Orta Çağ İslam dünyasında bilim
8. yüzyıl ile 15. yüzyıl arasında İslam dünyasında geliştirilen ve uygulanan bilimsel etkinlikler
İslam dünyasının Altın Çağı, 8. yüzyıldan 14‑15. yüzyıla kadar süren bir bilimsel atılım sürecini kapsar. Bu dönemde özellikle Hint, Fars, Sabe ve Yunan medeniyetlerine ait eserler Arapçaya çevrilmiş, böylece İslam coğrafyasındaki bilim insanları bu kaynaklar üzerinden yeni keşifler yapmış ve elde ettikleri bilgileri sonraki nesillere aktarmışlardır.
Bilim insanları büyük ölçüde Arap ve Fars kökenli olsalar da, farklı etnik kökenlerden ve dinlerden gelen birçok araştırmacı da bu çevreye katılmıştır. Çoğunluk Müslüman olmasına rağmen, Hristiyan, Yahudi ve hatta inançsız bilim insanları da çalışmalarını sürdürmüşlerdir.
Orta Çağ boyunca, araştırmacılar tek bir alana odaklanmak yerine birden çok disiplinle ilgilenir, antik bilim insanlarının eserlerinden yararlanarak modern anlamda uzmanlaşmış bir bilim adamı gibi hareket ederlerdi.
7. ve 8. yüzyıllarda çeviri faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Halid bin Yezid’in (ö. 704) öncülüğünde Mısır’dan gelen Yunanca bilen uzmanlara tıp, kimya ve astroloji gibi konularda eserler çevrilmiş, ardından Süryanice ve Kıptice metinler de Arapçaya aktarılmıştır. Halife Mansur döneminde bu çeviriler edebiyat, felsefe, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askeri sanat ve hatta şahin terbiyesi gibi geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur medreseleri aracılığıyla bölgeye dağıtılmıştır.
Bu dönemin öne çıkan bilim insanlarından biri, Harun Reşid sarayının kimya uzmanı Câbir bin Hayyan (722‑804)’tır. Laboratuvar tekniklerini, sülfürik ve nitrik asit gibi maddelerin özelliklerini, süblimleşme, erime ve damıtma gibi süreçleri detaylı olarak tanımlamış; deneylerinde imbik ve süzgeç gibi aletler kullanmıştır. Ayrıca İbrahim el‑Fezari, İslam dünyasında usturlabı ilk kullanan bilim insanı olarak bilinir.
9. yüzyıla gelindiğinde, Halife Memun (ö. 833) Bağdat’ta Beyt‑ül‑Hikmet’i kurarak çeviri çalışmalarını kurumsallaştırmıştır. Bu merkezde Eflatun’un diyalogları, Aristo’nun birçok eseri, Plotinus ve Proclus’a ait teolojik metinler, Batlamyus’un coğrafya ve astronomi kitapları, Arşimet ve Heron’un fizik ve mekanik çalışmaları, Hint matematik klasiklerinden Siddhanta’lar ve Pançatantra masalları (Kelile ve Dimme) gibi eserler Arapçaya aktarılmıştır. Çevirmenlerin çoğu Arap kökenli olmamakla birlikte, çeşitli dilleri bilen uzmanların katkısıyla bu zengin literatür ortaya çıkmıştır.