Erkan Oğur
Türk müzisyen
1980'li yıllardan itibaren Bülent Ortaçgil, Sezen Aksu, MFÖ, İlhan İrem, Cem Karaca, Kayahan, Nilüfer, Gökhan Kırdar, Kenan Doğulu, Mustafa Sandal, Nazan Öncel ve Sabahat Akkiraz gibi birçok sanatçının albüm kayıtlarında yer alır. İsmail Hakkı Demircioğlu ile ortak albümlerin yanı sıra Yavuz Çetin, Hüsnü Arkan, Arto Tunçboyacıyan ve Fahir Atakoğlu gibi sanatçılarla ortak parçalar yaptı. Kariyeri boyunca farklı ülkelerde prestijli sahnelere davet edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, İran ve Yunanistan gibi çeşitli ülkelerde konserler vermiş ve müziğini farklı kültürlerden dinleyicilere ulaştırmıştır. Erkan Oğur kariyeri boyunca SİYAD, Altın Portakal, Altın Kelebek, Ankara Uluslararası Film Festivali ve Kral Müzik Ödülü gibi birçok ödül kazandı. Erkan Oğur, müzikal kariyerinin yanı sıra 2020 yılında Bodrum, Muğla'da müzik okulu açmıştır.
Hayatı ve kariyeri
1954-1981: İlk yılları, müziğe başlaması ve eğitimi
Mehmet Erkan Oğur, 17 Nisan 1954 tarihinde Ankara'da dünyaya gelmiştir. Aslen Elazığ'lı bir aileden gelen Oğur'un çocukluk yılları büyük ölçüde Elazığ'da geçmiştir. Küçük yaşlardan itibaren müziğe karşı büyük ilgi gösteren sanatçı, 4-5 yaşlarından başlayarak keman, bağlama, flüt ve cümbüş gibi enstrümanları çalmaya başlamıştır. İlkokul müzik öğretmeni, onun yeteneğini "İlkokulu bitirdiğinde bizim yöreden çalmadığı saz kalmamıştı" sözleriyle dile getirmiştir. Bu sayede Oğur, halk müziği ezgileriyle iç içe büyümüş; özellikle Doğu Anadolu folkloru ve ünlü ozan Aşık Veysel'in türküleriyle çocukluk yıllarında tanışmıştır.
Erkan Oğur lise eğitimini Ankara'da tamamlamıştır. 1970'lerin başında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nde üniversite eğitimine başladı ve bir süre bu alanda okudu. 1974 yılında eğitimini sürdürmek için Almanya'ya giderek Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi'nde fizik mühendisliği öğrenimi gördü. Ancak müziğe duyduğu tutku nedeniyle akademik kariyerini bırakma kararı aldı. 1980'de Türkiye'ye dönen Oğur, hayalini gerçekleştirmek üzere İstanbul'da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'na girdi ve burada Müzik Teorisi bölümünden mezun oldu. Konservatuvardaki eğitimi sırasında klasik Türk müziği teorisini derinlemesine öğrenerek teknik bilgisini pekiştirdi. Ayrıca bir süre İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda oyunculuk eğitimi aldığı da bilinir. Bu kapsamlı eğitim geçmişi, onun ileride hem geleneksel hem modern müzik formlarını ustaca birleştirmesine zemin hazırlamıştır.
