Alevilik
İslami gelenek
Alevilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin mistik tasavvuf görüşlerini benimseyen ve aynı zamanda şamanik unsurları da barındıran, tek bir bütün olarak ortaya çıkan bir İslami akımdır. Sünni İslam ve Usûlî On İki İmamcı Şii İslam’ın aksine, bu akımda bir dizi bağlayıcı dogma yoktur; öğretiler, dini lider olan dede tarafından nesilden nesile aktarılır. Aleviler, İslam’ın altı temel inanç esasını kabul etse de, bu esasların yorumlanmasında farklılıklar görülebilir. Osmanlı döneminden itibaren, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da akademik çevreler tarafından “heterodoks” olarak etiketlenmiş, kurumsal damgalamalarla karşı karşıya kalmıştır. Bugün bile, Alevi topluluğunun bazı kesimleri kendini Müslüman olarak tanımlamamaktadır.
Türkiye’de yaygın olarak "Alevi-Bektaşi" terimi, hem Alevilik hem de Bektaşilik’i kapsayan genel bir tanımlama olarak kullanılır. Bu topluluk, ülkenin nüfusunun yaklaşık %4 ile %15’i arasında değişen bir kısmını oluşturur. Kızılbaş Aleviler, Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir etki yaratmışlardır ancak resmi tarih yazımında ve uzun yıllar boyunca akademik çalışmaların dışında kalmışlardır.
Aleviliğin kökeni, Arapça "Alī" isiminden türetilen "Alevi" kelimesine dayanır; bu, Ali’ye ait veya Ali tarafını tutan anlamına gelir. Şiilik adı ise, “taraf” anlamına gelen Arapça köklerden gelir. Alevilik, Hak‑Muhammed‑Ali üçlemesiyle Ehl-i Beit ve On İki İmamı önemseyen Câferiyye Şiiliğiyle ortak paydalara sahiptir. Varlık birliği kavramı da bu akımın temel taşlarından biridir.
Bektaşi Aleviliğinde, bir dedeye bağlılık ve söz vererek Bektaşilik’e katılmak mümkündür; Kızılbaş Aleviliğinde ise, Alevi bir aileden doğmak kişiyi otomatik olarak topluluğa dahil eder. Alevilerin ritüelleri, dini törenleri ve toplumsal günleri, Müslümanların kabul ettiği temel inanç esaslarını temel alır ancak özgün uygulamalarla zenginleşir.