Türk tiyatrosu
Türk tiyatrosunun gelişimi
Türk tiyatrosu, kırsalda köy tiyatrolarından şehirlere uzanan halk oyunlarını kapsayan geleneksel bir miras ile 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı’da başlayan Batılılaşma sürecinin etkisiyle şekillenen yeni, batı tarzı sahne sanatını içerir. Tarih öncesi ritüeller, dini törenler ve masal‑destan geleneği, Karagöz, Meddah, orta oyun, köy seyirlik oyunları, kukla ve çengi gibi toplumsal eğlenceler olarak ortaya çıkmıştır; bunların ortak noktası sözlü gelenekten doğmuş, güldürü odaklı olmalarıdır. 19. yüzyılda Batı tiyatrosuyla kaynaşan bu öğeler, “Tulûat” adı verilen bir stile evrilirken, metinli sahne oyunlarına geçiş de aynı dönemde gerçekleşmiştir.
Cumhuriyetin ilanının ardından Devlet Konservatuvarı 1940’larda ilk mezunlarını vermiş, Halkevleri ve Köy Enstitüleri tiyatronun yayılımını İstanbul ve Ankara dışına taşımıştır. 1970’lerde politik temalı topluluklar öne çıkmış, aynı yılların sonlarında daha çok eğlence odaklı bir tiyatro anlayışı benimsenmiş; 1980’lerde ise tek kişilik oyunlarda belirgin bir artış yaşanmıştır.
Tiyatronun kökeni konusunda iki ana görüş bulunur. Birincisine göre, Osmanlı şehirlerinde gelişen Meddah, Karagöz ve orta oyun gibi gösteriler, Orta Doğu’nun bolluk törenlerinin bir yansıması olarak Anadolu köylerinde sergilenen köy seyirlik oyunlarıyla birlikte Türk tiyatrosunun temellerini oluşturur. İkincisi ise, Osmanlı ve İslamiyet öncesi dönemlerde Orta Asya’da şamanistik inançlarla birlikte sahneleşen ritüellerin, Tanrı’yı memnun etmek ve toplumsal hikâyeleri canlandırmak amacıyla düzenlenen teatral törenler olduğunu savunur.
İslamiyet’in kabulünden sonra doğum, sünnet, evlilik, bayram, meslek şenlikleri ve Mevlevî‑Bektaşî törenleri gibi kutlamalar, savaş ve zafer oyunları ile ölüm sonrası dini ritüeller, Türk tiyatrosunun zengin kaynakları arasında yer alır. 12. yüzyıl başlarında Selçuklu saraylarında tiyatro, dini unsurlardan uzaklaşıp halk eğlencesi haline gelmiş; Bizans imparatorlarının taklidiyle sultanları güldüren mudhik ve mukallidler sahnelerde bulunmuştur. Bu gelenek, Osmanlı’da ortaya çıkan orta oyununun da Selçuklu saraylarındaki temsillerin bir devamı olduğu görüşünü destekler.