini, fazla kolay bir kenara atmakla eleştirdi.
"İşe yarıyor, ama neden?"
Tykochinskaia'nın bu sorusu Sovyet yaklaşımını özetliyor. Kiev'deki Bogomolets Fizyoloji Enstitüsü'nden Anatoli Podşibyakin, derinin bazı küçük bölgelerinin, yaklaşık 10 kopeklik bir madeni para büyüklüğündeki alanların, iç organların etkinliğine bağlı elektriksel ve sıcaklık değişimleri gösterdiğini öne sürdü ve bunlara "biyolojik olarak aktif noktalar" adını verdi. 1957'de hocası Georgi Folbort'la birlikte yazdığı yazıda, terim farkının altında Sovyet ve Çinli araştırmacıların aynı olguyu anlattığını savundu.
Yazarlar burada önemli bir ayrıntıyı vurguluyor: Sovyet araştırmacılar Pavlov'u sık anıyordu ama bu çoğu zaman zorunlu bir atıf gibi duruyordu. Asıl tartışma Henry Head, James Mackenzie gibi Batılı araştırmacıların deri ile iç organlar arasındaki bağlantıya dair çalışmaları üzerinden yürüyordu. Öte yandan Sovyet yazarları, kendilerini eğiten Çinli bilim insanlarına seyrek atıf yaptı.
Coşku sınırsız da değildi. 1956'da Çin'e giden bir Sovyet heyetinin başındaki hijyen uzmanı Fyodor Krotov, "geleneksel Çin tıbbını göklere çıkarmak da onu yok saymak kadar yanlıştır" diye yazdı.
Pencere kapanınca geriye ne kaldı?
1959'da Sovyet sağlık yönetimi akupunktur eğitimini ve uygulamasını resmî bir düzene bağladı. Ama iki ülke arasındaki ilişkiler bozulunca alışveriş durdu; son Sovyet akupunktur öğrencileri 1961'de Çin'den ayrıldı. Makaleye göre bu yöntemin Çin kökeni sorun olmaya başlayınca Rusçada "iğne terapisi" ve "refleks terapisi" gibi adlar öne çıktı. Bazı tahminlere göre Sovyetler Birliği dağıldığında ülkede yaklaşık 20 bin akupunktur uygulayıcısı vardı; bu, hekimlerin yüzde 1,5 ile 2'si demekti.
Çin tarafında iz daha derin: yazarlara göre "biyolojik olarak aktif nokta" kavramı geleneksel Çin tıbbına akupunktur noktasının eş anlamlısı olarak yerleşti. Makale bir tarih çalışması; akupunkturun tıbbi değerini tartmıyor, bilginin sınırları nasıl aştığını soruyor. Yazarların açık bıraktığı mesele de bu: Bir dönemin dostluk ve merak duygusu, bilimin hangi kavramlarla konuşacağını ne ölçüde belirledi?
Fotoğraf: Gary Todd, CC0, Wikimedia Commons