Lazerli dronlar Mavi Dağlar'da kayıtsız üç Aborjin kaya sığınağı buldu
Avustralya'nın Blue Mountains bölgesinde ağaç örtüsünün altını lazerle tarayan dronlar, kırmızı el izleri ve taş aletler barındıran, hiçbir kayıtta olmayan üç kaya sığınağına götürdü.
Sidney'in batısında, okaliptüs ormanlarıyla örtülü kumtaşı yarların birinde, bir kaya çıkıntısının altında iki el izi yan yana duruyor: biri sol el, biri sağ el. Kırmızı boyayla bırakılmış bu iki el şablonu birlikte yaklaşık 35 santimetre boyunda, 15 santimetre eninde. Araştırmacılara göre büyük olasılıkla aynı kişiye ait ve tek seferde yapılmış. Sığınağın zemininde ayrıca 21 taş alet duruyor. Bu yer, bu yıla kadar hiçbir resmî kayıtta yoktu. Onu ilk işaret eden de patikada yürüyen biri değil, ağaçların üzerinden lazer atımları gönderen bir dron oldu.
Sidney Üniversitesi'ne bağlı Vere Gordon Childe Merkezi ile Avustralya Müzesi'nden araştırmacılar, bölgenin kadim sahiplerinden Dharug halkının kuruluşu Dharug Custodian Aboriginal Corporation (DCAC) ile birlikte yürüttükleri çalışmada Blue Mountains'te (Mavi Dağlar) daha önce kaydı olmayan üç Aborjin kaya sığınağı belirledi. Aynı yöntemle bilinen altı sığınağın yeri de doğrulandı; üstelik resmî kayıtlardakinden çok daha isabetli koordinatlarla. Sonuçlar 12 Ekim 2026'da Remote Sensing dergisinde yayımlandı.
Bunun neden önemli olduğunu bir rakam anlatıyor: Sidney Üniversitesi'nin duyurusuna göre Blue Mountains'te kültürel ve arkeolojik iz taşıyan 200'den fazla kaya sığınağı kayıtlı, ama araştırma arkeoloğu Dr. Amy Mosig Way'e göre bölgenin yalnızca tahminen yüzde 10'u taranabilmiş. Sebep arazi: dik kumtaşı falezler, sık okaliptüs ormanları ve derin oyulmuş vadiler. UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu dağlık bölgede yürüyerek yapılan yüzey araştırması hem yavaş hem pahalı.
Çalışmanın baş yazarı, dijital arkeolog Dr. Jacob Bongers üniversitenin duyurusunda şöyle diyor: "Bu çalışma heyecan verici, çünkü araştırması bilindiği gibi zahmetli, pahalı ve zaman alıcı olan engebeli ortamlarda yerleri bulmanın verimli ve isabetli bir yolunu sunuyor."
Lazer, yaprakların arasından toprağı nasıl görüyor?
Yöntemin adı LiDAR, yani lazerle algılama ve mesafe ölçümü. Uçağa ya da drona takılan bir algılayıcı, yere çok kısa lazer atımları gönderiyor ve yansıyan ışığın geri dönme süresini ölçüyor. Aracın uydu konumlama ve hareket algılayıcılarından gelen bilgiyle birleştirilen bu ölçümler, araziyi milyonlarca noktadan oluşan üç boyutlu bir "nokta bulutu"na dönüştürüyor.
Ormanlık alanda işe yarayan özellik şu: atımların bir kısmı yapraklara çarpıp dönerken, bir kısmı tıpkı yağmur damlalarının taç yapraklarının arasından süzülmesi gibi boşluklardan geçip toprağa ulaşıyor. Yazılım bu yansımaları ayırıp ağaçları silebiliyor; geriye çıplak arazinin şekli kalıyor. Makalede hatırlatıldığı gibi bu teknik Amerika kıtasında, Avrupa'da ve Asya'da bitki örtüsü altında kalmış pek çok arkeolojik yapıyı görünür kıldı. Avustralya'da ise şimdiye dek çoğunlukla tek tek alanlarla sınırlı kaldı; geniş bir arazide kaya sığınağı aramak için kullanılması yeni.

