Ebü'l-Berekât Bağdâdî
Ebu’l‑Berekât Bağdâdi, 1076’da Bağdat’ta doğmuş ve 1166’da vefat etmiş bir hekim ve İslam felsefesinin 12. yüzyıldaki önde gelen düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. Asıl adı Hibetullah olan bu şahsiyet, Yahudi bir ailede dünyaya gelmiş, daha sonra İslam’a geçiş yapmıştır. Abbâsi halifesi Müktefi Billah ile iyi bir ilişkisi olduğu düşünülür.
Felsefi mirası, İbn‑Sîna ve hatta Aristoteles gibi büyük isimlerden daha üstün görülmesiyle dikkat çeker. Meşşâililere eleştiriler yöneltmiş, işrâkî ekolü görmezden gelerek kelâm felsefesine özgün katkılar sunmuştur. Fahreddîn er‑Râzî ve Nâsırüddîn Tûsî gibi kelâmcılar, Gazâlî’nin şüpheci tutumuna karşı kendi rasyonel sistemlerini savunurken Bağdâdî’nin görüşlerinden yararlanmış ve onu kelâmcılar arasında saymışlardır; ancak onun düşünceleri bu çerçevenin çok ötesine uzanır.
Bilim ve bilgi alanlarını mantık‑matematik‑astronomi (zihin bilimleri), doğa bilimleri (duyu bilimleri) ve metafizik‑ilahiyat (akıl bilimleri) olarak üçe ayırmış, bu sınıflandırmayı felsefesinin temeli olarak benimsemiştir. Bu yaklaşım, Aristoteles’in metafiziğini yeniden eleştirel bir bakışla değerlendiren ve daha sonraki Ortaçağ felsefi akımlarına benzer argümanlar geliştiren bir sistemdir. Metafiziksel düşüncesinde, akılcı bir tutum sergilemiş olsa da olasılık kavramını farklı bir biçimde yorumlamış ve Gazâlî’nin şüpheciliğini kabul edilemez bulmuştur.
Bağdâdi, kavramları “düşünceye ait” ve “varlığa ait” olmak üzere iki ana kategoriye ayırır; zaman ve mekânı düşünceye, nitelik ve etkiyi ise varlığa ait olarak değerlendirir. Zamanın ve mekânın sonsuz olduğunu, hareketin ise sayısız bir süreç olmadığını savunur. Bilgiye gelince, insan bilgisini doğrudan özden gelen (öze ait) ve duyular aracılığıyla elde edilen (araza ait) iki bölüme ayırır; Tanrı bilgisini ise araza ait bir bilgi olarak görür ve Tanrı’nın özü ve sıfatları hakkında tam bir bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını öne sürer.