1982-1992: Albümler, turneler, iş birlikleri ve yeni tarzlar
Askerlik hizmeti sonrasında konservatuvarda ud öğretmenliği yaptı. Bu dönemde Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil gibi önemli sanatçılarla İstanbul'da sahne aldı; perdesiz gitarıyla onların performanslarına katkı sağladı. Oğur, geleneksel Türk halk müziği'yle batı müziğini birleştirme arayışına erken yıllarda yöneldi. Çocukluğunda bağlama ve kemanla halk ezgileri çalan sanatçı, 1960'larda Jimi Hendrix'i dinlemesiyle müzikal ufkunu genişletti; perdesiz gitar sayesinde elektro gitar'da kaydırmalı geçişler ve çeyrek tonları icra edebilmeye başladı. 1989'da Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Oğur, burada blues müzisyenleriyle çalışarak perdesiz gitarı blues müziğine uyarladı. Bu deneyim, onun müziğinde Anadolu ezgileri ile blues tınılarının harmanlandığı yeni bir dönemin habercisi oldu. 1980'lerde Erkan Oğur çeşitli kayıt ve projelerle müzik dünyasında kendini göstermeye başladı. 1982 yılında İstanbul'da, Çekirdek Sanat Evi bünyesinde Robert Johnson ve İlkin Deniz kaydedilen İstanbul'da Bir Amerikalı ve Aziz Şenol Filiz ile birlikte Müzikte Anadolu Mistisizmi adlı çalışmalar, onun erken dönem üretimleri arasındadır. 1983'te ise perdesiz gitar arayışlarını yansıtan Perdesiz Gitarda Arayışlar adlı deneme albümü yayınlandı. Bu kayıtlar, batı müziği ile Anadolu müziğinin mistik öğelerini bir araya getirme çabasının ilk örnekleriydi. 1989'da Oğur, Sis filmi için bestelediği müziklerle ilk film müziği deneyimini yaşadı. Bu dönemde henüz resmi bir solo albüm çıkarmamış olsa da, yaptığı kayıtlar ve eşlik ettiği projeler ileride gelişecek kariyerinin temelini attı.
Erkan Oğur'un 1980'lerdeki işbirlikleri, ileride kalıcı ortaklıklara dönüşecek önemli tanışmalar içeriyordu. 1984 yılında ünlü pop rock grubu MFÖ'nün Ele Güne Karşı Yapayalnız albümünde yer alan "Güllerin İçinden" parçasında perdesiz gitarıyla eşlik ederek geniş kitlelerce duyuldu. Bu, Oğur'un ana akım bir projede dikkat çektiği ilk kayıtlardan biriydi. Aynı dönemde Kızılok ve Ortaçgil'in yanı sıra, çeşitli sanatçıların albümlerinde stüdyo müzisyeni olarak katkı verdi. Örneğin, 1980'lerin sonunda Oğur'un tanıştığı Amerikalı blues gitaristi Robert 'One Man' Johnson ile gerçekleştirdiği müzikal etkileşim, İstanbul’da Bir Amerikalı projesine yansıdı ve Türk müziği ile blues'un erken bir buluşması olarak kayda geçti. Bu yıllarda kurduğu bağlantılar, sonraki on yıllarda yapacağı uluslararası işbirliklerinin ve çapraz kültürel projelerin habercisiydi. 1980'li yıllar, Erkan Oğur'un müzikal tarzının şekillendiği ve kendine özgü yolunu bulduğu dönemdir. Geleneksel Türk halk müziğiyle büyüyen sanatçı, batı rock müziğinden esinlenerek enstrümantal ifadelerini zenginleştirdi. Perdesiz gitarın sağladığı mikrotonal imkanlar, onun müziğine yenilikçi bir boyut kattı; Türk halk ezgilerindeki çeyrek tonları ve kaydırmalı nameleri, gitar üzerinde başarıyla dile getirmeye başladı.
Bu sayede, 80'lerin ortalarına gelindiğinde Oğur'un tarzı Anadolu'nun ozanlık geleneği ile batının blues/rock gitar tekniğinin benzersiz bir füzyonu haline geldi. Özgün sesiyle halk müziğini modern formlarla buluştururken, doğaçlamaya dayalı bir yaklaşım benimsedi. Bu dönemdeki arayışları, ileride caz ve dünya müziğine yönelecek olmasının ilk sinyallerini veriyordu. 1980'lerde Erkan Oğur, hem yerel müziğin köklerine bağlı kalan hem de yenilikçi ve sınırları zorlayan bir müzikal kimliğin temellerini attı. 1990'lar, Erkan Oğur'un profesyonel müzik kariyerinde ulusal ve uluslararası alanda tanınmaya başladığı dönem oldu. 1990 başlarında Oğur, müzisyenliğini tam zamanlı bir meslek olarak sürdürme kararıyla birlikte Türkiye'ye dönüşünü pekiştirdi. 1991 yılında The Other Side of Turkey adlı bir projede yer alarak farklı coğrafyalara ait ezgileri yorumladı ve bu, yurt dışında da dikkat çekmesini sağladı.
