33. Adana Altın Koza Film Festivali 2026: Aile Dramları, Tekinsiz Annelik ve Gerçeklik Arayışı Sahne Alıyor
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın ilk iki günü, orta sınıf buhranları, tekinsiz annelik halleri ve sanal kaçışlar gibi temaları işleyen filmlerle dikkat çekti. Festivalin konuğu usta yönetmen Asghar Farhadi ise sinemanın gerçeklik ve hakikatle
Adana'nın kendine has sıcak atmosferinde devam eden 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın ilk iki gününde sinemaseverlere birbirinden çarpıcı yapımlar sundu. Çağdaş Türk sinemasının aile bağları, hafıza sorunları ve varoluşsal sıkışmışlıklar etrafındaki çeşitlenen türsel arayışları gözler önüne serilirken, festivalin onur konuğu iki Oscar ödüllü İranlı yönetmen Asghar Farhadi, sinemanın ve hakikatin doğasına dair derinlemesine bir söyleşiyle etkinliğe damgasını vurdu. Festivalin ilk iki günü, salonlardan fuayelere uzanan coşkulu sohbetlerle, filmlerin ardında bıraktığı izleri tartışmaya açtı.
Yarışmanın ilk gününde izleyiciyle buluşan filmler, orta sınıfın sessiz çöküşünü ve taşranın tekinsiz atmosferinde şekillenen karanlık bir annelik anlatısını merkeze aldı. Pınar Yorgancıoğlu'nun yönettiği ve yarışmanın açılışını yapan 'Karanlıkta Islık Çalanlar', Ankara'nın gri ritminde, Melih (Müfit Kayacan), hemşire eşi Suzan (Hülya Gülşen Irmak) ve gelecekten umudunu kesmiş kızları Toprak (İnci Sefa Cingöz) üzerinden, ülkenin genel umutsuzluk halini mikro düzeyde yansıttı. Yönetmen Yorgancıoğlu, bu maddi ve ruhsal sıkışmışlığı melodramdan uzak, sarkastik ve yer yer absürt bir kara mizahla işlerken, Ankara'nın çürümeye terk edilmiş dinozor parkı metaforu ve hikayeye dahil olan doğaüstü tanıklıklar anlatıya deneysel bir boyut kattı. İnci Sefa Cingöz'ün Toprak karakterindeki çıkışsızlığı başarıyla yansıtan performansı ve Müfit Kayacan ile Hülya Gülşen Irmak'ın doğal oyunculukları filmin öne çıkan unsurları oldu. Günün ikinci filmi Alphan Eşeli'nin yönettiği 'Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri' ise Karadeniz'in sisli doğasında, anneliğin psikolojik yükünü ve doğum sonrası travmaları korku-gerilim unsurlarıyla ele aldı. Hazar Ergüçlü'nün canlandırdığı Gül karakterinin, doğum sırasında dünyaya gelen 'varlık' ile kurduğu sarsıcı bağ, aşırı korumacılık ve toplumsal baskı ekseninde gelişen tekinsiz atmosfer, filmin klostrofobik yapısını Hazar Ergüçlü'nün sınırları zorlayan performansıyla daha da keskinleştirdi.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Festivalin ikinci günü, 'kayıp' ve 'yas' temalarını farklı coğrafyalardan ele alan iki önemli filme ev sahipliği yaptı. Banu Sıvacı'nın yönettiği ve dünya prömiyerini Berlinale Forum'da yapan 'Günyüzü', yeğeninin düğünü için köyüne dönen müzisyen Suna'nın (Selva Erdener) hikayesini anlattı. Suna'nın yıllar önce kaybettiği kız kardeşinin ölümündeki sır perdesini aralama çabası ve kardeşinin ölümünde baş şüpheli olarak gördüğü Bekir (Okan Selvi) ile kurduğu beklenmedik bağ, filmin duygusal omurgasını oluşturdu. Sıvacı, klasik bir intikam öyküsü yerine, üstü örtülen geçmişin, kolektif suskunluğun ve aidiyetin yarattığı içsel gerilimi sakin ama ısrarlı bir sinema diliyle işledi. Günün en özgün ve kalbe dokunan filmlerinden biri ise Ali Vatansever'in yönettiği ve Tallinn Film Festivali'nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen 'Bir Arada Yalnız' oldu. Fikirtepe'yi andıran devasa beton blokların ve sağlık sistemi bürokrasisinin arasına sıkışmış bir ailenin çaresizliğini anlatan film, kanserin son evresindeki genç İzzet'in (Onur Gözeten) sanal gerçeklik gözlüğüyle kaçışını, servis şoförü babası Abdi'nin (Fatih Al) dini ritüellerde, annesi Reyhan'ın (Esra Kızıldoğan) ise şifalı otlarda umut arayışını gözler önüne serdi. Baba Abdi'nin oğlunu alıp arabasını manzaralı bir odaya dönüştürdüğü yolculuk ve İzzet'in "İnsanın son gördüğü manzara bu olmamalı" sözü, filmin bağırmadan, duyguyu sömürmeden yarattığı sarsıcı gücün altını çizdi. Yan yana yaşarken ne kadar yalnızlaştığımızı yüzümüze vuran bu duru film, oyunculuklarıyla da öne çıktı.
Festivalin ilk iki gününü taçlandıran en özel anlardan biri ise iki kez Oscar kazanmış İranlı usta yönetmen Asghar Farhadi'nin Adana'daki varlığı oldu. Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü alan Farhadi, festival kapsamında sinemanın ve hakikatin doğasına dair unutulmaz bir söyleşi gerçekleştirdi. Farhadi, kendi filmlerinde sıklıkla işlediği kesişen hayatlar, çoklu gerçeklikler ve ahlaki ikilemler üzerine yaptığı değerlendirmelerle dinleyicilere ilham verdi. Usta yönetmenin Adana'daki varlığı, festivalin sanatsal derinliğini ve uluslararası niteliğini bir kez daha vurgularken, sinemaseverler için unutulmaz bir deneyim sundu. Festival, önümüzdeki günlerde de birbirinden iddialı filmler ve konuklarla sinema dolu anlar yaşatmaya devam edecek.