Türk vatandaşlığı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesin devlete bağlı olduğu kimliği tanımlar. 1982 Anayasası’nın 66. maddesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesi yer alır; bu kapsamda anne ya da baba Türk olduğu sürece, doğum yeri ne olursa olsun, birey doğuştan Türk vatandaşı kabul edilir.
Vatandaşlığın tarihsel gelişimine bakıldığında, 1924 Anayasası’nın 88. maddesi iki fıkra ile tüm Türkiye halkına din, ırk ayrımı gözetmeksizin vatandaşlık tanıdı ve yabancı babadan doğup Türkiye’de ikamet eden, erginliğe ulaştığında vatandaşlık talebinde bulunabilecek kişilere de Türk statüsü verildi. 1937’de yapılan değişiklikle bu madde, “Türkiye’de din ve ırk ayrımı yapılmaksızın herkese ‘Türk’ denir” şeklinde sadeleştirildi; aynı zamanda yabancı babadan, Türkiye’de doğup ikamet eden ve erginliğe erişen bireylerin vatandaşlık başvuru koşulları netleştirildi.
27 Mayıs 1961 darbesi sonrasında kabul edilen anayasa, 54. maddesinde vatandaşlık tanımını yine “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ifadesiyle özetledi. Bu düzenleme kapsamında, Türk baba ya da anneye sahip çocuklar otomatik olarak Türk sayılırken, yabancı babadan ve Türk anneden doğanların vatandaşlık durumu kanunla belirlenmiştir. Kanunda öngörülen şartlar dışında vatandaşlık kazanılamaz ve sadece vatana karşı sadakatsizlik gibi bir durum söz konusu olmadıkça kimse vatandaşlıktan çıkarılamaz.