Türk edebiyatında şiir
Türk edebiyatındaki şiir türündeki eserler
Batılılaşma hareketi Türkiye’de 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile ivme kazanmış, 1860’a kadar yetişen genç yazarlar bu süreci edebiyata da taşıyarak Tanzimat Edebiyatı’nı oluşturmuşlardır. Şiir alanında da aynı dönüşüm görülmüş; Şinasi, Agâh Efendi gibi isimler Tercüman-ı Ahvâl ve Tasvîr-i Efkâr’da dilin sadeleşmesi ve yeni anlatım biçimlerinin benimsenmesi gerektiğini savunmuş, halkın eğitim seviyesini yükseltmek amacıyla yayıncılık faaliyetlerine yönelmişlerdir. Bu çabalar, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi şairlerin politik ve toplumsal mesajlarını içeren eserlerinde de kendini göstermiş, Fransız romantizmi ve Romantizm akımı etkilerini yansıtan çevirilerle Batı edebiyatına bir köprü kurmuştur.
Divan şiiri gelenekleri tamamen terk edilmemiş, hece ölçüsü hâlâ sıkça kullanılsa da aruz kalıpları da bu dönemde varlığını sürdürmüştür. Ziya Paşa’nın 1874 tarihli “Harâbât” antolojisi, Recaizâde Ekrem’in yeni nazım biçimlerine yaptığı denemeler ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın romantizm ile naturalizmi harmanlayan şiirleri, Tanzimat şiirinin hem Batı etkilerini hem de yerel ölçü birimlerini nasıl birleştirdiğinin örneklerindendir.
Türk şiirinin en eski örneklerinden bazıları, 8. ila 13. yüzyıllara ait Divân-ı Lügati’t‑Türk gibi sözlüklerde toplanmıştır; burada aşk, doğa, kahramanlık ve ahlak gibi evrensel temalar hece vezniyle uyaklı dörtlükler hâlinde işlenmiştir. Uygur dönemine ait “koşuğ”, “küğ” gibi adlarla anılan şiirlerde ise aliterasyon, dize başı uyakları ve dize yenilemeleri gibi teknikler genişçe kullanılmıştır. İslam’ın benimsenmesinden sonra ortaya çıkan tasavvuf, din ve aşk temalı eserler, eski halk şiirinin kopuz eşliğinde söylenen ritüel şarkılarının devamı niteliğindedir.
Divan şiiriyle halk şiiri arasındaki sınır, hece ölçüsüyle söylenen dörtlükler ile aruz ölçüsüyle yazılan beyitler arasında giderek belirsizleşmiştir; İran’dan alınan formların yanı sıra yerli “tuyuğ” ve “şarkı” gibi türler de bu senteze dahil olmuştur. Şiirin kapalı bir dil yerine anlaşılır ve akıcı bir üslup benimsemesi, hem klasik hem de yeni akımların ortak hedefi olmuştur.