1993-2000: Solo ve ortak albümler, film müzikleri ve ödüller
1993 yılında Almanya'da kaydettiği ve ilk olarak burada yayımlanan Fretless ile büyük başarı sağladı. Tamamı enstrümantal parçalardan oluşan bu albüm, perdesiz gitarın olanaklarını sergileyen yenilikçi yapısıyla Avrupa'da o yıl yılın yaratıcı albümü seçildi. Bu başarı, Erkan Oğur'un ismini uluslararası müzik çevrelerinde duyurdu. 1996 yılının başında kaydettiği Bir Ömürlük Misafir adlı albümü 19 Temmuz 1996 tarihinde Türkiye'de yayınlandı; aslında Fretless albümündeki parçaların yanına birkaç yeni eser eklenerek hazırlanmış bu çalışma, Türkiye'de büyük ilgi gördü ve Avrupa listelerinde dördüncü sıraya kadar yükseldi. 1996 yılı Erkan Oğur için önemli bir mihenk taşıydı, zira aynı yıl yönetmen Yavuz Turgul'un efsane filmi Eşkıya'nın müziklerini bestelemesiyle geniş bir kitle tarafından tanındı. Eşkıya filminin soundtrack çalışması, 1997'de Oğur'a 19. SİYAD Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Müzik ödülünü getirdi. Bu başarılar, 90'ların sonunda Oğur'u Türkiye'de ustalar arasına yerleştirirken, dünya müzik otoriteleri tarafından da yakından takip edilen bir sanatçı haline getirdi. 1990'lar boyunca Erkan Oğur, bir dizi önemli albüm ve proje üretti. 1993'te Almanya'da kaydedilen Fretless albümü, perdesiz gitarla icra edilmiş özgün eserleriyle dikkat çekti ve Oğur'un uluslararası ün kazanmasına kapı araladı. Ardından 1996'da Türkiye'de çıkan Bir Ömürlük Misafir, "Mamoş", "İki Keklik" ve "Neden Geldim İstanbul'a" gibi parçalarıyla öne çıktı; bu albüm geleneksel türkü formları ile modern yorumları bir araya getirerek geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Oğur'un film müziği alanındaki işleri de bu dönemde sürdü: Eşkıya filminin müzik albümü 1996'da yayınlandı ve filmin başarısıyla özdeşleşen "Fırat Ağıtı" ve "Seyreyle Güzel" gibi ezgiler halkın zihninde yer etti. 1998'de Oğur, bas ve vokalde İsmail Hakkı Demircioğlu ile birlikte Gülün Kokusu Vardı albümünü yayımladı. Bu albümde "Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram", "Kaleden İnişm'olur" ve "Derdim Çoktur Hangisine Yanayım" gibi Anadolu türkülerinin yalın fakat derinlikli yorumları, iki ustanın enstrüman ve ses uyumunu sergiledi. Özellikle "Zeynep" adlı parça Deli Yürek adlı dönemin popüler dizisinde yayımlandıktan sonra geniş kitleler tarafından tanındı.