İki katmanlı arama: kaba harita, ince harita
Ekip iki ayrı veri kaynağını üst üste koydu. Birincisi, Yeni Güney Galler eyalet yönetiminin uçaklarla topladığı ve herkese açık olan düşük çözünürlüklü LiDAR verisi. İkincisi, ekibin kendi uçurduğu drondan gelen yüksek çözünürlüklü veri. Dron, bir DJI M350'ye takılı YellowScan Explorer V2 algılayıcısıyla yerden 75 metre yükseklikte, çapraz ızgara düzeninde uçuruldu.
| Veri | Kaynak | Nokta yoğunluğu | Kapsam |
|---|---|---|---|
| Düşük çözünürlük | Yeni Güney Galler eyaletinin uçak verisi (herkese açık) | Metrekareye en az 0,5 nokta | 1057 km² çalışma alanının tamamı |
| Yüksek çözünürlük | Ekibin dron uçuşları | Metrekareye en az 100 nokta | Mount Irvine ve Djulpura'da dört bölge, toplam yaklaşık 4,2 km² |
Tablodaki değerler Remote Sensing'deki makaleden alındı. Dron uçuşu yapılan dört bölge, DCAC ile birlikte seçildi: hepsinde bilinen sığınaklar vardı ve hepsi Aborjin topluluklarının geçmişte kullanmış olabileceği geçiş koridorları üzerindeydi.
Ardından bilgisayar modelleri, bir kaya sığınağının "izini" aradı. Modeller dört ölçüte bakıyor: bir hücre içindeki en yüksek ve en alçak nokta arasındaki fark (çıkıntının altında boşluk varsa bu fark büyür), eğim, çevreye göre yükseklik ve sığınağın önünde girilebilir düz bir alan olup olmadığı. Son iki ölçüt, ulaşılamayacak kadar yüksekteki çıkıntıları elemek için konuldu.
Sonuç bir aday listesi. Herkese açık veri tüm çalışma alanında 751.655 olası nokta verdi; dron verisi dört küçük bölgede 2017 aday üretti. Bu kadar adayın hepsine yürümek imkânsız olduğu için ekip bir öncelik sırası kurdu: dron verisinin bulduğu ve herkese açık verinin de aynı yerin 1 metre yakınında yakaladığı adaylar "yüksek öncelikli" sayıldı. Araştırmacıların gözlemine göre bilinen ve yeni bulunan sığınakların hepsi bu iki modelin örtüştüğü noktalardaydı. Umut verici görünen adaylar önce üç boyutlu nokta bulutunda yandan kesit alınarak incelendi; içeri doğru oyulmuş bir şekil görülenlere arazi ekipleri gönderildi.
Arazide bulunanlar
Dr. Way'in yönettiği öğrenci ve gönüllü ekipleri, nokta bulutunda umut verici görünen 19 adayı yerinde kontrol etti; hepsinin gerçekten bir kaya sığınağı, çıkıntı ya da kaya altı oyuk olduğu görüldü. Bunların üçünde, kayıtlarda bulunmayan kültürel izlere rastlandı:
| Sığınak | Konum | Bulunanlar |
|---|---|---|
| BM139 (Djulpura 1) | Bells Line of Road'un güneyi, Grose Vadisi'nin kuzeyi, Bell yerleşiminin hemen doğusu | Zeminde 3 büyük taş alet |
| BM140 (Djulpura 2) | Djulpura 1. bölge | 21 taş alet; yan yana iki kırmızı el şablonu (sol ve sağ el) |
| BM141 (Djulpura 3) | Pierces Pass yürüyüş yolunun yakını | Kısa bir yüzey incelemesinde 26 taş alet |
Makaleye göre BM141'in kumtaşı duvarında ince taneli kil taşı mercekleri var ve bölgede bulunan bazı taş aletlerin hammaddesi gözle bakıldığında bu tür kil taşlarına benziyor. Araştırmacılar, sığınağın kendi duvarının geçmişte alet yapımı için kullanılmış olabileceğini düşünüyor; ama bu henüz bir yorum, kanıtlanmış değil.
