Türk kültürü
Türkiye ve insanlarına özgü kültürel kurum, kalıp, davranış, gelenek-görenek ve sanat eserleri
Türk kültürü, kökenini Orta Asya’nın zengin birikiminden alır; Selçuklu döneminde Doğu Akdeniz ve İslam dünyasıyla etkileşime girerek günümüze kadar evrilmiştir. Bu süreçte Anadolu Selçuklu mimarisi, kervansaray, cami ve saray gibi yapıların yanı sıra çini, süsleme ve kabartma sanatlarını da ileriye taşımıştır. Taş, hem dini hem sivil hem de ticari yapılar için tercih edilen başlıca malzeme olmuş; 13. yüzyılda Konya ve Sivas’taki taş bezemeler bu dönemin karakteristik özelliği haline gelmiştir. Çini sanatı ise saray ve ibadet yerlerinde yoğun olarak kullanılmaya başlanmış, daha sonra Osmanlı mimarisinde de kendine yer bulmuştur. Bozkır stilindeki hayvan figürleri, özellikle çift başlı kartal ve kaplan motifleri, cami kabartmalarında öne çıkmıştır.
Osmanlı’nın erken dönem mimarisi, İznik ve Bursa’da inşa edilen eserlerle şekillenmiştir; Bursa’daki Orhan Gazi Camii, yeni dini mimarinin ilk örneklerinden biridir. Selçuklu’nun tonoz sistemine kıyasla kubbeler ön plana çıkmış, aynı zamanda hisarlar, hanlar, hamamlar, medreseler ve zaviyeler de inşa edilmiştir. Ticari konaklama ihtiyacını karşılamak üzere iki katlı hanlar tercih edilmiş, kervansarayların yerini almıştır.
XV. yüzyıl ortalarında klasik dönem ortaya çıkmış, sivil alanda ahşap, dini ve ticari yapıların ise taşla inşa edilmesi yaygınlaşmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Roma ve Rönesans etkileri mimariye girmiş, ancak Osmanlı’da tek bir ortak stil hâkim olmamıştır. Bu dönemin önde gelen isimleri arasında Mimar Sinan, Sedefkar Mehmet Ağa, Davud Ağa ve Dalgıç Ahmed Paşa sayılabilir; çoğu da Sinan’ın öğrencisi konumundadır.
18. yüzyılın başında III. Ahmet döneminde başlayan Batılılaşma, mimari anlayışı da etkilemiş; Lale Devri’nde değişiklikler öncelikle saray ve zengin konaklarda görülmüş, mahalle ölçeğindeki dönüşüm ise 19. yüzyıla kadar gerçekleşememiştir. Cumhuriyet döneminde ise 1927‑1939 yılları arasında eleştirilen mimari akımlar, ikinci ulusal mimarlık akımıyla yer değiştirmiş; II. Dünya Savaşı’nın ekonomik etkileri mimari faaliyetleri yavaşlatmıştır. 1950’lerde liberalizmle birlikte uluslararası üsluplar ve betonarme tasarımlar ön plana çıkmış, 1960’larda OECD ve Avrupa Ekonomik Topluluğu ilişkileri yüksek binalar ve ofis yapılarının artmasına yol açmıştır. Kırsal göçün getirdiği kontrolsüz şehirleşme ise konut sorununu beraberinde getirmiştir.
Sinema alanında ise Osmanlı’da ilk film gösterimi 1896’da iki Fransızın sarayda gerçekleştirdiği yayınlarla başlamış, aynı yıl İstanbul ve Beyoğlu’nda halka da gösterimler yapılmıştır. Başlangıçta komedi filmleri tercih edilmiş, halkın ilgisi artınca 1908’de Sigmund Weinberg Pathé Sineması’nı açmış; ardından Beyoğlu’nda Palas ve Majik Sinemaları da faaliyete geçmiştir. 1914 yılında Kemal ve Ali Seden’in sinema faaliyetleriyle bu kültür daha da yaygınlaşmıştır.