Türkiye'de anayasal süreç
Türk anayasal sürecinin geçmişi ve bugünü
Türkiye’de anayasal gelişim, 1808 yılında Sened‑i İttifak’ın imzasıyla başlar. II. Mahmud döneminde Alemdar Mustafa Paşa’nın öncülüğünde hazırlanmış bu belge, Rumeli ve Anadolu ayanlarıyla Osmanlı Devleti arasında 29 Eylül 1808’de imzalanmış ve merkezi otoritenin taşradaki güçleri dengelemesini amaçlamıştır. Devlet iktidarının sınırlandırıldığı bu belge, Türk tarihindeki ilk anayasal metin olarak kabul edilir.
Abdülmecid döneminde ise 3 Kasım 1839’da Mustafa Reşid Paşa’nın hazırladığı Tanzimat Fermanı yürürlüğe konmuştur. Bu ferman, padişahın ilan ettiği ilkelere ve yeni kanunlara bağlı kalacağını taahhüt etmesiyle bir nevi sözleşme niteliği taşır. Tanzimat Fermanı’nın ardından 1856’da Abdülmecid, Islahat Fermanı’nı ilan ederek reform sürecini pekiştirmiştir.
19. yüzyılın sonlarına doğru, Genç Osmanlılar olarak adlandırılan aydın ve yazarlar, Avrupa etkisiyle meşrutiyet fikrini savunmaya başlamış ve bu amaçla II. Abdülhamid’in yerine Abdülaziz’i tahttan indirmiştir. 23 Aralık 1876’da Mithat Paşa’nın hazırladığı Kanun‑i Esasî ilan edilerek meşrutiyete geçiş gerçekleşmiştir. 12 bölüm ve 119 maddeden oluşan bu anayasa, padişahın olağanüstü hâllerde anayasa üzerindeki yetkisini sınırlayan bir madde içeriyordu; 113. maddeye göre padişah, ihtiyaç doğduğunda anayasayı askıya alabiliyordu.
II. Abdülhamid, 1877’de Rus savaşını gerekçe göstererek anayasayı askıya almış, ancak 1908’deki isyan sonrasında 1876 anayasasını tekrar yürürlüğe koymuş ve II. Meşrutiyet dönemi başlamıştır. 1909’da 31 Mart Vakası’nın ardından tahttan indirilen II. Abdülhamid’in yerine yeni düzenlemeler getirilmiş, böylece 1876 anayasası meşruti bir parlamenter monarşi çerçevesine oturtulmuştur.