📻 Radyo & Sohbet birlikte aktif
🔍

Çeviri

bir dilden başka bir dile aktarma

Çeviri ya da tercüme, bir dildeki bir metnin başka bir dile aktarılması işlemini ve bu süreç sonucunda elde edilen ürünü anlatmak amacıyla kullanılır.

Çeviri, bir dildeki metnin başka bir dile aktarılması sürecini ve bu süreçte ortaya çıkan ürünü tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Çeviride, orijinal metnin dili “kaynak dil”, hedeflenen dil ise “hedef dil” olarak adlandırılır; bu işlem hem sözlü hem de yazılı olarak gerçekleştirilebilir.

Türkçede “çeviri” kelimesi, Arapçadan geçmiş “tercüme” sözcüğüyle eş anlamlıdır. Çeviri yapan kişiye “çevirmen” denir; yazılı çevirilerde bu kişi “mütercim”, sözlü çevirilerde ise “tercüman” olarak tanımlanır.

İnsanlık tarihinin dil çeşitliliğiyle birlikte çeviri ihtiyacı da ortaya çıkmıştır. Dillerin yaklaşık 100 bin yıl önce, yazının ise 5 bin yıl önce ortaya çıktığını düşünürsek, çevirinin köklerinin oldukça eskiye dayandığını söyleyebiliriz. Sözlü çeviri çok daha eski olmakla birlikte, ilk yazılı çeviri örnekleri Sümer tabletlerinde bulunur; farklı dillerdeki toplumların resmi antlaşmaları birden fazla dilde kaydetme gereği bu örneklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Gerçek bir çeviri, yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda anlam bütünlüğünü koruyarak aktarım yapmayı hedefler. Her dilin kendine özgü yapısı olduğu için sözcük sözcük çeviri, anlam kaymalarına yol açabilir; bu yüzden çevirmenler, metnin özünü eksiksiz yansıtacak şekilde çalışırlar. Bilimsel eserlerde ise terimlerin ve ifadelerin tam karşılığını bulmak, çevirinin kalitesini artıran önemli bir unsurdur.

Dinsel metinlerin farklı dillere çevrilmesi de çevirinin gelişiminde büyük bir itici güç olmuştur. Örneğin, Septuaginta adı verilen Eski Ahit çevirisi, M.Ö. 247’de 72 çevirmen tarafından 72 günde tamamlanmıştır. Aynı dönemde Rosetta Taşı, M.Ö. 196’da Mısırca ve Eski Yunanca metinleri bir arada barındırarak çeviriye yeni bir boyut kazandırmıştır. Orta Çağ’da çeviri faaliyetleri çoğunlukla kilise ve İncil ile sınırlı kalırken, 9.–10. yüzyıllarda Bağdat bir çeviri merkezi haline gelmiş, Eski Yunanca eserler Arapçaya çevrilerek bilimsel ilerlemeye katkı sağlamıştır. Bu Arapça çeviriler, daha sonra Toledo Okulu aracılığıyla Latince ve İspanyolcaya aktarılmış, Avrupalıların Eski Yunan kültürüyle tanışmasını mümkün kılmıştır.

36 goruntulenme