Görelilik teorisi
zamanın göreceli olduğunu söyleyen teori
Albert Einstein’in geliştirdiği iki birbirine bağlı kuram, görelilik teorisini oluşturur: özel görelilik ve genel görelilik. Özel görelilik, yer çekiminin etkisinin göz ardı edildiği durumlarda tüm fiziksel olayları kapsar; genel görelilik ise yer çekimiyle ilgili yasaları ve bu yasaların diğer doğa kuvvetleriyle ilişkisini açıklar. Bu iki çerçeve, kozmoloji ve astrofizik gibi alanlarda, evrenin büyük ölçekli yapısını ve gök cisimlerinin davranışlarını anlamamıza imkan tanır.
20. yüzyılda Einstein’ın bu fikirleri ortaya konduğunda, Newton’un iki yüzyıla yakın bir sürede oluşturduğu mekanik anlayış sarsıldı. Uzay ve zamanın ayrı varlıklar yerine bir bütün—uzay‑zaman—olarak ele alınması, eşzamanlılığın göreliliği, zaman genişlemesi, uzunluk daralması gibi yeni kavramların doğmasını sağladı. Bu yenilikler, nükleer çağın temellerini atan temel parçacık fiziği ve etkileşimlerin geliştirilmesinde de etkili oldu. Ayrıca nötron yıldızları, kara delikler ve yer çekimi dalgaları gibi olağanüstü astronomik fenomenlerin öngörülmesi, görelilik sayesinde mümkün hâle geldi.
İlk olarak 1905’te yayımlanan özel görelilik, daha sonra 1916’da tamamlanan genel görelilik ile bütünleşti. Özel görelilik, atomik, nükleer ve kuantum mekaniği gibi alanlarda teorik çalışmalara temel bir araç sunarken, genel görelilik başlangıçta deneysel olarak zor uygulanabilir görülse de, 1960’larda geliştirilen matematiksel yöntemlerle daha erişilebilir hâle geldi. Bu dönemde kara delikler ve yer çekimi dalgaları gibi egzotik kozmik olayların gözlemlenmesi, teorinin önemini pekiştirdi.
Einstein, bu kuramların deneysel bulgulara dayandığını vurgulamış ve doğa olaylarını açıklamak için yeni matematiksel modellerin geliştirilmesinin şart olduğunu belirtmiştir. Böylece görelilik, sadece teorik bir çerçeve değil, gözlemlerle uyumlu, bilimsel keşiflerin temelini oluşturan bir yaklaşım haline gelmiştir.