1999'da ise Oğur, Okan Murat Öztürk ile ortak projesi Hiç albümünü çıkardı; bu albümde özellikle "Hiç" adlı parça ve geleneksel deyişlerin yenilenmiş aranjmanları dikkat çekti. Aynı yıl vizyona giren Propaganda filminin müzikleri de Oğur tarafından hazırlandı ve film müzikleri albümü olarak yayınlandı. 90'ların bu zengin diskografisi, Erkan Oğur'un hem enstrümantal ustalığını hem de halk müziğine getirdiği taze yorumları ortaya koyan bir dönemsel toplam niteliğindedir. 1990'larda sahne performanslarıyla da adından söz ettirmeye başladı. Albümlerinin getirdiği ün sayesinde Türkiye'nin dört bir yanında konserler verdi; özellikle üniversite festivalleri ve kültür merkezlerinde dinleyicilerle buluştu. Bu dönemde solo konserlerinin yanı sıra İsmail Hakkı Demircioğlu ile ikili performanslar sergileyerek Anadolu türkülerini canlı icra etti. Yurt dışında da sesini duyurmaya başlayan sanatçı, Fretless albümünün başarısıyla Avrupa'da bazı dünya müziği festivallerine davet edildi. Avrupa listelerinde üst sıralara çıkan Bir Ömürlük Misafir albümünün başarısı, Oğur'a kıtada küçük çaplı bir turne yapma imkânı verdi. Ayrıca 1989'da başladığı ABD deneyimini 90'ların başında da sürdürerek, blues kulüplerinde ve caz ortamlarında perdesiz gitarıyla performanslar gerçekleştirdi. Bu konserlerde geleneksel Anadolu ezgilerini batı enstrümanlarıyla çalması, yabancı dinleyiciler için özgün bir deneyim oldu. Özetle, 90'larda Erkan Oğur hem Türkiye'de hem yurt dışında artan bir ivmeyle sahne aldı; müziğini canlı performanslarla sınırların ötesine taşımaya başladı. 1990'lar, Erkan Oğur'un pek çok müzisyenle verimli işbirliklerine girdiği bir dönemdir.
Bu yıllarda Oğur, çeşitli albümlerde konuk sanatçı olarak da boy gösterdi. 1992'de Sefarad müziği icra eden Janet ve Jak Esim topluluğunun Antik Bir Hüzün (1992) albümüne düzenlemeci ve icracı olarak katkıda bulundu; bir süre bu grubun üyesi olarak da çalışmalar yaptı. 1997'de ise rock gitaristi Yavuz Çetin'in İlk adlı albümünde yer alan enstrümantal "Dünya" parçasına perdesiz gitarıyla eşlik ederek farklı bir janra dokunuşta bulundu. İsmail Hakkı Demircioğlu ile yolları 90'ların sonunda kesişen Oğur, 1998'den itibaren halk müziği sanatçısıyla yakın bir ortaklık kurdu. 1995 civarında basçı İlkin Deniz ve davulcu Turgut Alp Bekoğlu ile Telvin Trio'yu kurarak doğaçlama caz denemelerine girişti. Bu, Oğur'un tarzında yeni bir kulvarın habercisiydi: Anadolu ezgilerini cazın doğaçlamacı yaklaşımıyla harmanlamak. Dolayısıyla 1990'lar, Erkan Oğur'un hem geleneksel müziğe derinleştiği hem de caz ve dünya müziği gibi alanlara adım atarak müzikal paletini genişlettiği bir dönem oldu. Bu çok yönlü tarz, onu “perdesiz gitarın öncüsü” olarak dünya çapında tanınır kılmış ve pek çok müzisyene ilham vermiştir. 2000 yılında İsmail Hakkı Demircioğlu ile ikinci ortak albümleri Anadolu Beşik yayınlandı; bu albümde “"Seher Yeli", "Zahit Bizi Tan Eyleme" ve "Bülbülüm Altın Kafeste" gibi halk türküleri samimi yorumlarla yer aldı ve halk müziği dinleyicisinden büyük takdir topladı.