Üç sığınak artık Yeni Güney Galler'in resmî Aborjin mirası kaydı AHIMS'e (Aborjin Mirası Bilgi Yönetim Sistemi) işlenmiş durumda. Kaya resimlerinin kaydını ise proje eş yöneticisi ve kaya sanatı uzmanı Wayne Brennan ile DCAC'tan Erin Wilkins üstlendi.
Bilinen yerleri yeniden bulmak da bir keşif
Çalışmanın belki daha az göze çarpan ama pratikte çok değerli sonucu, zaten bilinen sığınaklarla ilgili. Modeller, kayıtlı altı sığınağın "damla hattını" isabetle yakaladı. Damla hattı, çıkıntının üstünden süzülen yağmur suyunun yere düştüğü çizgi; sığınağın dış sınırını gösterir. Ekip bu hattı santimetre hassasiyetli uydu alıcısıyla haritaladı ve AHIMS'teki koordinatlarla karşılaştırdı. Fark sığınağa göre 1,78 metre ile 30,10 metre arasında çıktı.
Makale bunun nedenini açıkça yazıyor: AHIMS'e hesabı olan herkes kayıt girebiliyor ve koordinatların doğruluğu denetlenmiyor. Eski kayıtların çoğu kâğıt haritalardan ve eski koordinat sistemlerinden aktarılırken hata yapılmış; bazıları gerçek yerinden yüzlerce metre uzakta görünüyor. Sık ormanlık, sarp bir arazide 30 metrelik bir sapma, bir sığınağı bir daha bulamamak anlamına gelebiliyor. Ekip bu yüzden Environmental Systems Solutions ile birlikte "Coolamon" adlı ayrı bir çevrim içi veri tabanı kurdu.
Kayıtlı sığınaklar arasında bölge için çok anlamlı yerler var. Morley's Creek sığınağında kaya resimleri, en az 35 taş alet ve güneydoğu Avustralya'daki Burbung törenine ilişkin kömür çizimler bulunuyor; makaleye göre bu yer, Dharug için çok önemli, çünkü törenin başlangıç noktasıydı. Emu Cave adıyla bilinen ve en az 2000 yıllık olduğu belirtilen sığınak ise Blue Mountains'te çoğu kuş izi olan geniş bir hayvan izi oyma dizisi taşıyan tek yer; burada en az 172 dikey oyma kayıtlı. Emu Cave gibi dron uçuşu yapılmayan alanlardaki sığınakların da yalnızca herkese açık düşük çözünürlüklü veriyle yakalanması, araştırmacılara göre eski kayıtları düzeltmek için bu verinin tek başına yetebileceğini gösteriyor.
Koordinat yok, fotoğraf yok
Makalede ilginç bir eksiklik var ve bilerek bırakılmış: sığınakların koordinatları ve kaya resimleriyle taş aletlerin fotoğrafları yayımlanmadı. Yazarlar bunun DCAC'ın isteği olduğunu ve yerlerin kültürel hassasiyetinden kaynaklandığını belirtiyor. Yani bulguların bilim dünyasına açılması, yerlerin herkese açık hâle gelmesi demek değil. Yukarıdaki el izi fotoğrafının yeni sığınaklardan değil, ziyarete açık eski bir alandan olması da bu yüzden.
