Sabah Altıda Uyanan Şehir
Şehrin bir vardiyası var ve çoğumuz onu hiç görmüyoruz. Altı ile sekiz arasında kim çalışıyor?
Şehri sekizden sonra tanıyoruz. Trafik, kalabalık, kapalı gişe, dolan vapur. Oysa o kalabalık yerine oturmadan önce bir vardiya çoktan işini bitirmiş oluyor.
Kimse görmezken
Altıda fırının ışığı yanıyor ve ekmek çoktan ikinci fırında. Pazar yerinde tezgâhlar kuruluyor, kasalar taşınıyor, branda geriliyor. Simitçi arabasını itiyor. Çöp kamyonu sokakları bitirmiş, dönüyor. Metro ilk seferini yapıyor ve içinde herkes uyuyor.
Bu insanların ortak özelliği şu: yaptıkları iş ancak yapılmazsa fark ediliyor. Ekmek fırında olmasa, çöp alınmasa, metro kalkmasa şehir bir anda görünür hâle gelirdi. Düzgün işlediği sürece görünmezler.
İki şehir, aynı adres
Aynı sokak sabah altıda ve akşam yedide iki farklı yer. Sabahki sessiz, işlevsel, aceleci değil — çünkü herkes ne yapacağını biliyor. Akşamki gürültülü ve kararsız.
Bir süre erken kalkmak zorunda kalan herkes bunu fark eder ve tuhaf bir şey hisseder: şehir sabahları daha dürüst görünür. Kimse kimseye gösteriş yapmıyor, kimse bir yere yetişmiyor, herkes sadece işini yapıyor.
Bir teşekkür meselesi değil
Bu yazının sonunu "onlara teşekkür edelim" diye bağlamak kolay olurdu ama mesele o değil. Kimse teşekkür beklemiyor. Mesele görmek.
Bir şehirde yaşamak, o şehri kimin ayakta tuttuğunu bilmeyi de gerektiriyor. Bir sabah yanlışlıkla erken uyanırsanız perdeyi açın. Aşağıda tanımadığınız bir şehir var ve on beş yıldır orada.