2001-2011: Telvin, solo albümler ve festivaller
2001'de çıkan Fuad, Ermeni halk müziğinin kadim ezgilerini Oğur'un perdesiz gitar ve kopuz tınılarıyla buluşturan eşsiz bir projeydi. Albümde "Yemen" gibi bir Ermeni ezgisi ile Anadolu'nun hüznünü bir arada hissettiren parçalar bulunurken, kültürel bir diyalog da müzik aracılığıyla kurulmuş oldu. 2004 yılında Yazı Tura filminin soundtrack albümü yayımlandı; Oğur'un bu albümdeki en bilinen eseri, filmle aynı ismi taşıyan dokunaklı tema müziği oldu ve geniş kesimlerce hafızalara kazındı. 2006'da Telvin Trio'nun Telvin albümü Kalan Müzik etiketiyle piyasaya çıktı; caz trio formasyonunda kaydedilen bu albümde "Telvin", "Şaka" ve "Dılore Nenelerim" gibi parçalar enstrümantal caz düzenlemelerle yer aldı ve Anadolu ezgilerinin caz doğaçlamasına ne denli uygun olduğunu gösterdi. 2007'de Erkan Oğur, The Istanbul Connection adlı albümüyle adeta dünyanın iki yakasını müzikle birleştirdi. Bu albüm, farklı ülkelerden müzisyenlerin katılımıyla oluşan bir dünya müziği projesiydi ve içerisinde yer alan parçalar İstanbul'un kültürel çeşitliliğini yansıtıyordu. 2004'te Yunan müzisyen Lizeta Kalimeri ile ortak albüm Lonely Land yayımlandı; Yunanca ve Türkçe eserlerin bulunduğu albüm, Ege'nin iki yakasındaki müzik geleneklerinin akrabalığını gözler önüne serdi. 2009'da Mommo - Kız Kardeşim filminin müzikleri albüm olarak çıktı; bu soundtrack çalışması, Oğur'un minimal ve duygusal besteleriyle film dünyasında da kalıcı eserler bıraktığını gösterdi. Bütün bu projeler, Erkan Oğur'un 2000'ler boyunca stüdyo albümleri, film müzikleri ve uluslararası ortak çalışmalar ekseninde son derece zengin ve çeşitli bir üretim sergilediğini ortaya koymaktadır.
2000'lerde Erkan Oğur, sahne performanslarını yurt içinde ve yurt dışında yoğunlaştırdı. Özellikle Telvin Trio ile birlikte yurtdışı festivallerine katılan sanatçı, 2006 yılında Londra Queen Elizabeth Hall'de verdikleri konserle uluslararası caz sahnesine adım attı. Aynı yıl Atina'da Athens Jazz Festival kapsamında sahne alarak Yunan izleyicilere Anadolu ezgilerinin cazla buluşmasını canlı sunma fırsatı yakaladı. Telvin Trio, Avrupa'nın çeşitli kentlerinde ve hatta Amerika Birleşik Devletleri'nde festivallere ve caz kulüplerine konuk olarak geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Oğur ve trio üyeleri 2006'da BBC'nin kaydettiği özel bir performans sergilediler; bu performansta Telvin albümündeki parçaları doğaçlamalarla zenginleştirerek çaldılar. 2004'te Altın Portakal ödüllü Yazı Tura filminin müziklerini canlı çaldığı özel gösterimler de gerçekleştiren sanatçı, film müzikleriyle konser konseptini bir araya getirdi. 2000'lerin sonlarına gelindiğinde, Erkan Oğur albümleriyle değil, dünya çapındaki konserleri ve atölye çalışmalarıyla da tanınan, sahnesi güçlü bir sanatçı olarak kabul görmekteydi.
2012–2019: Dönmez Yol, Dokunmaz ve Bilinmeyenle Karşılaşmak
2010'lu yıllarda Erkan Oğur, daha seyrek fakat seçkin albümler ortaya koydu. 2010'da Mehmet Eryılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı Kadim belgeselinin müziklerini besteledi; bu çalışma, belgesel müziği olarak yayınlanmasa da Oğur'un arayışlarının sinematik bir yansımasıydı. 2012'de çıkan Dönmez Yol albümü, sekiz yıllık bir aranın ardından Oğur'un solo adıyla çıkardığı bir albümdü. Bu albümde "Dersim Dört Dağ İçinde" ve "Gnossienne No. 1" başta olmak üzere, Oğur'un çeşitli dönemlerde kaydettiği enstrümantal eserler ve deneysel çalışmalar yer aldı. Aynı yıl Telvin Trio'nun turne sürecini anlatan bir belgeselin müzikleri Telvin – Turne Belgeseli adıyla yayınlandı; bu albüm Telvin grubunun sahne performanslarından derlenen caz doğaçlamalarını içeriyordu. Yine 2012'de vizyona giren Açlığa Doymak filminin müzik albümü, Oğur'un o yılki üretkenliğini perçinledi. 2014'te yayınlanan Dokunmak albümü, Erkan Oğur, Derya Türkan ve İlkin Deniz üçlüsünü bir araya getirdi. Albümde "Naci Derler" ve "Elif'e Ninni" gibi geleneksel eserlerin enstrümantal yorumları yer aldı ve özellikle başlık parçası "Dokunmak" dinleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı.