Çalışma, Gulamada Projesi'nin parçası. Proje, bilim insanlarının bilgisi ile İlk Ulusların kültürel bilgisini "yan yana yürümek" ilkesiyle bir araya getirmeyi hedefliyor. Gomeroi halkından bilgi taşıyıcısı olan ve Avustralya Müzesi'nin aktarımına göre projenin eş yöneticilerinden biri olan Wayne Brennan, üniversitenin duyurusunda şöyle diyor: "Başından beri Gulamada Projesi için hayalimiz, bilim ile kültürün gerçek bir buluşma noktasını yaratmaktı. Bu çalışma dinlemenin, öğrenmenin ve birlikte çalışmanın önemini gösteriyor."
Makaleye göre Blue Mountains bölgesiyle bağı olan halklar arasında Dharug, Wiradjuri, Gomeroi, Darkinjung, Tharawal, Wonnarua ve Gundungara var; çalışmada adı geçen yerler Dharug toprağında bulunuyor. Proje, Avustralya federal hükümetinin İlk Ulus Mirası Hibe Programı'ndan 248.610 Avustralya doları destek aldı. Dr. Way de öğrencilere "topluluk merkezli bir projede kültürel miras araştırmasında uygulamalı deneyim edinme fırsatı" sunmayı projenin en tatmin edici yanlarından biri olarak anıyor.
Yöntemin sınırları
Yazarlar sonuçları abartmamaya özen gösteriyor ve çalışmayı bir pilot uygulama olarak tanımlıyor. Arazide kontrol edilen 19 aday rastgele değil, nokta bulutunda umut verici göründüğü için seçildi; bu yüzden "modelin isabet oranı şu kadar" denemiyor. Aday çıkmayan alanlar da sistemli taranmadığından, modelin kaç sığınağı gözden kaçırdığı bilinmiyor.
Teknik bir sınır daha var: modellerin kullandığı yükseklik haritaları, her nokta için tek bir yükseklik değeri tutuyor. İçeri doğru derin oyulmuş bir çıkıntının altını bu haritalar doğrudan gösteremiyor; ölçütler sığınağın şeklini ancak dolaylı yakalıyor. Eşik değerleri de Blue Mountains'in kumtaşı yapısına göre ayarlandı; başka bir jeolojide aynı başarı ancak yeniden ayarlamayla beklenebilir. Ayrıca herkese açık uçak verisi her ülkede yok; makale, LiDAR verisine erişimin çoğunlukla Batılı araştırmacıların elinde toplanmasını ayrı bir etik sorun olarak not ediyor. Yazarlar, modellerin mantığını geliştirirken bir yapay zekâ sohbet aracından yardım aldıklarını, ancak parametreleri kendilerinin belirleyip tüm çıktıları denetlediklerini de makalede açıkça belirtiyor.
Sırada ne var?
Ekip, Blue Mountains'teki aday listesini DCAC ile birlikte arazide kontrol etmeyi sürdürüyor; amaç bu kez yanlış alarmları da sayıp modelin gerçek başarımını ölçmek. Ardından yöntemin bambaşka iki ortamda denenmesi planlanıyor: Kuzey Avustralya'daki batı Arnhem Land'in tropik savanları ve Yeni Güney Galler'in batısındaki yarı kurak araziler. Üniversitenin duyurusunda belirtildiği gibi asıl hedef, kültürel yerleri yapılaşma, aşınma ve orman ateşleri gibi tehditlerden etkilenmeden önce bulup belgelemek.
Bongers'ın deyişiyle yöntem "Blue Mountains'teki Aborjin kültürel yerlerinin kaydını genişletmeye yardım ediyor". Ama asıl merak edilen soru hâlâ açık: Bölgenin taranmamış yüzde 90'ında, ağaçların altında kaç el izi daha bekliyor ve bunların hangisinin haritaya geçeceğine kim karar verecek? Bu çalışmanın verdiği cevap, en azından ikinci soru için net: yerin sahipleri.
Fotoğraf: Diliff, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons