Türk edebiyatı dediğimizde, aslında dilimizin kullanımıyla ortaya konmuş bütün sözlü ve yazılı ürünleri anlıyoruz. Bu zengin mirasın kökleri, Türkiye topraklarında ortaya çıkan ilk yazılı eserlere kadar uzanıyor. 13. yüzyıl sonları ve 14. yüzyıl başlarına ait bu ilk örneklerden sonra, edebiyatımız 19. yüzyıla kadar iki ana damar halinde ilerledi: halk edebiyatı ve divan edebiyatı.
Osmanlı sarayının etkisi altında, Fars edebiyatından ilham alan ve daha çok "klasik" olarak bilinen divan edebiyatı ön plandayken, halk arasındaki sözlü gelenek de canlılığını sürdürdü.
19. yüzyılda Tanzimat Fermanı ile birlikte edebiyatımızda bir dönüm noktası yaşandı. Doğu'nun etkisi yavaş yavaş azalırken, Batı edebiyatından esintiler hissedilmeye başlandı. Özellikle Fransız edebiyatı, Türk yazarları üzerinde büyük bir etki yarattı. İşte bu dönemde, roman türüyle ilk kez tanıştık ve hem özgün eserler vermeye hem de çevirilerle bu yeni türe alıştık.
Batı etkisinin ikinci ve daha belirgin dalgası ise 1895'te Servet-i Fünûn dergisinde bir araya gelen genç yazarların başlattığı Edebiyat-ı Cedide akımıyla kendini gösterdi. Tanzimat dönemi yazarları, vatan sevgisi gibi konuları halkın anlayacağı dilde anlatıp onları eğitmeyi hedeflerken, Edebiyat-ı Cedideciler daha çok "sanat için sanat" anlayışıyla, aydınlara hitap eden, ağır ve süslü bir dil kullandılar.
Bu durum, yazı dilini tekrar ağırlaştırdığı eleştirilerine yol açtı. Ancak 20. yüzyıl başlarında, millî uyanışın da etkisiyle, 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet'le birlikte Millî Edebiyat akımı doğdu. Bu akımın temel amacı, Türkçeyi yabancı etkilerden arındırmak ve halkın sorunlarını, yerel yaşamı edebiyata taşımaktı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine kadar sözlü ve yazılı gelenekler ayrı ilerlerken, 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte bu iki damar ilk kez birleşti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da Millî Edebiyat akımı etkisini sürdürdü. Âşık ve tekke edebiyatı modernleşmenin etkisiyle zayıflarken, divan edebiyatı ise 1928'de Latin harflerine geçiş ve 1930'larda yapılan Dil Devrimi ile birlikte yavaş yavaş terk edildi.
Millî Edebiyat'ın milliyetçi ruhu, sonraki dönemlerde Anadoluculuk ve halkçılık gibi akımlarla edebiyata yansıdı. II. Dünya Savaşı ve bunun siyasi etkileriyle de toplumculuk ve köycülük akımları öne çıktı. Günümüz modern Türk edebiyatı ise öykü, roman, deneme, şiir ve tiyatro gibi pek çok türde eserler barındırıyor. Genellikle modernizm çizgisinde ilerlese de, postmodernizmin etkileri de oldukça belirgin.