Bu albüm, Türk makam müziğinin modern bir bakışla ele alındığı, mistik bir atmosfer sunan bir çalışma olarak takdir gördü. 2017'de Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu ikilisi Bilinmeyenle Karşılaşmak albümünü yayımladı. Bu albümde "Yüce Dağ Başında" ve "Eski Tüfek" gibi türkülerin yeni kayıtları ve Feyzullah Çınar, Mahzuni Şerif gibi ozanların eserlerine getirdikleri yorumlar bulunuyordu. Uzun yıllar sonra gelen bu ortak çalışma, halk müziği seçkisi olarak değerlendirildi. Oğur'un müziğinde mistik öğeler ve felsefi derinlik 2010'larda daha belirgin hale geldi. Uzun süre birlikte çalıştığı ozanların Pir Sultan Abdal ve Nesimi gibi sanatçıların eserlerine yönelmesi ve bu deyişleri içselleştirerek yorumlaması, onun müziğine manevi bir boyut kattı. Caz ve blues etkileri bu dönemde geri planda kalırken, Oğur'un köklere dönüş eğilimi güçlendi; Bilinmeyenle Karşılaşmak albümündeki türkü yorumları bunun en güzel örneklerindendir. Bununla birlikte, 2010'ların sonunda yayınlanan bazı eleştiri yazıları, Erkan Oğur'un türler arasındaki sınırları kaldıran çalışmalarının halen takdirle izlendiğini vurguladı.
2020-günümüz: Kimse Kalmadı ve Sakla
2020'li yılların ilk yarısı, Erkan Oğur'un hem üretimde bulunduğu hem de kariyerinde tartışmalarla gündeme geldiği bir dönem oldu. 2020 yılında uzun bir aradan sonra yeni bir stüdyo projesini tamamlayan sanatçı, COVID-19 pandemisi koşullarına rağmen müzikal çalışmalarını sürdürdü. Nisan 2021'de Erkan Oğur ismi beklenmedik bir biçimde ülke gündemine geldi: Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın seslendirdiği bir türkünün kayıtlarında kopuz ve gitarıyla eşlik eden Oğur, bu işbirliği nedeniyle bazı dinleyiciler tarafından eleştirildi. Kimi hayranları, politik bir figürle ortak çalışmasını yadırgasa da birçok müzik otoritesi Oğur'un sanatının bu tür tartışmaların ötesinde olduğunu belirtti. 2022-2023 yıllarında Erkan Oğur, sağlıkla ve üretimle ilgili ciddi bir sorun yaşamadan kariyerine devam etti ve daha çok geçmiş birikimlerini yeni nesillere aktarmaya odaklandı. Bu amaçla 2024 yılında çeşitli ustalık sınıfları ve atölye çalışmaları düzenleyerek genç müzisyenlere deneyimlerini aktardı. Yine 2023'te İzmir'de düzenlenen Uluslararası Film ve Müzik Festivali'nde Erkan Oğur'a onur ödülü takdim edildi; festivalde hazır bulunan sanatçıya ödülü bizzat sunulurken, onun kültürlerarası sanatsal başarılarından övgüyle bahsedildi. Bu, Oğur'un yıllar boyu farklı kültürleri müziğinde buluşturmasına verilen anlamlı bir takdir oldu. 2025'e gelindiğinde Erkan Oğur, 71 yaşında olmasına rağmen halen aktif bir müzik insanı olarak varlığını sürdürdü; kariyerinin 50. yılına yaklaşırken yeni albümünü dinleyicilerle buluşturdu.
