Bülent Oran
Türk senarist, oyuncu
27 Mart 1924'te İstanbul'da dünyaya gelen Mehmet Bülent Oran, Cevat Rıfat Atilhan'ın oğlu olarak Bakırköy'de büyüdü. Pertevniyal Lisesi'ni bitirdikten sonra Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu, ancak üç yılın ardından eğitimini yarıda bıraktı. Genç yaşta evini terk edip Zeytinburnu'nda bir gecekonduda yaşamaya başladı; bir bez fabrikasında on yıl boyunca hamallık ve puvantörlük yaptı. Çeşitli dönemlerde öğretmenlik, mürettiplik, ressamlık ve topoğraf yardımcılığı gibi işlerde de çalıştı ve Akbaba, Kırkbirbuçuk, Şaka, Karikatür, Taş, Dolmuş ve Kahkaha gibi dergilere mizahi yazılar kaleme aldı.
Sinema dünyasına, yönetmen Sırrı Gültekin'in ısrarlı daveti üzerine 1948‑49 yıllarında figüran olarak adım attı. Setlerde ütücülük ve diğer işçilik görevlerini de üstlenirken, zamanla başrol oyunculuğuna da yükseldi ve altmışı aşkın film ve diziye imza attı. 1952'den itibaren senaryo yazımına yoğunlaştı; bir keresinde Talat Artemel'in evine davet edildiğinde “senaryoyu sen yazacaksın” denildiğini, kağıdı ikiye bölüp bir tarafına hareketleri, diğer tarafına diyalogları yazması talimatını alıp ilk senaryosunu bu şekilde kaleme aldığını söyledi. Aynı dönemde senarist Ayşe Şasa ile evlendi ve çift, birlikte binin üzerinde senaryo üretmiş, 1980'lerde televizyon dizileri için de yazarlık yaptı. Kısa bir süre Marmara Üniversitesi Sinema ve TV Bölümü'nde ders vererek genç yeteneklere yol gösterdi.
Oran, özellikle 2000'li yıllarda “İkinci Bahar” dizisinde Türkân Şoray’ın babası rolüyle geniş kitlelerin hafızasına kazındı. Sinema dünyasındaki yerini pekiştiren bir belgeselde “Yeşilçam’ın Altın Senaristi: Bülent Oran” başlığıyla anıldı ve İbrahim Türk'ün “Senaryo: Bülent Oran” adlı kitabı, onun yaşamını ve senaryo anlayışını detaylıca inceledi. Gazoz kapaklarıyla başlayan koleksiyonculuk merakı, yağlı boya tablolar, dolmakalem ve kitaplara yöneldi; evinde beş kitaplıkta toplam 25‑30 bin civarında eser biriktirdi.
Son röportajında, hastane yatağında “Lütfen ayağımı uzattığım için kusura bakmayın” diyebilecek kadar incelikli bir sanatçı olduğunu vurguladı. Yönetmenlik de yapmış, sinemacı kimliğiyle dünya sinema tarihine adını yazdırmıştır. Özellikle “Aman tanrım! Bu ses… bu ses!”; “Bir zamanlar hakir gördüğün fakir ama onurlu bir genç vardı.”; “Kırılırım ama asla eğilmem.” ve “Senin annen bir melekti yavrum.” gibi unutulmaz tiradlarıyla hafızalarda yer etti. Aynı zamanda “Kırık Çanaklar”, “Vatan ve Namus”, “Ölüm Peşimizde”, “Ateşli Kan”, “Fatoş’un Bebekleri”, “Bomba Gibi Kız”, “Güneşe Giden Yol”, “Yasak Sokaklar”, “Aslan Pençesi”, “Üç Korkusuz Arkadaş”, “Aslan Yürekli Kabadayı”, “Bana Derler Fosforlu” gibi birçok filmde diyaloglarıyla izleyiciyi etkilemeye devam etti.