Galaksi
kütle çekimiyle bir arada duran yıldız ve gök cismi öbeği
Galaksi, kütle çekimiyle bir arada tutulan yıldızlar, yıldızlararası gaz, toz, plazma ve hâlâ tam olarak anlaşılmayan karanlık madde gibi maddelerden oluşan devasa bir yapıdır. Boyutları değişmekle birlikte, bir cüce galaksi on milyon yıldız barındırırken, dev bir galaksi bir trilyon kadar yıldız içerebilir. Bu yıldızların hepsi, galaksinin kütle merkezini çevreleyen yörüngelerde hareket eder ve galaksi, uzayda tek bir yönde süzülür; kendi etrafında bir yörünge izleyemez. Galaksiler aynı zamanda çoklu yıldız sistemleri, yıldız kümeleri ve çeşitli nebulaları da içinde barındırabilir; Güneş gibi sistemler ise Samanyolu içindeki tek bir yıldız olarak konumlanır.
Gözlem tarihine bakıldığında, galaksiler şekillerine göre sınıflandırılmıştır. Işığı eliptik bir profil sergileyen eliptik galaksiler, en sık rastlanan biçimlerden biridir. Disk şeklinde, tozlu ve kıvrımlı kollara sahip olan sarmal galaksiler ise bir diğer yaygın gruptur. Düzensiz ya da “tuhaf” galaksiler ise komşu galaksilerin kütle çekim etkisiyle şekil bozulmuş yapılar olarak tanımlanır; bu etkileşimler bazen galaksilerin birleşmesine yol açar ve yıldız oluşumunda ani artışlar meydana gelerek yıldız patlamalı galaksilerin (starburst galaxy) ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
Gözlemlenebilir evrende tahmini olarak 100 milyar civarında galaksi bulunur. Astronomik metinlerde “galaksi” kelimesi, tek başına büyük harfle yazıldığında bizim galaksimiz olan Samanyolu’nu ifade eder. 18. yüzyılda William Herschel, Andromeda gibi uzak gök cisimlerini “spiral nebula” olarak adlandırmış, daha sonra bu nesneler uzaktaki dev yıldız toplulukları olduğu anlaşıldığında “galaksi” terimi kullanılmaya başlanmıştır.
Samanyolu’nun dışarıdan görünüşü, içimizde bulunduğumuz için doğrudan gözlemlenemez; çıplak gözle gördüğümüz ışıklı şerit aslında galaksinin yalnızca bir koludur. Antik Yunan’da Demokritos, bu ışıklı bölgenin uzak yıldızlardan oluşabileceğini öne sürmüş, Aristoteles ise ışığın atmosferde yanan yıldızlardan geldiğini düşünmüştür. İbn-i Heysem, bu bölgenin uzak bir gök yapısı olduğunu savunarak Aristoteles’in görüşüne karşı çıkmış, sonraki Arap astronomları da Samanyolu’nun sayısız bulutsu ve yıldız topluluğundan ibaret olduğunu ifade etmişlerdir.