Görme
bir organizmanın görsel bir uyarı alması için gereken olaylar dizisi
Görsel algı, çevredeki nesnelerin yansıttığı ışığı kullanarak çevremizi yorumlayabilmemizdir. Bu yetenek, bir nesneyi ne kadar net gördüğümüzü belirten görsel keskinlikten (örneğin 20/20 görme) farklıdır; 20/20 görme ölçümüne sahip bir kişi bile görsel işleme ile ilgili zorluklar yaşayabilir.
Görme, aynı zamanda görsel algı, görüş ya da vizyon olarak da anılır; sıfatları ise görsel, optik ve okülerdir. Görme sürecinde rol oynayan tüm fizyolojik bileşenler görsel sistem olarak adlandırılır ve bu sistem, dilbilim, psikoloji, bilişsel bilim, nörobilim ve moleküler biyoloji gibi disiplinlerde yoğun araştırma konusudur.
İnsan ve bazı memelilerde ışık, korneadan göz içine girer, lens tarafından retinaya odaklanır. Retinadaki fotoreseptör hücreler – çubuk ve koniler – ışığı nöral sinyallere çevirir. Oluşan bu sinyaller optik sinir aracılığıyla beyne, özellikle de lateral genikülat çekirdeğe iletilir; buradan da birincil görsel kortekse (striat korteks) ve ardından extrastriate korteks gibi daha yüksek düzeydeki görsel alanlara aktarılır. Görsel bilgi, ventral ve dorsal olmak üzere iki ana yol üzerinden işlenir; bu iki yol, “iki akım hipotezi” olarak bilinir.
İnsan görsel sistemi, genellikle 370‑730 nanometre dalga boyundaki görünür ışığa duyarlıdır. Ancak bazı araştırmalar, özellikle genç bireylerin 340 nanometreye kadar uzanan ışığı da algılayabildiğini öne sürmektedir.
Görsel algının temel zorluğu, retinada oluşan görüntünün doğrudan gördüklerimizin basit bir kopyası olmamasıdır. Bu nedenle görsel işleme süreçlerini anlamaya çalışan araştırmacılar, algının nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışırken uzun süren çabalar verir.
Antik Yunan’da görmenin nasıl gerçekleştiğine dair iki ana düşünce ortaya konmuştu. Birinci görüş, “ışın teorisi” olarak bilinir; ışınların gözden çıkıp nesnelerle buluştuğu ve bu sayede görmenin mümkün olduğu savunulurdu. Öklid ve Ptolemaios gibi bilim insanları bu görüşü desteklemişlerdir. İkinci yaklaşım ise “intro-misyon” teorisiydi; gözlere giren bir şeyin (örneğin ışık) nesnenin temsilini oluşturduğu ve bu sayede görmenin gerçekleştiği iddia edilirdi. Aristoteles, Galen ve onların takipçileri bu görüşün öncüleriydi.