2020 yılında Turgut Alp Bekoğlu ve Can Çankaya ile ortak çalışması olan Kimse Kalmadı albümünü yayımladı. Bu albüm, etnik caz ve dünya müziği kategorisinde değerlendirilebilecek, enstrümantal ağırlıklı bir çalışma olarak dikkat çekti. Kimse Kalmadı, Oğur'un müziğinde caz ritimleri ile Anadolu ezgilerinin buluşmasını yeni bir düzleme taşıdı; albüm eleştirilerinde, sanatçının türler arası özgün yaklaşımının hâlâ takdir topladığı belirtildi. Uzun süredir beklenen solo albümü Sakla, 14 Ocak 2025 tarihinde Kalan Müzik etiketiyle yayınlandı. Sakla, 15 eserden oluşan zengin bir içerik sunuyordu ve Erkan Oğur'un hem kendi bestelerini hem de Türk halk edebiyatı'nın büyük ozanlarının eserlerini içeriyordu. Albümde Pir Sultan Abdal, Hatayî, Nesimî, Yunus Emre ve Kul Ahmet gibi ozanların deyişleri Oğur'un özgün düzenlemeleriyle yeniden hayat buldu. Örneğin Pir Sultan'ın bir nefesi olan "Hicaz (Minnet Eylemem)" parçası, perdesiz gitar ve kopuzun mistik tınıları eşliğinde yorumlanarak albümün öne çıkan eserlerinden biri oldu. Sakla albümünde genç kuşak bağlama sanatçısı Merdan Güzelgün de iki eserde konuk müzisyen olarak yer aldı ve böylece Oğur farklı kuşakları bir araya getirdi. Albümdeki tüm düzenlemeleri ve prodüksiyonu Erkan Oğur üstlenirken, yapımcılığını merhum müzik emekçisi Hasan Saltık'ın eşi Nilüfer Saltık gerçekleştirdi; Sakla albümü Hasan Saltık'ın anısına ithaf edildi.
Sanatı
Kullandığı enstrümanlar ve icat ettiği çalgılar
Erkan Oğur, sahip olduğu enstrüman hakimiyeti ve yenilikçi yaklaşımıyla müzik dünyasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. En tanınmış icadı, 1976 yılında tasarlayıp geliştirdiği perdesiz klasik gitardır. Klasik gitarın sapındaki perdeleri sökerek ya da özel yapım bir gitar üreterek elde ettiği bu enstrüman, batı müziği enstrümanlarında alışılmadık olan mikrotonları ve kaydırmalı geçişleri mümkün kılmıştır. Perdesiz gitar sayesinde Oğur, Türk halk müziğinin makam zenginliğini ve doğaçlama üslubunu gitar üzerinde icra edebilmiştir. Dünya müzik literatüründe adı geçen bu yenilik, perdesiz gitar kavramının öncüsü olarak Oğur'u ölümsüzleştirmiştir. Bunun yanı sıra Oğur, geleneksel bir saza kendi soyadını verecek kadar önemli bir yenilik getirmiştir: Oğur sazı 1990'ların başında luthier ustası Kemal Eroğlu ile birlikte geliştirdiği bu çalgı, altı telli özel bir kopuz/bağlama türüdür. Oğur sazı, klasik bağlamadan farklı olarak üç çift tel yerine altı tek tel barındırır ve özel bir akort sistemi kullanır. Mızrap (tezene) kullanılmadan, parmak arpej tekniğiyle çalınan bu enstrüman, özellikle bağlama repertuvarında yeni tınılar elde etmeyi sağlamıştır. Oğur, bu sazı 1992'den itibaren müziğinde kullanmaya başlamış ve başta Balık Ayhan tavrı olmak üzere farklı üslupları bu çalgıyla icra etmiştir.