Ayna
ışığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam
Ayna, ya da gözgü, ışığın büyük bir kısmını geri yansıtan pürüzsüz ve cilalı bir yüzeye sahiptir. İlk olarak metal levhaların titizlikle parlatılmasıyla elde edilen bu yansıtıcı araç, zamanla cam tabanlı bir yapıya dönüştürülmüştür. Günümüzde çoğu ayna, camın bir yüzeyine ince bir gümüş tabakası sürülerek hazırlanır; bazen gümüş yerine alüminyum, altın ya da hatta platin gibi metaller de tercih edilir. Alüminyum kaplamalı aynalar, 0,4 mikronun altındaki morötesi ışını da yansıtma yeteneğine sahiptir. Aynalar düz, küresel ve parabolik olarak sınıflandırılır; küresel türler ise çukur ve tümsek olmak üzere ikiye ayrılır.
Cam üzerine çok ince bir metal tabakası uygulanarak yapılan aynaların yanı sıra, ışığın bir kısmını geçirip arka planı da gösteren yarı geçirgen aynalar da vardır. Bu özel aynalar, kamera lucida, hayalet gösterileri ve bazı sihirbazlık numaralarında kullanılmaktadır.
Geçmişte, 17. yüzyıla kadar yüzeyi parlatılmış metal levhalardan yapılan aynalar, daha sonra ince bir metal tabakasıyla kaplanmış cam levhaların yerini almıştır. Bu “sır” adı verilen kaplama, ışığın yansıtılmasını sağlar. Antik Mısır, Etrüsk, Yunan ve Roma uygarlıkları, bronz ya da gümüş gibi değerli metallerden yapılmış aynaları kullanmışlardır. Cam üzerine metal kaplamanın ise çok eski kayıtlara rastlansa da, yaygınlaşması daha sonraki dönemlerde olmuştur.
Venedik Cumhuriyeti, 18. yüzyıla kadar cam ve ayna yapımındaki sırları elinde tutan tek merkezdi. Murano adasındaki atölyelerde, ince bir kalay tabakası üzerine cıva sürülür, fazladan cıva alınır ve ardından cam levha yerleştirilirdi; bu işlemle camın arka yüzeyi bir amalgamla kaplanırdı. 19. yüzyılda Alman kimyacı Justus von Liebig, cam üzerine çözeltiyle gümüş kaplama yöntemini geliştirerek modern ayna üretiminin temelini attı. Günümüzde bu teknik hâlâ kullanılmakta, gümüş tabakasının çizilmesini önlemek için bakır sülfat gibi maddelerle ek kaplamalar yapılmaktadır.