Bîrûnî, İbnü'l-Heysem, İbn Sînâ, Harezmî: Kısıtlardan Doğan Dört Büyük Bilgin
Bilim tarihçisi Mariam Sabri, yoksulluk, ev hapsi ve saray hizmeti içinde çalışmış dört İslam bilgininin hayatından yola çıkarak alanlar arasında düşünmenin neden işe yaradığını anlatıyor.
Bir astronom, dev bir sekstantla Dünya'nın ekseninin eğikliğini ölçüyor ve bir sayı buluyor. Genç bir rakibi sonuca bakıp çok düşük olduğunu söylüyor, çünkü o kocaman aletin kendi ağırlığıyla sarktığını fark etmiş. Bunu fark edebilmesinin nedeni ise parası olmadığı için kendi aletlerini eski el kitaplarından bakarak kendisinin yapmış olması.
Rakip, 10-11. yüzyılda yaşamış Ebû Reyhân el-Bîrûnî; ölçümünü eleştirdiği astronom ise el-Hucendî. Bu hikâye, Karaçi'deki Aga Khan Üniversitesi'nde bilim tarihi dersi veren Mariam Sabri'nin Aeon'da yayımlanan denemesinden. Sabri, öğrencilerine İslam biliminin dört büyük adını anlatıyor: Bîrûnî, İbnü'l-Heysem, İbn Sînâ ve Harezmî.
-
Yemek tarifleri
Malzeme listesi, adım adım yapılış, süre ve porsiyon bilgisiyle. Çorbadan tatlıya kategoriye göre gez ya da aradığını doğrudan ara.
Tariflere bak → -
Nasıl yapılır rehberleri
Telefon ayarlarından resmî işlemlere, hesap güvenliğinden günlük hayattaki küçük sorunlara: numaralı adımlar ve tahmini süreyle anlatılmış rehberler.
Rehberleri gör → -
Program arşivi
Tarayıcılar, güvenlik araçları, ofis ve medya yazılımları. Her kayıtta ne işe yaradığı, sürümü ve indirme bağlantısı.
Programlara göz at → -
Sesli ve görüntülü sohbet
Odalarda grup görüntülü sohbet, birebir sesli arama ve canlı yayın. Tarayıcıdan çalışır — eklenti, uygulama ya da kurulum gerekmez.
Odalara gir →
Denemenin iddiası şu: Bu dört bilgini birleştiren şey benzer koşullar değil. Biri yoksulluktan, biri ev hapsinden, biri saray çevresinden, biri dönemin en büyük araştırma kurumundan çıktı. Ortak noktaları, matematik, tıp, astronomi, felsefe ve şiir arasında serbestçe dolaşıp bir alanın varsayımlarını ötekiyle sınamalarıydı. Sabri, bugün öğrencilerin dar bir meslek hedefiyle üniversiteye geldiği bir dönemde bu genişliğin lüks değil gereklilik olduğunu savunuyor.
Polimat ne demek?
Polimat, birçok bilgi alanında derinleşmiş kişiye verilen ad. Sözcük Yunanca "çok" ve "öğrenme" köklerinden geliyor. Bugünün uzmanlaşmış akademisinde nadir bir tip; ortaçağ İslam dünyasında ise hukuk, dil bilgisi, ilahiyat, astronomi ve matematiği birlikte okumak olağan bir eğitim yoluydu.
Bîrûnî: kıtlıktan doğan yaratıcılık
Sabri'ye göre Bîrûnî 973 civarında Orta Asya'daki Harezm'de, imkânları kısıtlı bir ortamda doğdu. Harezm, Gazneli Mahmud'un topraklarına katılınca Bîrûnî de onun sarayında hizmete girmek zorunda kaldı. Bu zorunlu hizmet ironik biçimde ona Orta Asya'yı, Hindistan'ı ve Arap topraklarını dolaşma, Hint, İran ve Arap astronomi geleneklerini yakından öğrenme fırsatı verdi.
Dünya'nın yarıçapını ölçtüğü ünlü yöntem de bu yolculukların birinde, Pencap'taki Nandana Kalesi'nde ortaya çıktı: Bir tepeye tırmandı, ufkun aşağı doğru ne kadar eğildiğini açı olarak ölçtü ve geometriyle yarıçapı hesapladı. Sabri, modern dönüşümlerin bu sonucu 3.928,77 İngiliz mili (yaklaşık 6.323 kilometre) olarak verdiğini aktarıyor.
Deneme, Bîrûnî'nin çağdaşlarının çoğu Dünya merkezli evren modelini benimserken Güneş merkezli modeli düşündüğünü, ama bunu sistemine yerleştirmediğini de not ediyor. Kıyılarda ve çöllerde gördükleri ona jeolojik bir sezgi de vermişti: "Zaman geçtikçe deniz kara, kara deniz olur."
İbnü'l-Heysem: ev hapsinde optik
Batı'da Alhazen diye bilinen İbnü'l-Heysem, 965 civarında Basra'da doğdu. Sabri'nin anlattığına göre gençliğinde mühendislik çalışmalarıyla tanındı ve cesur bir öneri getirdi: Nil'in akışını düzenleyecek bir baraj.
Öneri Kahire'deki altıncı Fatımi halifesinin kulağına gitti. Tarihe "deli halife" lakabıyla geçen, bir keresinde havlamalarından rahatsız olup Kahire'deki köpeklerin öldürülmesini emrettiği anlatılan bir hükümdar. İbnü'l-Heysem Mısır'a varınca barajın yapılamayacağını gördü. Başarısızlığın halifeyi öfkelendirmesinden korkarak delilik taklidi yaptı. Hile işe yaradı: Canını kurtardı ama halife ölene kadar yaklaşık on yıl ev hapsinde kaldı.
Bu on yıl Kitâbü'l-Menâzır'ın, yani Optik Kitabı'nın doğduğu dönem oldu. Evinden çıkamayan bilgin aletler kurdu, ışıkla deneyler yaptı, karanlık oda (camera obscura) düzeneğini gözün çalışmasını taklit etmek için kullandı. En etkili fikri şuydu: Görme, gözden çıkan ışınlarla değil, nesnelerden göze giren ışıkla gerçekleşir. Batlamyus, Öklid ve Galenos'un savunduğu karşı görüşe itirazı da astronomiden geliyordu: Göz görmek için önce ışın göndermek zorunda olsaydı, gözümüzü açar açmaz uzak yıldızları nasıl görebilirdik?
Sabri'ye göre İbnü'l-Heysem bir adım daha attı: Işığın göze ulaşmasının algının yalnız ilk adımı olduğunu, bu ham duyunun bilinçli bir görüntüye dönüşmesi için bilinçdışı çıkarım, bellek ve karşılaştırma gerektiğini yazdı. Deneme, sinirbilimci Charles G. Gross'un onu göz hareketlerinin algıdaki önemini ilk fark eden kişi saydığını da aktarıyor.
İbn Sînâ: bir çağın tıbbını tek kitaba sığdırmak
Buhara'dan çıkan İbn Sînâ, 997-1037 arasında etkin bir hekim ve filozoftu. Başyapıtı el-Kânûn fi't-Tıb, dönemin Yunan, İran ve Hint tıp bilgisini tek bir sistemli kaynakta toplama girişimiydi. Sabri'nin özetine göre 1025 civarında tamamlanan eser beş kitaptan oluşuyor; yaklaşık 800 ilaç maddesini ve 650 kadar bileşik reçeteyi içeriyor.
Deneme en çok eserin yöntemine dikkat çekiyor: İbn Sînâ yeni bir ilacın etkisinin nasıl sınanacağına dair kurallar koymuş, bu da bugünkü klinik araştırma fikrinin erken bir ifadesi sayılıyor. 12. yüzyılda Latinceye çevrilen Kânûn, Sabri'ye göre beş yüz yılı aşkın süre Avrupa üniversitelerinde temel tıp ders kitabı olarak okutuldu.
İbn Sînâ bilgiyi aktarmak için şiiri de kullandı. Urcûze fi't-Tıb adlı manzum eseri, Kânûn'un öğütlerini hekimlerin kolayca ezberleyebileceği ölçülü dizelere döktü. Kendi anlattığına göre bir mantık sorununa takıldığında camiye gidip zihni açılana kadar dua ederdi. Sabri bunu bilim ile inancın her zaman karşı karşıya durmadığının bir örneği olarak okuyor.
Harezmî: miras paylaşımından doğan cebir
Türkçedeki "cebir" kelimesinin kökü, Harezmî'nin kitabının adındaki "el-cebr" sözcüğüne dayanıyor; "algoritma" da onun adından türetildi. 780 civarında Orta Asya'da doğan Harezmî, Bağdat'taki Beytü'l-Hikme'nin, yani dönemin İslam dünyasındaki en büyük bilim kurumunun önde gelen bilginlerindendi.
Sabri'nin dikkat çektiği nokta, Harezmî'nin cebir kitabını soyut bir kuram olarak değil pratik bir el kitabı olarak tanımlaması. Harezmî'nin kendi ifadesiyle kitap, insanların miras, vasiyet, paylaşım, ticaret, arazi ölçümü ve kanal açma gibi işlerde sürekli ihtiyaç duyduğu hesapları içeriyordu. Aynı titizlik astronomi tablolarında ve Batlamyus'un dünya haritasını düzelttiği coğrafya kitabında da görülüyor; Sabri'ye göre bu kitapta 2.402 yerin koordinatları veriliyor.
Deneme buradan bir ders çıkarıyor: Kuram pratiğin karşıtı değil, genelleşmiş hâli. Dokuzuncu yüzyıl memurlarının sorunları için geliştirilen bir yöntem, o memurların hayal bile edemeyeceği problemleri çözmeye yarıyor.
Denemenin sınırları
Sabri'nin yazısı bir tarih araştırması değil, eğitim üzerine bir savunu; dört yaşamı "kısıt yaratıcılık doğurur" tezine göre seçip anlatıyor. Bu tür anlatılarda başarısız kalmış, kısıtlar altında ezilmiş bilginler görünmez kalır. Ayrıca Bîrûnî'nin ölçümünün isabeti gibi bazı sayılar, dönemin uzunluk birimlerinin bugüne nasıl çevrildiğine bağlı olduğundan tarihçiler arasında tartışmalı.
Sabri'nin asıl sorusu ise bugüne dönük: Yapay zekânın, iklim krizinin ve belirsizliğin tek bir mesleği birkaç yılda dönüştürebildiği bir dünyada, üniversiteler öğrencilerini tek bir alanın derinliğine mi, yoksa bu dört bilginin yaptığı gibi alanlar arasında düşünmeye mi hazırlamalı?
Fotoğraf: Al-Biruni, Public domain, Wikimedia Commons